<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cansın KAYA</title>
	<atom:link href="https://dikelaw.com.tr/author/cansin-kaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link></link>
	<description>Danışmanlık &#38; Arabuluculuk</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 11:28:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://dikelaw.com.tr/wp-content/uploads/2023/11/cropped-dh5-32x32.png</url>
	<title>Cansın KAYA</title>
	<link></link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>12. YARGI PAKETİ İLE FAİZDE YAPILAN DEĞİŞİKLİK</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:37:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İcra Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Nicht kategorisiert]]></category>
		<category><![CDATA[Sigorta Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[12. yargı paketi]]></category>
		<category><![CDATA[adî faizde değişiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[destekten yoksun kalmada faiz başlangıcı]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faiz değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iş gücü kaybında faiz]]></category>
		<category><![CDATA[oransal mahsup]]></category>
		<category><![CDATA[yasal faizde değişiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4340</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (12. Yargı Paketi) ile 3095 sayılı Kanun&#8217;un 1. maddesinde yapılan değişiklikle sabit kanuni faiz sistemi kaldırılmış ve değişken/dinamik bir hesaplama yöntemine geçilmiştir. Aynı Kanun&#8217;un 18. maddesinde yapılan değişiklikle Türk Borçlar Kanunun 55. maddesine eklenen kısımla iş gücü kaybı tazminatlarında hesaplama [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/">12. YARGI PAKETİ İLE FAİZDE YAPILAN DEĞİŞİKLİK</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (12. Yargı Paketi) ile 3095 sayılı Kanun&#8217;un 1. maddesinde yapılan değişiklikle sabit kanuni faiz sistemi kaldırılmış ve değişken/dinamik bir hesaplama yöntemine geçilmiştir. Aynı Kanun&#8217;un 18. maddesinde yapılan değişiklikle Türk Borçlar Kanunun 55. maddesine eklenen kısımla iş gücü kaybı tazminatlarında hesaplama yöntemi değiştirildi. Bu değişikliklere göre;</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>A-Kanuni(Adî) Faiz Hesaplama Formülü</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Kanuni faiz oranı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) ilan ettiği kısa vadeli reeskont oranına endekslenmiştir:</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>I-Güncellenme ve Uygulama Esasları</strong></h3>
<ol>
<li><strong>Yıllık Belirleme: </strong>Her yılın genel kanuni faiz oranı, TCMB&#8217;nin <strong>bir önceki yılın 31 Aralık günü</strong> geçerli olan kısa vadeli kredi reeskont oranının %80&#8217;i olarak belirlenir.</li>
<li><strong>Yıl İçi Ara Güncelleme (30 Haziran Kuralı):</strong>Eğer 30 Haziran tarihindeki TCMB kısa vadeli kredi reeskont oranı, bir önceki 31 Aralık oranından <strong>en az 5 puan</strong> farklılık gösterirse; yılın ikinci yarısında (1 Temmuz – 31 Aralık) geçerli olacak faiz oranı 30 Haziran&#8217;daki yeni reeskont oranının %80&#8217;i olarak güncellenir.</li>
</ol>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>II-Mevcut Dönem İçin Örnek Hesaplama (2026)</strong></h3>
<ul style="font-weight: 400;">
<li><strong>TCMB Reeskont Oranı (31 Aralık 2025): </strong>%38,75</li>
<li><strong>Hesaplama:</strong> 38,75X0,80=%31</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Bu formüle göre, 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren <strong>yeni genel kanuni faiz oranı yıllık</strong><strong> </strong> olarak uygulanmaktadır.</p>
<p class="yoast-text-mark">Önemli Ayrım: Taraflar arasında ticari bir iş veya sözleşmesel/özel mevzuata tabi farklı bir temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa bu genel kanuni faiz oranı esas alınır. Ticari işlerde TCMB avans faiz oranı gibi özel rejimler kendi mevzuat kuralları dahlinde geçerliliğini korumaktadır.</p>
<table style="font-weight: 400; height: 221px;" width="1058">
<tbody>
<tr>
<td width="302"><strong>Kanun Maddesinin Eski Hali</strong></td>
<td width="302"><strong>Kanun Maddesinin Yeni Hali</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="302"><strong>Madde 1 –</strong> Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktar sözleşme ile kararlaştırılmamışsa bu ödeme yıllık yüzde dokuz oranı üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.</td>
<td width="302">MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2>B-<strong> İş Gücü Kaybı Tazminatlarında Faiz Başlangıcı ve Hesaplanması</strong></h2>
<p>Kanunla, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nda yapılan değişikliğe göre, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecek.</p>
<p>Kanun ayrıca, tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin nominal değil oransal mahsup edilmesini de kabul etmiştir.</p>
<p>Örneğin zarar 1.000.000 TL, yapılan ödeme 300.000 TL ise zararın %30’u karşılanmış sayılacaktır. Karar tarihinde toplam zarar 2.000.000 TL olarak hesaplanırsa, mahsup edilecek tutar 300.000 TL değil, 600.000 TL olacak; hükmedilecek tazminat 1.400.000 TL olacaktır.</p>
<table style="height: 418px;" width="1055">
<tbody>
<tr>
<td width="461"><strong>Kanun Maddesinin Eski Hali</strong></td>
<td width="461"><strong>Kanun Maddesine Eklenen Metin</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="461"><strong>MADDE 55- </strong>Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.</p>
<p>Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.</p>
<p>&nbsp;</td>
<td width="461"><strong>MADDE 18- </strong>11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>
<p>“Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.</p>
<p>Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.”</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></em></strong><em> <a href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/">12. YARGI PAKETİ İLE FAİZDE YAPILAN DEĞİŞİKLİK</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:51:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞANMA]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk istememek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sahibi Olmaya Engel Sağlık Probleminin Bulunması]]></category>
		<category><![CDATA[keyfi red]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sebep Olmaksızın Çocuk Sahibi Olmaktan Kaçınmak]]></category>
		<category><![CDATA[tüp bebek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma, boşanmanın özel gerekçelerinden birisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Evlilik birliği, tarafların ortak bir hayat kurma ve geleceği paylaşma iradesiyle kurulur. Ancak bazen tercihler çatışabilir. Evli çiftlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi durumu da Türk aile hukukunda hassas ve üzerinde çokça durulan ve bazı hallerde boşanma sebebi kabul edilen konulardan biridir. Bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/">ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma, boşanmanın özel gerekçelerinden birisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Evlilik birliği, tarafların ortak bir hayat kurma ve geleceği paylaşma iradesiyle kurulur. Ancak bazen tercihler çatışabilir. Evli çiftlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi durumu da Türk aile hukukunda hassas ve üzerinde çokça durulan ve bazı hallerde boşanma sebebi kabul edilen konulardan biridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu makalede, kısaca boşanma sebeplerini ve çocuk meselesinin bu süreçteki hukuki yerini Yargıtay kararları ışığında inceleyeceğiz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) Türk Hukukunda Temel Boşanma Sebepleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu (TMK)</a>, boşanma sebeplerini iki ana başlıkta toplar: Özel boşanma sebepleri (zina, hayata kast, suç işleme vb.) ve genel boşanma sebebi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pratikte en sık karşılaşılan durum, TMK m. 166’da düzenlenen &#8220;Evlilik birliğinin temelinden sarsılması&#8221; yani halk arasındaki adıyla &#8220;şiddetli geçimsizliktir&#8221;. Bir evliliğin devam etmesi taraflardan beklenemeyecek derecede çekilmez hale gelmişse, boşanma davası açılabilir. Çocuk sahibi olma konusundaki uyuşmazlıklar da genellikle bu madde kapsamında değerlendirilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-) Çocuk Sahibi Olunmasının Boşanmaya Etkisi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Hukuk sistemimizde çocuk sahibi olmak bir zorunluluk değilse de evlilik birliğinin doğal amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ancak farklı durumların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-) Çocuk İstememek (Keyfi Red)</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerden birinin, haklı bir sebep (sağlık riski, ağır maddi imkansızlık vb.) olmaksızın çocuk sahibi olmaktan kaçınması, Yargıtay tarafından &#8220;evlilik yükümlülüklerini ihlal&#8221; ve bir kusur olarak görülmektedir. Eğer taraflardan biri evlenirken çocuk istemediğini açıkça belirtmemişse ve sonradan bu konuda direnç gösteriyorsa, Yargıtay bu durumum evlilik birliğini temelinden sarstığını kabul etmektedir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-) Biyolojik Olarak Çocuk Sahibi Olamama (Kısırlık)</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Burada çok önemli bir ayrım vardır: Çocuk sahibi olamama tek başına bir boşanma sebebi değildir. Bir eşin biyolojik olarak çocuk sahibi olamaması, onun kusurlu olduğu anlamına gelmez. Ancak çocuk sahibi olabilmek için tıbbi tedavinin gerekmesi halinde eşin bundan kaçınması, diğer eşin ise tedaviye destek vermemesi gibi haller boşanma davasında kusur olarak kabul edilir. Ayrıca bu durumun yarattığı psikolojik baskı, eşlerin birbirine karşı kırıcı tutumları veya tedavi sürecindeki ilgisizlik boşanma davasına konu olabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>III-) İlgili Mahkeme Kararları</strong></h2>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-) Sağlık Sorunu Nedeniyle Çocuk Sahibi Olmayan Eşe Destek Verilmemesi</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 04.07.2012, 2012/35 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Mahkemece taraflar “eşit kusurlu” kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş, bunun dayanağı olarak da, davalının eşini eve almadığı, davacının da davalının çocuk sahibi olabilmesi için gerekli tedaviyi kabul etmediği gösterilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalının geçirdiği bir ameliyat sonrası doğal yolla çocuk sahibi olma ihtimalinin azaldığı, bunun üzerine üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin (tüm bebek) önerildiği, davacının bunu kabul etmeyerek evden ayrıldığı ve “yeniden evleneceğini” söyleyerek, eşinin evden gitmesini istediği, davalının da, kapıyı açmayarak kocasını eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Baskın kusuru ile boşanmaya yol açan taraf da, koşulları varsa kusuru az olan diğer tarafa tazminat ödemekle sorumlu tutulmalıdır. Hal böyleyken, tarafların “eşit kusurlu” kabul edilmeleri ve buna bağlı olarak davalının tazminat taleplerinin reddedilmesi doğru görülmemiştir.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-) Çocuk Sahibi Olmaya Engel Sağlık Probleminin Bulunması</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 18.02.1991, 1990/10764 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Diğer taraftan, boşanma nedeni olarak kabul edilen söz konusu göz hastalığının koşullarının gerçekleşmesi halinde ileride doğacak çocuklar açısından kalıtsal özellik taşıması, daha açık bir ifade ile böyle bir ihtimalin varlığı dahi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı biçiminde nitelendirilemez. Böyle bir ihtimal, olsa olsa eşleri çocuk sahibi olup olmama konusunda bazı karar ve önlemlere götürebilir. Yargıtayımızın birçok kararında da açıkça dile getirildiği üzere &#8220;kısırlık&#8221; olgusu dahi tek başına bir boşanma nedeni değildir. Eşlerden birinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı bir rahatsızlık sebebiyle ya hiç ya da sağlıklı çocuklara sahip olmaması bir çeşit &#8220;semavi afet&#8221;tir. Eşlerin birlikte göğüslemeleri gereken böyle bir durumda sağlıklı eşin boşanmayı istemesi meşru, haklı, adil ve iyiniyetli bir düşünce olarak kabul edilemez.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>C-) Sebep Olmaksızın Çocuk Sahibi Olmaktan Kaçınmak</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2.HD., 2020/6540 E. 2021/1661 K.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Erkeğin kesinleşen kusurlu davranışları yanında “Kadından ortak çocuk istemediği” anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davacı erkeğin davalı kadına oranla “Daha ağır” kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/6540 Esas 2021/1661 Karar)</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2.HD 2019/4035 E.  2019/11741 K.  02.12.2019 T.</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir. O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur.&#8221; şeklinde hüküm kurmuştur.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 09.12.2013, 2013/16247 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere; boşanmaya sebep olan olaylarda çocuk sahibi olmak istemeyen, eşi hakkında kadınlığını kullanmadığını söyleyen ve birlikte yaşamaktan kaçınan davacı koca tam kusurludur. Davacının bu kusurlu eylemleri aynı zamanda davalı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Durum böyleyken, mahkemece davalı kadının manevi tazminat talebinin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD. 25.11.2013 T. E:14267, K:27556</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kocanın bağımsız ev açmadığı, kız kardeşlerinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, çocuk sahibi olmayı istemediği, buna karşılık davacı-karşı davalı kadının da çıkan tartışmalarda küfürlü konuştuğu, geçimsizliğe neden olan olaylarda her iki tarafın da kusurlu bulunduğu ancak mahkemenin de kabulünde olduğu üzere kusurun ağırlığının davalı-karşı davacı kocada olduğu anlaşılmaktadır.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong style="font-style: inherit;"><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a style="font-style: inherit; font-weight: inherit;" href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></em></strong><em style="font-weight: inherit;"> <a style="font-style: inherit; font-weight: inherit;" href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/">ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/asimetrik-tahkim-anlasmasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/asimetrik-tahkim-anlasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sigorta Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret & Şirketler Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancılar & Avrupa Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik tahkim]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik tahkim anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma yardım sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sigortacılık kanunu m.30]]></category>
		<category><![CDATA[tahkim anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[tahkim başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[tahkim sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4010</guid>

					<description><![CDATA[<p>I-)TAHKİM ANLAŞMASI NEDİR? A-)GENEL OLARAK Tahkim, kanunun cevaz verdiği konularda olmak koşuluyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların mahkeme yerine hakemler vasıtasıyla kesin ve bağlayıcı olarak çözülmesi konusunda tarafların anlaşarak başvurduğu kurum olarak tanımlanabilir. Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi amacıyla yapılan sözleşmeye tahkim anlaşması denmektedir. Tahkim yoluna gidilebilmesi için öncelikle bir tahkim anlaşmasının mevcudiyeti gereklidir. B-)ASİMETRİK [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/asimetrik-tahkim-anlasmasi/">ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-)TAHKİM ANLAŞMASI NEDİR?</strong></h2>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-)GENEL OLARAK</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Tahkim, kanunun cevaz verdiği konularda olmak koşuluyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların mahkeme yerine hakemler vasıtasıyla kesin ve bağlayıcı olarak çözülmesi konusunda tarafların anlaşarak başvurduğu kurum olarak tanımlanabilir. Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi amacıyla yapılan sözleşmeye tahkim anlaşması denmektedir. Tahkim yoluna gidilebilmesi için öncelikle bir tahkim anlaşmasının mevcudiyeti gereklidir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-)ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMASI</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Tahkim anlaşması genel olarak tahkim yoluna başvuruda taraflara eşit yükümlülük yükleyen bir anlaşmadır. Taraflar tahkim anlaşmasını düzenlerken taraflardan birine daha geniş haklar tanıyarak bu eşitliği bozabilmektedir. Bu durumda asimetrik tahkim anlaşması söz konusu olmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-)ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMALARININ ÇEŞİTLERİ</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Asimetrik tahkim anlaşmalarının farklı görünüşlerinden bahsedilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir örnek olarak taraflardan biri mahkemeye başvurabilirken, diğer taraf mahkemeye başvurunun yanı sıra tahkime de başvurma hakkını haiz olmaktadır. Bu örnekte bir taraf tahkime başvuramazken diğer tarafın mahkeme veya tahkim yolu olmak üzere bir seçim hakkı bulunmaktadır. Bu seçim hakkının farklı bir görünüşü olarak, tarafların bir yetki anlaşması yapıp, uyuşmazlıkların sadece bu mahkemelerde çözüleceğini hüküm altına aldıktan sonra sadece bir tarafın tahkime gidebileceğini hüküm altına alması da söz konusu olabilir. Buradaki fark tarafların yetkili mahkemeyi iki taraf için de sınırlamış olmasına rağmen bir tarafa tahkim yoluna başvurmasına da cevaz vermesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir diğer örnek, anlaşmada taraflardan sadece birine tahkime gitme yükümlülüğünün öngörülmesidir. Burada bir tarafa tahkime başvuru konusunda bir zorunluluk öngörülmezken, diğer taraf uyuşmazlığı sadece tahkim yoluyla çözme zorunluluğu altındadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Benzer şekilde, taraflardan birine sadece tek bir tahkim merkezine başvurma hakkı verilirken, diğer tarafa sınırsız bir seçim hakkı verilmesi de bu kapsamda hibrit/karma tahkim anlaşması olarak adlandırılmaktadır ve asimetrik tahkim anlaşması olarak görülmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada başka bir örnek olarak anlaşmada tarafların ikisine de tahkime gitme yolu öngörülüp, taraflardan birinin istediği zaman bu anlaşmayı değiştirebilme şansının verildiği durumlar sayılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnşaat, kira sözleşmelerinde asimetrik tahkim anlaşmaları genellikle taraflardan sadece birinin tahkime başvurma imkanına sahip olduğu şekilde görülürken; finansal sözleşmelerde, özellikle uluslararası türev araçları veya kredi sözleşmeleri söz konusu olduğunda ise mahkeme için yapılan yetki anlaşmasının yanı sıra güçlü tarafın ayrıca tahkime başvurabilmesini sağlayan bir şart olarak ortaya çıkmaktadır. Burada kredi veya para ödüncü gibi finansal anlaşmalar söz konusuyken kredi veren/ödünç veren daha güçlü konumda olduğundan, kendi lehine hak tanımakta, kendi koşullarını kabul ettirebilmektedir. Güçlü taraf borçlunun ülkesinde ya da malvarlığının bulunduğu yerde dava açma ya da tahkime başvurma hakkını tek taraflı olarak sağlayan şartları kabul ettirmektedir. Bu tip durumlarda güçlü taraf sadece belirlediği yerde dava ile karşılaşmak isterken, tahsil kabiliyetini arttırmak için karşı tarafın mallarının bulunduğu yerlerde tahkim veya dava yoluna gitmeyi amaçlamaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>III-)TÜRK HUKUK SİSTEMİNİN ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMALARINA YAKLAŞIMI</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Türk Hukuku’nda asimetrik tahkim anlaşmasına dair iki adet örnek bulunmaktadır. Bunlardan biri <a href="https://www.kiyiemniyeti.gov.tr/raporlar">Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Kurtarma-Yardım Sözleşmesi</a>’ne istinaden yapılan tahkim sözleşmeleri iken, bir diğeri ise <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5684&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu</a> m. 30/1 uyarınca yapılan tahkim sözleşmeleridir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-)Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Kurtarma-Yardım Sözleşmesi</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Kurtarma-Yardım Sözleşmesi’nde 2015 yılında yapılan değişiklikle asimetrik tahkim anlaşması niteliğindeki hüküm kaldırılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurtarma-Yardım Sözleşmesi m. 6/4 kaldırılmadan önce “<em>Taraflarca sulh olunmaması halinde, kurtarılan değerlere verilen kurtarma-yardım hizmetinden kaynaklanan kurtarma-yardım alacağının tayinine ilişkin ihtilaf, yasal süresi içerisinde kurtarıcının talebi üzerine İstanbul’da tahkim yolu ile hallolunur.</em> Diğer ihtilaflar genel hükümlere göre İstanbul mahkemelerinde hal ve fasl olunur.” şeklinde düzenlenmişti. Burada tahkime başvuru hakkının sadece söz konusu hizmeti veren Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne verildiğini, bu tahkimin de sadece ilgili alacağın tayinine ilişkin olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">uluslararası dolaşımda olan bir geminin Çanakkale Boğazı’nda fırtınaya tutulmasından dolayı mahkemeye intikal eden bir anlaşmazlıkta mahkeme, taraflar arasında geçerli bir tahkim şartının bulunduğunu ve bu durumun tahkime konu olması nedeniyle görevsiz olduğunu belirterek davayı görevsizlikten reddetmiştir. Temyiz başvurusu üzerine dosyaya bakan Yargıtay, söz konusu asimetrik tahkim şartını geçersiz kabul etmiştir. Yargıtay burada taraflardan birine tahkime başvuru hakkının verilip de diğer tarafın mahkemeye başvuru hakkı kaldırıldığı için hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini belirtmiştir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-)5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30/1 uyarınca yapılan tahkim sözleşmesi</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Sigortacılık Kanunu m. 30/1 “<em>Sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden veya Hesaptan faydalanacak kişiler ile Hesap arasında doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla Birlik nezdinde Sigorta Tahkim Komisyonu oluşturulur.</em> Sigortacılık yapan kuruluşlardan, sigorta tahkim sistemine üye olmak isteyenler, durumu yazılı olarak Komisyona bildirmek zorundadır. Sigorta tahkim sistemine üye olan kuruluşlarla uyuşmazlığa düşen kişi, uyuşmazlık konusu sözleşmede özel bir hüküm olmasa bile tahkim usûlünden faydalanabilir. (Ek cümle : 3/4/2013-6456/45 md.) İlgili mevzuat ile zorunlu tutulan sigortalardan kaynaklanan bu fıkra kapsamındaki uyuşmazlıklar için ilgili kuruluş sigorta tahkim sistemine üye olmasa dahi hak sahipleri bu bölüm hükümlerine göre tahkim usulünden faydalanabilir&#8230;” şeklindeki kısmıyla asimetrik tahkim anlaşmasına dair hüküm içermektedir. Burada bir kısım ihtilaflar yönünden tahkim imkânı sadece bir tarafa özgü olarak getirilmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>IV-)ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMALARININ GEÇERLİLİĞİ</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Asimetrik tahkim anlaşmalarının geçerliliği hususunda yeknesaklık söz konusu değildir. Eskiden mahkemelerin yaklaşımı bu tip tek taraflı tahkim anlaşmalarının geçersiz olduğu yönündeyken, son yıllardaki kararlara bakıldığında bu anlayışın değiştiği ve bu tip anlaşmaların geçerli olduğu yönünde kararlar verildiği görülmektedir.</p>
<p>Doktrinde de farklı görüşler bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Bir görüşe göre, tarafların işçi, tüketici gibi zayıf taraf olmadığı sürece ve yargı yollarına başvurmadan feragat söz konusu olmadıkça taraflardan sadece birinin tahkime başvurmasını öngören anlaşmaların sözleşme serbestisi anlayışı içerisinde değerlendirilip geçerli kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Başka bir görüşe göre, zayıf tarafların söz konusu olduğu sözleşmelerde her zaman asimetrik tahkim anlaşmasının geçersiz olduğu baştan kabul edilmemeli, gerekli incelemeler sonucunda zayıf tarafın lehine olarak tek taraflı bir tahkim başvuru imkânı sağlandıysa burada artık güçlü tarafın bir dayatması söz konusu olmayacağından ilgili asimetrik tahkim anlaşması geçerli sayılmalıdır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Başka bir görüşe göre ise asimetrik tahkim anlaşmaları taraflardan birine üstünlük tanıması, iki tarafı kapsayıcı olmaması, eşitsizlik yaratması sebebiyle geçersiz sayılmalıdır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p data-start="13957" data-end="14089">NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</p>
<p data-start="13957" data-end="14089"><a href="https://dikelaw.com.tr/iletisim/">Dike Hukuk</a> ile iletişime geçmek için: https://wa.me/905337608453</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/asimetrik-tahkim-anlasmasi/">ASİMETRİK TAHKİM ANLAŞMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/asimetrik-tahkim-anlasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 12:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞANMA]]></category>
		<category><![CDATA[terk]]></category>
		<category><![CDATA[terk edilen eş]]></category>
		<category><![CDATA[terk ihtarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukukumuzda boşanma nedenleri birkaç ayrımda incelenmektedir. Bu ayrımlardan biri genel ve özel boşanma sebepleri şeklindeki ayrımdır. Özel boşanma sebepleri içerisinde yer alan terk sebebiyle boşanma kendine özel şartları bulunan kusura dayalı bir boşanma sebebidir. TMK Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/">TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hukukumuzda boşanma nedenleri birkaç ayrımda incelenmektedir. Bu ayrımlardan biri genel ve özel boşanma sebepleri şeklindeki ayrımdır. Özel boşanma sebepleri içerisinde yer alan terk sebebiyle boşanma kendine özel şartları bulunan kusura dayalı bir boşanma sebebidir.</p>
<table style="font-weight: 400;">
<tbody>
<tr>
<td width="604">TMK Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 style="font-weight: 400;">II-DAVAYI KİMLER AÇABİLİR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Terk nedeniyle boşanma davasını hukuki anlamda “terk edilen” eş açabilir. Hukuken bazen müşterek konutta yaşamaya devam eden kişi de &#8220;terk eden eş&#8221; olabileceği için hangi eşin hangi koşullarda terk eden eş olarak kabul edildiğine dair yazımızın üst bölümündeki bilgilere dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">III- DAVADA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</h2>
<p style="font-weight: 400;">A-Terk nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">B-Yetkili mahkeme ise tek değildir. Terk edilen eş davayı, aşağıda belirtilen iki yer mahkemesinden birinde açılabilir:</p>
<p style="font-weight: 400;">1-Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi.</p>
<p style="font-weight: 400;">2-Boşanma davası açılmadan önce eşlerin son kez altı aydan uzun süreyle birlikte yaşadıkları yer mahkemesi.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">I-TERK SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASININ ŞARTLARI</h2>
<h3>A. Eşlerden birisinin müşterek konutu terk etmesi.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Hukuki anlamda terk günlük konuşma dilindeki anlamıyla aynı değildir. Bir eşin müşterek konutta kalmadığı her durum hukuken terk olarak kabul edilmediği gibi bazı hallerde ise müşterek konutta yaşamaya devam eden eş terk eden taraf olarak kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin;</p>
<ul>
<li>Evlilik birliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek için haklı bir sebebi olmaksızın müşterek konuttan sürekli olarak ayrılması,</li>
<li>Haklı bir sebeple evden ayrılan eşin haklı sebep ortadan kalktıktan sonra müşterek konuta dönmemesi,</li>
<li>Haklı bir sebep olmaksızın diğer eşin müşterek konuta dönmesine engel olunması, (Bu halde müşterek konutta yaşamaya devam ederken diğer eşin müşterek konutta yaşamasını engelleyen eş “terk eden eş” olarak kabul edilmektedir)</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Halleri hukuken terk olarak nitelendirilmektedir.</p>
<h3>B. Terk eden kişinin kusurlu olması yani haklı bir sebebinin olmaması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk eden eşin tedavi için geçici olarak bir sağlık kurumunda kalınması, eşin şiddet görmesi sebebiyle ortak konuttan ayrılması, hastalık sebebiyle geçici olarak kök ailenin yanında kalınması, memuriyet ya da kamu görevi için farklı yerde kalınması gibi haklı bir sebebi varsa bu kişi kendi kusuruyla evi terk etmediğinden kusurlu kabul edilmez.</p>
<h3>C. Terkin en az altı ay sürmüş olması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk süresinin kesintisiz olarak en az altı ay sürmüş olması gerekmektedir. Sadece bu sürenin kesilmesi ve davanın önlenmesi amacıyla samimi olmayan eve dönüşler bu süreyi kesmez. Ancak eşlerden biri evi terk edip bir ay sonra eve dönmüş, bir süre sonra evi tekrar terk etmişse bu süreler toplanmaz.</p>
<h3>D. Terk eden eşe eve geri dönmesi için ihtar çekilmiş olması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk edilen eşin terk eden eşe eve dönmesi için bir ihtarname göndermesi gerekmektedir. Eş samimi bir şekilde eve geri dönmeye çağrılmadır. Örneğin terk edilen eş ihtar göndermiş ancak evin kilitlerini değiştirmişse bu geçerli bir çağrı olarak kabul edilmez. Ayrıca eve dönemesi için eşe en az iki ay süre verilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"> İhtarın mahkemeden veya noterden gönderilmesi ve eşe tebliğ edilmiş olması şarttır.</p>
<h3>E. Terk eden eşin ihtara rağmen eve dönmemesi.</h3>
<p>Terk eden eşin ihtarname üzerine eve geri dönmesi halinde terk edilen eşin dava hakkı düşer. Eğer terk eden eş eve samimi şekilde dönmüş ancak tarafların evliliklerinde anlaşmazlıkları devam diyor ise terk sebebiyle değil şartları varsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açılabilir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>IV-DAVADA İSPAT YÜKÜ</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk nedeniyle boşanma davası açan eş, yukarıda belirtilen şartların gerçekleştiğini ispatlamalıdır. Eşin başka bir yerde yaşadığına ilişkin tanık anlatımları, kurum veya başka yerlerde eşinin adresini müşterek konuttan farklı bir ev olarak bildirmiş olması, yazışmalar gibi delillerle; ihtarname için ise mahkeme veya noter kayıtları ile ispat yükü yerine getirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müşterek haneyi terk eden eş ise aleyhine karar çıkmaması için ihtarnameye rağmen eve dönememekte haklı bir sebebinin olduğunu ispat etmelidir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>V-İLGİLİ YARGI KARARLARI</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Terk eden eşin hangi eş olduğunda ilişkin Yargıtay HGK., E. 2013/1688 K. 2015/1032 T. 13.3.2015</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Bu açıklamalar karşısında terke dayalı boşanma davasında dava açma hakkı, kanunun açık deyimiyle sadece terk edilen eşe ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş “terk eden eş” konumunda olmakla, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu olgu ile yukarıda açıklanan diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır şeklindeki yasal düzenleme birlikte ele alındığında davacı eşin gerçekte iddia ettiği gibi terk edilen değil, terk eden eş olduğunun kabulü gerekir.”</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>İhtarda bulunması gereken koşullara ilişkin Yargıtay HGK., E. 2012/686 K. 2013/67 T. 16.1.2013</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Ne var ki, boşanma davasına bakan hâkim, salt ihtarın varlığını yeterli görmemeli; bu ihtarın, boşanma davası açabilmenin ön koşulu olmasını da gözeterek, kanunda yer alan unsurları taşıyıp taşımadığını, resen (kendiliğinden) incelemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Önemle vurgulamakta yarar vardır ki, ihtar kararının sonuç doğurabilmesi, dolayısıyla da ihtar kararının tebliğine rağmen yasal süresinde ortak konuta dönmeyen eş aleyhine açılacak boşanma davasının kabul edilebilmesi için iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlardan ilki, ihtar kararında ve ekinde bulunması gereken biçimsel koşulların varlığı; diğeri ise işin esasına ilişkin unsurların tamlığıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İhtar isteğinde bulunabilmenin koşulu; boşanma davası açmak için belirli sürenin (dördüncü ayının) bitmesi yani, eşin terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olmasıdır. Bu halde mahkemece verilecek ihtar kararında; davet edilen evin açık -ayrıntılı- adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa evin anahtarının bulunduğu yer belirtilmeli; davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve özellikle davete iki ay içinde uyulması gerektiği, aksi halde bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu, açıklanmalıdır.”</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Terke dayalı boşanma davasında ispat yüküne dair Yargıtay HGK., E. 2012/636 K. 2012/1073 T. 5.12.2012</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Öte yandan terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasında, müşterek haneyi terk eden eşin, terkte haklılığını değil, davete uymamada haklılığını kanıtlaması gerekmektedir (Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 14.02.2001 gün 2011/2-122 E 2001/116 K. ile 03.02.1999 gün 1999/2-54 E 1999/56 K. sayılı kararları).”</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></strong></em><em> <a href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/">TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EVLAT EDİNME</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 17:01:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aile hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte evlat edinme]]></category>
		<category><![CDATA[evlat edinme]]></category>
		<category><![CDATA[küçük evlat edinme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlat edinilebilmesi için hukukumuzda evlat edinilenin ve evlat edinen/edinenlerin durumlarına göre farklı şartlar aranmaktadır. Bu yazımızda farklı durumlarda aranan şartlar ayrı ayrı açıklanacaktır. Evlat edinme süreci hakkında https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/ sitesinden de bilgi alabilirsiniz. I-EVLAT EDİNİLENDE ARANAN ŞARTLAR A-EVLAT EDİNİLENİN KÜÇÜK OLMASI Başvuru tarihi itibariyle 18 yaşından küçük ve başka bir yolla ergin kılınmamış olanların evlat edinilmesi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/">EVLAT EDİNME</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Evlat edinilebilmesi için hukukumuzda evlat edinilenin ve evlat edinen/edinenlerin durumlarına göre farklı şartlar aranmaktadır. Bu yazımızda farklı durumlarda aranan şartlar ayrı ayrı açıklanacaktır. Evlat edinme süreci hakkında <a href="https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/">https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/</a> sitesinden de bilgi alabilirsiniz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">I-EVLAT EDİNİLENDE ARANAN ŞARTLAR</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">A-EVLAT EDİNİLENİN KÜÇÜK OLMASI</h3>
<p style="font-weight: 400;">Başvuru tarihi itibariyle 18 yaşından küçük ve başka bir yolla ergin kılınmamış olanların evlat edinilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Evlat edinmek isteyenlerin evlat edinilmek istenene bir sene boyunca bakmış, onu eğitmiş olması,</li>
<li>Evlat edinmede evlat edinilen küçüğün yararının bulunması,</li>
<li>Evlat edinen/edinenlerin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı şekilde zedelenmemesi,</li>
<li>Küçük ayırt etme gücünü haiz ise küçüğün rızası,</li>
<li>Küçük vesayet altında ise vesayet ve denetim makamlarının izin vermesi,</li>
<li>Küçüğün anne ve babasının rıza vermesi,</li>
<li>Evlat edinin ile evlat edinilen arasında en az 18 yaş farkı olması (Aşağıdaki yargı kararında görüleceği üzere bu farkın daha az olduğu bazı hallerde de evlat edinilmesi kabul edilmiştir),</li>
<li>Küçüğün anne ve babasının rızası. Bu izin velayete bağlı değildir. Yani velayet hakkı olmasa dahi anne ve babanın izin vermesi aranmaktadır. Ancak küçüğün anne ve babasının; kim olduğu, uzun süredir nerede oturdukları bilinmiyorsa ya da bu kişilerin ayırt etme güçleri yoksa yahut küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa izin şartı aranmaz.</li>
</ol>
<h3 style="font-weight: 400;">B-EVLAT EDİNİLENİN ERGİN/KISITLI OLMASI</h3>
<p style="font-weight: 400;">Ergin/kısıtlı birinin evlat edinilmesi aşağıdaki şartların sağlanmasıyla mümkündür:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">a.Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç biri evlat edinmek isteyen tarafından sürekli 5 yıldan beri bakılıp gözetilmiş,<br />
b.Evlat edinmek isteyen, evlat edinilmek istenen küçükken ona 5 sene bakmış, eğitmiş,<br />
c.Diğer haklı sebepler mevcut ve evlat edinmek isteyen ile evlat edinilmek istenen 5 yıldan beri aile halinde birlikte yaşamaktaysalar,</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinmek isteyenin alt soyu varsa onların da açık muvafakati,</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen evli ise eşinin açık rızası,</li>
</ol>
<h2 style="font-weight: 400;">II-EVLAT EDİNENLERDE ARANAN ŞARTLAR</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">A-EŞLERİN EVLAT EDİNMESİ</h3>
<h4 style="font-weight: 400;">1-EŞLERİN BİRLİKTE EVLAT EDİNMEDE ARANAN ŞARTLAR</h4>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerin evlat edinmesinde kural birlikte evlat edinmedir. En geç evlat edinme başvurusu yapıldığında beş yıldan beri evli olunması veya eşlerin 30 yaşından büyük olması gerekmektedir. Eşler beş yıldır evli değil ise ikisinin de 30 yaşından büyük olması şarttır.</p>
<h4 style="font-weight: 400;">2-EŞLERDEN BİRİNİN TEK BAŞINA EVLAT EDİNMESİ</h4>
<p style="font-weight: 400;">Yukarıda açıklandığı üzere evli kişiler için kural birlikte evlat edinmedir. Ancak eşler bazı hallerde tek başlarına evlat edinmeleri mümkündür. Diğer eş ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunsa veya en az iki yıldır nerede olduğu bilinmiyorsa ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süredir ayrı yaşıyorlarsa evlat edinmek isteyen kişi 30 yaşını doldurmuş olmak şartıyla tek başına evlat edinebilir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;">B-EVLİ OLMAYAN KİŞİNİN TEK BAŞINA EVLAT EDİNMEDE ARANAN ŞARTLAR</h3>
<p style="font-weight: 400;">Evli olmayan bir kimsenin evlat edinebilmesi için ayırt eme gücüne sahip olması ve 30 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca kişi vesayet altında ise vesayet ve denetim makamından yani sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemelerinden izin alınmış olması da şarttır.</p>
<h3 style="font-weight: 400;">C-EŞLERDEN BİRİNİN DİĞER EŞİN ÇOCUĞUNU EVLAT EDİNMESİ</h3>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerden biri diğer eşin çocuğunu evlat edinmek isterse farklı şartlar aranmaktadır. Bu durumda eşlerin sadece iki yıl evli olması ve evlat edinecek kişinin 30 yaşından büyük olması yeterlidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">II-EVLAT EDİNMENİN SONUÇLARI</h2>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Ana ve babaya ait yükümlülükler evlat edinen/edinenlere geçer.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlatlığın ana ve babası ile soy bağı varlığını korur ve mirasçılık devam eder.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinen ve evlat edinilen veya bunlardan birinin diğerinin eşi ya da altsoyu arasında kesin evlenme engeli olur.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen, evlat edinene mirasçı olur. Ancak evlat edinen, evlat edinilene mirasçı olmaz.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen, isterse küçüğe yeni bir ad verebilir. Evlat edinilen ergin ise evlat edinenin soyadını isterse alabilir.</li>
</ol>
<h2 style="font-weight: 400;">III-GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</h2>
<p style="font-weight: 400;">Evlat edinenin veya birlikte evlat ediniliyorsa evlat edinen eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir. Görevli mahkeme ise aile mahkemeleridir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">IV-İLGİLİ YARGI KARARLARI</h2>
<p style="font-weight: 400;">Evlat edinilen ile evlat edinen arasında mutlaka en az 18 yaş farkının olması şartına dair <strong>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 25/7/2023 Tarihli, B. No: 2020/10490 Yıldız Ceylan Var kararı:</strong></p>
<p class="yoast-text-mark"><span style="font-weight: 400;">“<em>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 308. maddesi gereğince evlat edinilenin evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması gerektiğini ancak başvurucu ile B.V. arasındaki yaş farkının on altı olduğunu, bu durumda evlatlık ilişkisi kurulamayacağını belirterek başvurucu ile B.V. arasındaki evlatlık ilişkisi k</em></span>aldırılmasını 10/9/2015 tarihli davaname ile talep etmiştir..</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Somut olayda başvurucunun dört yaşından itibaren B.V.yi babası olarak bildiği, B.V.nin başvurucunun bakım ve gözetimini baba sıfatıyla uzun yıllar boyunca sürdürdüğü, hatta başvurucunun sonradan soyadı değişikliği yaparak B.V.nin soyadını edindiği hususları dikkate alındığında başvurucu ile B.V. arasında doğal ve gerçek düzeyde çocuk-ebeveyn ilişkisinin fiilen oluştuğu açıktır. Öte yandan B.V. geçirdiği trafik kazası nedeniyle biyolojik olarak baba olamayacağını da süreçte ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, devam eden ve süregelen hukuki süreç içerisinde B.V. ile evlatlık ilişkisi kurulmasının yararına olacağını birçok kez ileri sürmüş, kamusal makamlarca da evlat edinmenin başvurucunun yararına olacağı ve aile ilişkilerinin korunmasına katkı sağlayacağı tespit edilmiştir.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Mevcut kuralın kesin ve genel olması, hiçbir istisnaya yer vermemesi somut olayda olduğu gibi çocuğun üstün yararının korunması ilkesine ve aile hayatı ilişkilerine zarar vermektedir.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>YHGK, T: 15.11.2006; E: 2006/2-704, K: 2006/724:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“…<em>Mahkemenin “TMK.nun 306. maddesine göre eşler ancak birlikte evlat edinebilirler. Davacı evli olup eşi davacı olmamış, TMK 308. maddesine göre de davacının eşi İ. S. da davacı olarak davaya katılsa bile evlat edinilmek istenen E. ile davacının eşi arasında 18 yıldan az zaman bulunduğundan davacının eşi ile birlikte davalıyı evlat edinmesi de mümkün olmadığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir&#8230;” gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece “&#8230;Davacı İ. S. ile evlat edinilmek istenen ve dava tarihinde reşit olan E. arasında 18 yaştan az fark olduğundan TMK.nun 308/1.maddesi hükmündeki şart gerçekleşmediğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir&#8230;” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. … onanması gerekir. …</em>”</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong><em> https://wa.me/905337608453</em></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/">EVLAT EDİNME</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 09:27:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[artmirasçı]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[miras hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[yedek mirasçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3358</guid>

					<description><![CDATA[<p>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA Miras bırakan, yedek mirasçı ve/veya art mirasçı atayarak mirasçısının mirası kazanamaması halinde terekesinin akıbetini belirleyebilir. Miras bırakan bu tasarruflarla örneğin mirasçısının mirastan yoksunluk sebebiyle mirasa hak kazanamaması halinde terekesine ne olacağını belirlemiş olur. Bu yazımızda miras bırakanın ölümünden sonra hüküm ifade edecek tasarruflarından yedek mirasçı atama ve art mirasçı atamayı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/">YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-weight: 400;"><strong>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</strong></h1>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan, yedek mirasçı ve/veya art mirasçı atayarak mirasçısının mirası kazanamaması halinde terekesinin akıbetini belirleyebilir. Miras bırakan bu tasarruflarla örneğin mirasçısının mirastan yoksunluk sebebiyle mirasa hak kazanamaması halinde terekesine ne olacağını belirlemiş olur. Bu yazımızda miras bırakanın ölümünden sonra hüküm ifade edecek tasarruflarından yedek mirasçı atama ve art mirasçı atamayı inceleyeceğiz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) YEDEK MİRASÇI</strong></h2>
<h3>A-) YEDEK MİRSASÇI ATAMA NEDİR?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Yedek mirasçı atama, belirlediği asıl mirasçının mirası reddetmesi, mirasçılıktan çıkarılması ya da kendisinden önce ölmesi gibi durumlarda onun yerine geçecek başka bir kişiyi önceden belirlemesidir. Bu şekilde yedek mirasçı atandığında asıl mirasçıya geçemeyen miras yasal mirasçı veya mirasçılara değil yedek mirasçıya geçer.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-)YEDEK MİRASÇININ MİRASA HAK KAZANMASININ ŞARTLARI NELERDİR?</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin yedek mirasçılığının hüküm doğurması için bu kişinin miras bırakanın vefat anında sağ veya anne karnına düşmüş olması gerekmektedir. Ayrıca yedek mirasçı olacak kişi mirasa ehil olmalı ve mirastan yoksun olmamalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-) ART MİRASÇI</strong></h2>
<h3>A-)ART MİRASÇI ATAMA NEDİR?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla bir kişiyi ön mirasçı, bir başka kişiyi ise art mirasçı olarak atayabilir. Bu şekilde ölüme bağlı tasarrufta bulunarak ön mirasçı atadığı kişiyi mirası art mirasçıya devretmekle yükümlü kılabilir. Art mirasçı atama, miras bırakanın, bir kişiyi ön mirasçı olarak atayıp, bu kişinin ölümünden veya belirlediği bir koşulun gerçekleşmesi yahut vadenin gelmesi üzerine mirasın devredilmesi için bir başka kişiyi art mirasçı olarak belirlemesidir.</p>
<p><strong>B-)ART MİRASÇININ MİRASA HAK KAZANMASININ ŞARTLARI NELERDİR?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin art mirasçı olabilmesi için mirasın öngörülen geçiş zamanında sağ olması gerekir. Ancak TMK m.583 uyarınca mirasın açıldığı anda henüz var olmayan bir kimse de art mirasçı olarak atanabilir. İleride doğacak çocuğun art mirasçı olabilmesi için, miras bırakanın ölümü anında cenin durumunda bulunması şart değildir. Miras bırakanın ölümünden sonra da ana rahmine düşecek kişiler bu yolla miras hakları elde edebilirler. Ayrıca bir kişinin art mirasçı olabilmesi için mirasa ehil olması ve mirastan yoksun olmaması gerekmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">C-) YEDEK VE ART MİRASÇI NASIL ATANIR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişi vasiyetnameyle veya miras sözleşmesiyle yedek veya art mirasçı atayabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">D-) YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan yedek veya art mirasçı atayarak terekesi üzerindeki etkisini genişletmektedir. Ayrıca art mirasçı atama henüz ergin olmamış çocuğunun mirasını kötü müdahalelerden de korumaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>E-) YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?</strong></h2>
<p>Art mirasçı atamak suretiyle ön mirasçı olan saklı paylı mirasçının saklı payında tasarruf edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Art mirasçı atamada yedek mirasçı atamadan farklı olarak birden fazla art mirasçı öngörülmesi yasaklanmıştır. Bunun amacı terekeye dahil olan bir malvarlığının tedavülden kalkmasının önlenmesidir. Yani miras bırakan bir ön mirasçı, bir art mirasçı belirleyerek ön mirasçıdan sonra terekesinin art mirasçıya kalmasını düzenleyebilir ancak bu art mirasçıdan sonra gelecek bir mirasçı daha belirleyemez.</p>
<p>Miras bırakanın vefatından sonra miras açıldığında henüz var olmayan biri art mirasçı olarak atanmış ve miras bırakan ön mirasçı atamamışsa yasal mirasçı, ön mirasçı sayılır.</p>
<p>Mirasın art mirasçıya geçmesi için gereken koşul gerçekleşmeden veya vade gelmeden ön mirasçı vefat ederse miras doğrudan art mirasçıya geçmez. Art mirasçılığın hüküm ifade etmesi için gereken koşulun gerçekleşmesine veya vadenin gelmesine kadar miras, ön mirasçının kendi mirasçılarına geçer.</p>
<p>Art mirasçı mirasın kendisine geçmesi için aranan koşullar gerçekleşmeden vefat ederse aksi belirtilmedikçe miras, ön mirasçıya kalır ve ön mirasçıdan sonra onun mirasçılarına geçer.</p>
<p>Mirasın art mirasçıya geçmeden ön mirasçıda olduğu dönemde art mirasçının hakkının korunması önemli bir husustur. Bu nedenle Türk Medeni Kanun’unda art mirasçının korunması için hüküm bulunmaktadır. Kanun’a göre sulh hukuk mahkemesi ön mirasçıya geçen mirasın defterini tutar. Miras bırakan açıkça aksini belirtmedikçe mirasın ön mirasçıya teslimi onun güvence göstermesine bağlıdır. Taşınmazlarda bu güvence, yeterli görüldüğü takdirde mirası geçirme yükümlülüğünün tapu kütüğüne şerh verilmesiyle de sağlanabilir. Ön mirasçı güvence göstermez veya art mirasçının beklenen haklarını tehlikeye düşürürse, mirasın resmen yönetimine karar verilir. Ayrıca mirasın art mirasçıya geçmesinden önce ön mirasçının yaptığı tasarruflar art mirasçı atama koşulunu ihlal ettiği ölçüde art mirasçıya karşı hüküm ifade etmez. Ancak iyi niyetli üçüncü kişilerin hak kazanımları saklıdır.</p>
<h2>F-) İLGİLİ YARGI KARARLARI</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">Yargıtay 7. HD., E. 2022/1062 K. 2023/3536 T. 22.6.2023</h3>
<p style="font-weight: 400;">“Davalı vekilinin temyiz itirazları bakımından; vasiyetnamenin; &#8220;Torunum &#8230; oğlu &#8230;&#8217;un çocuksuz ölümü halinde, mirasımın eşit paylar halinde yeğenlerim &#8230; oğlu &#8230; ile &#8230; oğlu &#8230;&#8217;a kalmasını istemekteyim. Bu paylaşım eşim &#8230;&#8217;unda ölümü halinde söz konusu olacaktır. Gelinim &#8230;&#8217;un menkul ve gayrimenkul malların ile bankalardaki hesaplarımdan mirascı olmasını (torum &#8230;&#8217;unda çocuksuz olarak ölümü halinde) istememekteyim&#8221; şeklindeki 7 nci maddesinde yer alan düzenlemede &#8230; ön mirasçı, &#8230; ve &#8230; ise art mirasçıdır. Belirtilen mirasçılık ve şartlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 521 inci vd. maddelerine uygun olup iptale ilişkin bir husus bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken tasarrufun içeriğinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde değildir.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;">Sakarya BAM, 1. HD., E. 2022/1984 K. 2023/1554 T. 8.11.2023</h3>
<p style="font-weight: 400;">“Zonguldak 2. Noterliği&#8217;nin 10/12/2015 tarihli 21583 yevmiye numaralı vasiyetnamesi incelendiğinde; vasiyet eden muris K5 tarafından Zonguldak Merkez, A4 Mahallesi, 389 ada, 542 parsel 1. bodrum kat, 6 nolu bağımsız bölüm ile; Akyazı İlçesi, A5 Mahallesi, 174 ada, 3 nolu parseldeki 15.Blok, zemin kat, C giriş, 5 bağımsız bölüm nolu taşınmazın eşi olan davacı K1L&#8217;a vasiyet edildiği, K1&#8217;ın vefatı halinde ise; 389 ada, 542 parselde bulunan 6 nolu bağımsız bölümün davalı oğlu K4&#8217;a 174 ada, 3 nolu parseldeki hissenin ise; oğlu olan davalı K3&#8217;a vasiyet edildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu şekilde ön mirasçı olarak vasiyet eden muris tarafından eşi K1&#8217;ın atandığı, art mirasçı olarak ise; 542 nolu parseldeki bağımsız bölüm yönünden K4&#8217;ın, 174 ada, 3 nolu parsel yönünden ise; K3&#8217;ın atandığı görülmektedir… sonra somut olaya gelince; yukarıda belirtildiği gibi anılan vasiyetnamede TMK&#8217;nın 521.maddesi uyarınca davacının ön mirasçı, davalı K4&#8217;ın ise; 6 nolu bağımsız bölüm yönünden art mirasçı olarak atanması dikkate alındığında ve art mirasçı atanmasına ilişkin şerhin TMK&#8217;nun 1010. maddesi uyarınca konulmasına engel bir hal bulunmadığından, mahkemece bu taşınmaz yönünden şerh konulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı tarafın bu konuya hasren yapmış olduğu istinaf talebi haksız görülmüştür.”</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır. </em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></strong></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/">YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 12:50:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[ölüme bağlı tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyetname]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3421</guid>

					<description><![CDATA[<p>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR Kişiler genellikle vefatlarından sonra malvarlıkları üzerinde söz sahibi olmak için vasiyetname düzenler. Bu yazımızda vasiyetname türleri ve vasiyetname düzenlerken dikkat edilmesi gereken hususlar incelenecektir.  Her tür vasiyetnamenin sıkı şekil ve geçerlilik şartları bulunduğundan bulunmaktadır. Bu nedenle bireylerin bu işlemleri dikkatle ve mümkünse hukuki danışmanlık alarak yapmaları önemlidir. I-) Vasiyetnamenin Tanımı ve Hukuki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/">VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-weight: 400;"><strong>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</strong></h1>
<p style="font-weight: 400;">Kişiler genellikle vefatlarından sonra malvarlıkları üzerinde söz sahibi olmak için vasiyetname düzenler. Bu yazımızda vasiyetname türleri ve vasiyetname düzenlerken dikkat edilmesi gereken hususlar incelenecektir.  Her tür vasiyetnamenin sıkı şekil ve geçerlilik şartları bulunduğundan bulunmaktadır. Bu nedenle bireylerin bu işlemleri dikkatle ve mümkünse hukuki danışmanlık alarak yapmaları önemlidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) Vasiyetnamenin Tanımı ve Hukuki Niteliği</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname, kişinin vefatından sonra etkisini göstermek üzere arzularını açıklamasıdır. Kişi vasiyetname ile belirli mal bırakabilir, vakıf kurabilir, mirasçı ya da yedek veya art mirasçı atayabilir, vasiyeti yerine getirme görevlisi atayabilir, mirastan ıskat (çıkarma) yapabilir ya da çeşitli yüklemelerde bulunabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir. Bunun en önemli sonucu vasiyetçinin vasiyetnamesini tek taraflı olarak geri alabilmesidir.</p>
<h2><strong>II-) Vasiyetname Türleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Türk Medeni Kanunu&#8217;nda üç tür vasiyetname düzenlenmiştir. Vasiyetnamenin kanunda düzenlenen şekillerden birine uygun olarak yapılması şarttır.</p>
<h3><strong>A-)Resmî Vasiyetname </strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Resmî vasiyetname; noter, sulh hâkimi veya yetkili resmi memur huzurunda düzenlenir. Bu vasiyetnamenin düzenlenmesine iki tanık da katılır. Bu tür vasiyetnamenin iki farklı biçimi vardır. Bu iki biçim vasiyetnamenin genellikle noterlerde yapılması nedeniyle noterde düzenlenişlerine göre açıklanacaktır:</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>1-)Okunarak ve imzalanarak düzenlenen resmi vasiyetname</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi son arzularını notere açıklar. Noter, kendisine açıklanan bu son arzuları yazar ya da yazdırır. Yazdırılan metni vasiyetname düzenlemek isteyen kişiye verir. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi bu metni okur ve arzusuna uygun ise imzalar. Ardından noter metne tarih yazıp imza atar. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi iki tanığa vasiyetnameyi okuduğunu ve metnin arzusuna uygun olarak yazıldığını beyan eder. Tanıklar da vasiyetname metninin devamına vasiyetçinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil göründüğünü ve kendi önlerinde vasiyetname metninin arzusuna uygun olduğunu açıkladığını yazarak imza atarlar.</p>
<h4><strong>2-)Okumadan ve imzalamadan düzenlenen resmi vasiyetname</strong></h4>
<p>Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi son arzularını notere açıklar. Noter, kendisine açıklanan bu son arzuları yazar ya da yazdırır. Noter vasiyetname düzenlemek isteyen kişi ve tanıklar önünde vasiyetname metnini sesli olarak okur. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi okunan metnin arzusuna uygun olduğunu tanıklar önünde açıklar. Noter metne tarih yazıp imza atar. Tanıklar bu vasiyetname türünde ise vasiyetnamenin noter tarafından sesli olarak okunduğunu, vasiyetçinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil göründüğünü ve kendi önlerinde vasiyetname metninin arzusuna uygun olduğunu açıkladığını yazarak imza atarlar.</p>
<p>Bu iki türün karma şekilde yapılması yani okunmadan imzalanarak veya okuyarak fakat imzalamayarak da vasiyetname düzenlenmesi mümkündür.</p>
<p class="yoast-text-mark">Resmi vasiyetname yetkili bir memur önünde yapılması, bir örneğinin yetkili memur tarafından saklanması nedeniyle daha çok tercih edilmektedir.</p>
<h3>B-) El Yazılı Vasiyetname</h3>
<p style="font-weight: 400;">El yazılı vasiyetname, murisin baştan sona kendi el yazısıyla yazdığı, tarih attığı ve imzaladığı vasiyet türüdür. Bu vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için metnin tamamının murisin kendi el yazısıyla yazılması, metinde tarih olması ve vasiyetçinin metni imzalaması şarttır. Vasiyetçi tarihi 08.10.2025, 08 Ekim 2025, 2025 yılı Kurban Bayramı ilk günü gibi yazabilir. Burada önemli olan metnin yazıldığı zamanın net şekilde anlaşılabilmesidir. İmzanın ise metnin bitişinde tüm metni kapsayacak şekilde olması gerekmektedir. Vasiyetname birden fazla sayfadan oluşuyorsa sayfalar arasında iç bağlantı olması şartı ile yalnızca son sayfaya imza atılması<br />
yeterli kabul edilmektedir. Bu şartlardan herhangi birinin eksik olması vasiyetnamenin geçersizliğine yol açar.</p>
<p style="font-weight: 400;">El yazılı vasiyetname düzenlenmesi daha kolay ve masrafsız olması nedeniyle tercih edilmektedir. Ancak birinin bulamaması, kolayca yok edilebilmesi gibi riskleri vardır.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>C-) Sözlü Vasiyetname </strong></h3>
<p class="yoast-text-mark">Sözlü vasiyetname, olağanüstü durumlar (örneğin savaş, ölüm tehlikesi, doğal afetler) nedeniyle diğer vasiyet türlerinin düzenlenmesinin mümkün olmadığı hallerde başvurulan istisnai bir vasiyet şeklidir. Ayrıca diğer vasiyetname türlerini düzenlemenin mümkün olması halinde bu tarihten itibaren bir ay geçmesiyle hükümden düşer yani diğer vasiyetnameler gibi her durumda kalıcı değildir.</p>
<p class="yoast-text-mark">Kişi son arzularını iki tanığa açıklar. Tanıklar iki şekilde davranabilir:</p>
<h4>1-) Tanıkların Vasiyetname Metnini Düzenlemesi</h4>
<p>Tanıklar bu beyanları yazıya geçirip metne vasiyetnamenin yapıldığı yer ve tarihi de yazıp imzalar. İki tanık vakit kaybetmeden bu metni sulh veya asliye hukuk mahkemesine teslim eder. Tanıklar hakim önünde vasiyetçinin diğer vasiyetname türlerini yapma imkanının olmadığını, olağanüstü bir hal olduğunu, vasiyetçinin kendilerine son arzularını açıkladığını ve vasiyetçiyi ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini beyan ederler.</p>
<h4>2-) Tanıkların Vasiyetname Metnini Düzenlememesi</h4>
<p>Tanıklar vasiyetçinin son arzularını yazmaz ve doğrudan mahkemeye gidip vasiyetçinin son arzularını hakime aktarırlar. Hakim önünde bir tutanak düzenlenir ve tanıklar diğer vasiyetname türlerini yapma imkanının olmadığını, olağanüstü bir hal olduğunu, vasiyetçinin kendilerine son arzularını açıkladığını ve vasiyetçiyi ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini beyan ederek bu tutanağı imzalar.</p>
<p class="yoast-text-mark">Sözlü vasiyetname kişinin diğer tür vasiyetname düzenleme imkanı olmayan hallerde son arzularını açıklayabilmesi için bir fırsattır. Ancak bu vasiyetname türünün istisnai olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Kişinin kendi eylemleri ile vasiyetnamesini somutlaştırma, yazılı hale getirme imkanı olmadığından risklidir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>III-) Vasiyetname Düzenlenmesinde Tanık ve Memur Olma Şartları</strong></h3>
<p class="yoast-text-mark">Şu kişiler vasiyetname düzenlenmesi tanık olarak katılamaz:</p>
<p class="yoast-text-mark">a.Fiil ehliyeti bulunmayanlar,</p>
<p class="yoast-text-mark">b. Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar,</p>
<p class="yoast-text-mark">c. Okur yazar olmayanlar,</p>
<p class="yoast-text-mark">d. Vasiyetçinin eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri,</p>
<p class="yoast-text-mark">Ayrıca Vasiyetçinin eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur olarak da katılamazlar.</p>
<p class="yoast-text-mark">lass=&#8221;yoast-text-mark&#8221;&gt;lass=&#8221;yoast-text-mark&#8221;&gt;Sözlü vasiyetname düzenlenmesinde ise tanıkların okur yazar olması şart değildir. Çünkü bu tanıklar vasiyetçinin sözlerini metne geçirmeden doğrudan mahkemeye başvurarak vasiyetçinin beyanlarını hakime sözlü olarak açıklayabilirler.</p>
<h4>&lt;strong&gt;IV-)Vasiyetnamenin Geri Alınması ve İptali</h4>
<p>Vasiyetname düzenleyen kişi, vasiyetnamesini dilediği zaman geri alabilir. Geri alma şu şekillerde olabilir:</p>
<ul style="font-weight: 400;">
<li>Yaptığı vasiyetnamenin içeriğini tamamlayıcı olmayan yeni bir vasiyetname düzenlemek,</li>
<li>Vasiyetnamenin yok edilmesi,</li>
<li>Vasiyetnameye aykırı fiillerde bulunulması (örneğin vasiyetle bırakılan malın satılması).</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname vasiyetçinin vefatından sonra iptal edilebilir. Vasiyetname ehliyetsizlik, irade bozukluğu, hukuka ve ahlaka aykırılık, şekil şartlarına uyulmaması gibi nedenlerle iptal edilebilir.</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em><a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk</a> ile iletişime geçmek için:</em></strong><em><a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/">VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 21:53:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[adli destek ve mağdur hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk teslimi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[velayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana ve baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki hakkı, bu ilişkinin kurulmasına ilişkin karar ve usul yazımızda incelenmiştir.</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/">ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çocukla anne ve baba arasındaki kişisel ilişkiye dair ilamların ve tedbir kararlarının yerine getirilmesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile düzenlenmişti. İcra ve İflas Kanunu’ndaki düzenleme uyarınca çocukla kişisel ilişkiye dair ilam ve tedbirlerin yerine getirilmesi icra dairelerine bırakılmıştı. Bu durum oldukça eleştirilmiş ve getirilen bu eleştiriler neticesinde <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/11/20211130-1.htm">7343 Sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun</a> ile çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair usul değiştirilmiştir. Bu yazımızda yeni kanuni düzenlemeler çerçevesinde çocuk ile anne ve baba arasında kişisel ilişki kurulmasına dair kararlar ve usul incelenecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ NEDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı kendisine verilmeyen anne veya baba ile çocuk arasındaki görüşme ve iletişim kişisel ilişki kararıyla sağlanmaktadır. Kişisel ilişki kurma hakkı devredilemez ve vazgeçilemez nitelikteki haklardan olup sadece yüz yüze görüşmeyi değil her türlü iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen iletişimi kapsamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkı sınırsız bir hak değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 324 ana ve baba diğer tarafın kişisel ilişki kurma hakkını zedelemekten kaçınma yükümlülüğü altında olup kişisel ilişkiden dolayı çocuğun tehlikeye düşmesi, hakkın yükümlülüklere aykırı olarak kullanılması veya çocukla ilgilenmeme durumunun söz konusu olması halinde kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilmekte veya ilgilisinden alınabilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINI KİMLER TALEP EDEBİLİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuğun velayeti kendisine bırakılmayan ebeveyn yani velayet hakkını haiz olmayan anne veya baba çocuk ile arasında kişisel ilişki kurulmasını talep edebilir. Üçüncü kişilerle çocuk arasındaki kişisel ilişki bu yazımızda incelenmemiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ HAKKINDAKİ YASAL DÜZENLEMELER NELERDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı öncelikle Anayasa m. 41/3’te “<em>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.</em>” şeklinde&nbsp;düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin taraf olduğu bazı uluslararası sözleşmelere baktığımızda, Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 9/3 ve m. 10/2; Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4/2 hükümlerinde kişisel ilişki kurma hakkı açıkça düzenlemiştir. 1980 Tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme ise düzenlediği konularla paralel olarak direkt kişisel ilişki kavramını kullanmamış olup orijinal metinde right of access kavramını kullanmış, bu kavram Türkçe metinde ziyaret hakkı olarak çevrilmiştir. Bu sözleşmenin 5. maddesinde ziyaret hakkının ne olduğu belirtilmiştir. Bu sözleşmeye dayanarak hazırlanan 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun m. 3/1-e düzenlemesiyle kişisel ilişki kurma lafzını kullanmıştır. Burada farklı terim kullanılmış olsa da içerik olarak kavram tamamen aynı niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TMK m. 323 “<em>Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir</em>” hükmü ile kişisel ilişkiyi düzenlemiştir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ NASIL SAĞLANIR?</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) BİR MAHKEME İLAM VEYA TEDBİR KARARI OLMALIDIR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 41/A-1 hükmünde çocukla kişisel ilişki için öncelikle bir ilam veya tedbir niteliğinde kararın olması gerektiği düzenlenmiştir. Ayrıca Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlam ve Tedbir Kararlarının Yerine Getirilmesine Dair Yönetmelik (Yönetmelik) m. 32 hükmünde de çocukla kişisel ilişki ilamı veya tedbir kararı için müdürlüğe başvurulabileceğini düzenlemiştir. Hak sahibi müdürlüğe başvururken ilgili kararı ibraz etmek zorundadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) İLAMIN KESİNLEŞMESİ GEREKLİDİR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 350/2 ve m. 367/2 uyarınca aile hukukuna ilişkin kararların icrası için ilamın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki icra söz konusu olduğunda işbu maddelere istinaden henüz kesinleşmemiş bir kararın icrası söz konusu olamayacaktır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C-) İLAMDA KİŞİSEL İLİŞKİYE DAİR BELİRLEMELER NET BİR ŞEKİLDE BELİRTİLMELİDİR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme kararında kişisel ilişkiye dair düzenleme şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, herhangi bir tereddütün söz konusu olmaması veya bir imkansızlığın bulunmaması gerekmektedir. Burada hâkim tarih, saati şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlemeli, tarafların uygunluğu gözetilmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>D-)&nbsp;ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN KURULAN ADLİ DESTEK VE MAĞDUR HİZMETLERİ MÜDÜRLÜĞÜNE BAŞVURU</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İlam veya tedbir kararlarının yükümlü yani çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı gereğince çocuğu teslim etmesi gereken kişi tarafından rıza ile yerine getirilmesinin beklenmektedir. Eğer yükümlü, yükümlülüğünü rızasıyla yerine getirmezse çocukla kişisel ilişki hakkına sahip olan, çocuğun yerleşim yeri adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Müdürlük, Yönetmelik m. 32 hükmüne istinaden ilam veya tedbir kararını inceler. Müdürlük geçerli bir ilam veya tedbir kararının olduğunu tespit ettikten sonra yükümlüyle irtibat kurar ve çocuk ile hak sahibinin kişisel ilişki kurabilmesi için çocuğun belirlenen yere getirilmesini bildirir. Burada bir tebligat usulünün öngörülmemiştir. Çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde müdürlük irtibata geçmeden direkt harekete geçebilir. Yönetmelik’te ise bu durum m. 30’da kaçırılma ihtimali söz konusu olursa irtibat kurulmaması durumu düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer yükümlüyle irtibat kurulamaz, yükümlü çocuğu getirmeyeceğini söyler ya da çocuk belirlenen yere getirilmezse bu durumda müdürlük&nbsp;çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair bir teslim emri düzenler ve tebligat hükümlerine uygun olarak yükümlüye gönderir.&nbsp; Bu teslim emrinde belirlenen yere ve zamanda çocuğun getirilme zorunluluğu ve bu yükümlülüğün tebligattan sonraki dönemde devam edeceği, bunun için yeniden emir çıkarılmayacağı; yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde disiplin hapsinin söz konusu olabileceği, bu iş ve işlemlere karşı bir hafta içinde aile mahkemesine şikâyet hakkının bulunduğu gibi hususlar belirtilir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>V-) İLAM VEYA TEDBİR KARARLARININ YERİNE GETİRİLMESİNE MUHALEFET</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelik m. 50 uyarınca çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden veya emrin yerine getirilmesini engelleyen olursa bu kişi bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu konu hakkında sıkça sorulan sorular için https://magdur.adalet.gov.tr adresinden yararlanabilir, detaylı bilgi almak için <u>iletişim formunu doldurarak</u> veya <u>telefonla</u>  <a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk Bürosuna</a> ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/">ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEHİR</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/mehir-sozlesmesi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/mehir-sozlesmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2024 11:21:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlama]]></category>
		<category><![CDATA[bağışlamadan dönme]]></category>
		<category><![CDATA[mehir senedi]]></category>
		<category><![CDATA[mehri muaccel]]></category>
		<category><![CDATA[mehri müeccel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2144</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde resmi nikahtan önce veya sonra sıklıkla mehir senedi, mehir sözleşmesi yapılmaktadır. Ancak bu anlaşmayı yapan taraflar genellikle bu sözleşmenin hukuki niteliğini bilmemektedir. Bu yazımızda mehir sözleşmesinin, mevcut hukuk düzenimizde geçerli olup olmadığını, geçerlilik şartlarını ve mehrin geri alınmasının mümkün olup olmadığı incelenmiştir. I-) MEHİR SENEDİ NEDİR? Mehir, İslam Hukuku’nda evlilik akdinin doğurduğu bir yükümlülük [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/mehir-sozlesmesi/">MEHİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Ülkemizde resmi nikahtan önce veya sonra sıklıkla mehir senedi, mehir sözleşmesi yapılmaktadır. Ancak bu anlaşmayı yapan taraflar genellikle bu sözleşmenin hukuki niteliğini bilmemektedir. Bu yazımızda mehir sözleşmesinin, mevcut hukuk düzenimizde geçerli olup olmadığını, geçerlilik şartlarını ve mehrin geri alınmasının mümkün olup olmadığı incelenmiştir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) MEHİR SENEDİ NEDİR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Mehir, İslam Hukuku’nda evlilik akdinin doğurduğu bir yükümlülük olarak, erkeğin eşine vermesi gereken para, mal ya da ekonomik değeri olan şeydir. Günümüzde yapılan mehir senetleri ise kocanın evlenme anında ya da devamı sırasında yahut boşanma veya ölüm halinde eşine belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan bir şeyi armağan etmesi olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Mehir, günümüzde iki türlü kararlaştırılmaktadır. Kocanın sözleşmede belirtilen ekonomik değere sahip şey veya şeyleri geçerli bir evlenme sonrasında verece durumda “mehr-i muaccel”, boşanma veya ölüm hâllerinde vereceğinin kararlaştırıldığı durumda ise “mehr-i müeccel” söz konusu olmaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-) MEHRİN HUKUKUMUZDAKİ NİTELİĞİ NEDİR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Bu konuda farklı doktrin görüşleri bulunmakla birlikte Yargıtay, mehir senetlerini bağışlama veya bağışlama vaadi olarak kabul etmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>III-) MEHİR SENEDİNİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI NELERDİR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><a href="http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf" data-wplink-url-error="true">Türk Borçlar Kanunu</a>’nun 288. maddesi uyarınca bağışlama vaadinin yazılı şekilde yapılması şarttır. Bu nedenle mehir senedinin de yazılı olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Eğer mehir senediyle bağışlanacak olan şey taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki hak ise resmi şekil şartı aranmaktadır. Bir diğer anlatımla mehir olarak bir taşınmaz devredilecek ise tapu memuru önünde bağışlamanın yapılmış olması gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yazılı yapılmayan veya taşınmaz ya da taşınmaz üzerindeki bir hakkın devri söz konusu olduğunda resmi şekilde yapılmayanlar şekle aykırılık nedeniyle geçersiz olacaktır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>IV-) MEHİR TALEBİNİN ZAMANAŞIMI NEDİR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca mehrin ödenmesinin belirli bir vadeye bağlanması durumunda alacak muaccel olduğu tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabi olur. Örneğin boşanmaya bağlanan mehir alacaklarında 10 yıllık süre, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren başlamaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>V-) MEHİR GERİ ALINABİLİR Mİ?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">A-) Mehir kadın eşe verilmişse bağışlamanın geri alınması hükümlerine uyularak geri alınabilmektedir. Bu durumda;</p>
<ol style="font-weight: 400;">
<li>Kadın eş, erkek eşe veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,</li>
<li>Kadın eş, erkek eşe veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa,</li>
<li>Mehir, bir şart karşılığında kadın eşe verildiğinde, mehir alacaklısı haklı bir sebep olmaksızın bu şartı yerine getirmemişse,</li>
<li>Mehir veren erkek eşin mali durumu, sonradan sözün yerine getirilmesi kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse,</li>
<li>Erkek eşin mehir sözü verdikten sonra, kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa,</li>
<li>Mehir veren erkek eş, mehiri ödeme güçlüğüne düşmüş veya iflas etmişse,</li>
</ol>
<p style="font-weight: 400;">mehir geri alınabilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">B-) Mehir kadın eşe henüz verilmemişse bağışlama sözünün geri alınması hükümleri uygulanacaktır. Bağışlama sözünden dönme yukarıdaki hallere ek olarak Türk Medeni Kanunu’nun 296. maddesi uyarınca bağışlama sözünden sonra bağışlama sözü verenin mali durumu sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse, kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa, borcu ödeme güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse bağışlama sözünü eren bu sözünü geri alabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>VI-) MEHRİN GERİ ALINMA SÜRESİ NE KADARDIR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Bağışlayan, <a href="http://chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf" data-wplink-url-error="true">Türk Medeni Kanunu</a> m.297 uyarınca geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağıştan rücu sebebini oluşturan davranışın yargılamayı gerektirmesi durumunda, hak düşürücü süre mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>VII-) MEHRİN GERİ ALINMASINI KİMLER TALEP EDEBİLİR?</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Bağışlayan bağışlamadan dönebilir. Belli durumlarda bağışlayanın mirasçıları da bağışlamadan dönebilir. Türk Medeni Kanunu m.297 uyarınca bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler. Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğreneme­mişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler. Bağışlanan, bağış­layanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hak­kını kullanmasını engellerse, mirasçıları ba­ğışlamayı geri alabilirler.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>VIII-) İLGİLİ YARGI KARARLARI</strong></h2>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-) Mehir sözleşmeleri bağışlama veya bağışlama vaadi niteliğindedir.</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">“Türk Medeni Kanunu, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaad edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehir, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez.&#8221; (2.12.1959 günlü, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Mehir sözleşmeleri bugün de geçerlidir. (Örnek: Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi&#8217;nin 25.10.1965 günlü, 4557/5028 sayılı kararı)”</p>
<p style="font-weight: 400;">Öte yandan; mehri müeccel, ileriye (evliliğin boşanma ya da ölümle son bulunması haline kadar) yönelik bir bağışlama vaadidir. Koca dışında üçüncü bir kişinin de bağışlama vaadi geçerlidir. Ancak, bu durum, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 128. maddesinde ( 818 sayılı BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK&#8217;nın 288. maddesinde (BK 238. maddesi) düzenlenmiş bağışlama vaadidir. Bağışlama vaadinin geçerliliği, yazılı olma koşuluna bağlıdır. (TBK m. 288/1)…</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu durumda; davacının talebi,  mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlamavaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, uyuşmazlık, aile hukukundan kaynaklanan alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı ( TBK 286 vd.) alacak istemi niteliğindedir.”  (Yargıtay 3. HD., E. 2019/482 K. 2019/3079 T. 8.4.2019)</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-) Bağışlama vaadi şeklindeki (mehri müeccel) niteliğindeki mehir ile ilgili uyuşmazlıklara bakmaya görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir.</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">“Davacının talebi, mehir olarak ödenmiş olan (mehri muaccel) bir alacak değil, bağışlama vaadi şeklinde (mehri müeccel) niteliğinde, mehir senedinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi vardır. Uyuşmazlık, Aile Hukukundan dayalı alacak niteliğinde olmayıp, genel hükümlere dayalı (TBK m. 286 vd., eBK m. 234 vd.) bir alacak talebi niteliğindedir. Hal böyle olunca, davayı görmeye genel mahkemeler görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir (HMK m. 1, 3, 114/1,c, 115/1). O halde mahkemece, bu taleple ilgili dava hakkında HMK 167. maddesi gereğince ayırma ve görevsizlik kararı verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 8. HD.14.03.2016 tarihli ve 2014/22932 E. 2016/4548 K.)</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>C-) Evlilik birliği için davalı erkek tarafından taahhüt edinilen mehir alacağına ilişkin uyuşmazlıklar aile mahkemelerinde görülür.</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">“..davacı kadının, dava konusunun evlilik birliği için davalı erkek tarafından taahhüt edinilen mehir alacağına ilişkin olması, tarafların resmi olarak evlilik yapmaları, sonrasında boşanmaları dikkate alındığında; mehir alacağına yönelik dava da dava konusunun evlilik birliğinden doğması nedeni ile mehir alacağına yönelik davalarda görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu..” (Adana BAM, 2. HD., E. 2019/1259 K. 2019/1786 T. 27.12.2019)</p>
<p style="font-weight: 400;">“Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacıya evlilik nedeni ile hediye edilecek olan ve davacının boşandığı eşi ile eşinin babasının imzaladıkları mehir senedinde gösterilen 150 gram 22 ayar altından davalıya teslim edilmeyen 70 gram 22 ayar ziynet eşyasının bedelinin davalı kocadan tahsiline yönelik olduğu anlaşılmakla, bu ihtilafın çözümlenmesi 4787 Sayılı Kanun&#8217;un 4. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu&#8217;nun 179. ve devamı maddelerinin açık düzenlemeleri doğrultusunda, iş bu davanın Aile Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.&#8221; (Konya BAM, 4. HD., E. 2020/1222 K. 2020/1290 T. 2.10.2020)</p>
<p style="font-weight: 400;">“Somut olayda; taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya evlilik nedeni ile hediye edilecek ziynet ve eşyaları gösteren ve davalı &#8230;&#8217;ün imzaladığı mehir senedinde gösterilen ziynet eşyası ve çamaşır makinesi bedelinin davalı eski kayınpederden tahsili istemine ilişkin olup, davacının söz konusu talebinin açık bir biçimde Aile Mahkemesinin görevine girdiği anlaşılmaktadır.” ( Yargıtay 3. HD., E. 2016/20303 K. 2018/7653 T. 5.7.2018)</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Mehir senedine ilişkin detaylı bilgi almak için <u>iletişim formunu doldurarak</u> veya <u>telefonla</u> bize ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p><em><strong>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em> </em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/mehir-sozlesmesi/">MEHİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/mehir-sozlesmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/kira-parasinin-tespiti-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/kira-parasinin-tespiti-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2024 11:13:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul & Kira Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[kira artış]]></category>
		<category><![CDATA[Kira parasının tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[kira tespit]]></category>
		<category><![CDATA[kira uyarlama]]></category>
		<category><![CDATA[rayiç kira]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kira]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2219</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira sözleşmesi devam ederken ortaya çıkan yeni durumlar karşısında kira bedeli emsal kiralara göre fahiş veya çok az kalmış olabilir. Bu durumda kira miktarının emsal kira bedelleri, kira artış oranları ve kiralananın niteliği gibi özellikler gözetilerek yeniden tespit edilmesi gerekebilir. Bu yazımızda kira parasının beş yıllık kira süresinden sonra tespitine ilişkin davalar incelenmiştir.</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kira-parasinin-tespiti-davasi/">KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"><strong>I. KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASI</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların karşılıklı iradeleriyle kurulmuş olan kira sözleşmesi devam ederken tarafların bu sözleşmeyle yüklendikleri edimleri yerine getirmesi gerekir. Ancak sözleşme devam ederken ortaya çıkan yeni şartlar bazen sözleşmedeki kira bedelinin tespit edilmesi ihtiyacını doğurur. Nitekim ortaya çıkan yeni durumlar karşısında kira bedeli emsal kiralara göre fahiş veya çok az kalmış olabilir. Bu durumda kira miktarının emsal kira bedelleri, kira artış oranları ve kiralananın niteliği gibi özellikler gözetilerek yeniden tespit edilmesi gerekebilir. Bu yazımızda endekse göre kira belirlenmesi değil kira parasının beş yıllık kira süresinden sonra tespitine ilişkin davalar incelenmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II. KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASININ USUL ŞARTLARI</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu davanın açılabilmesi için için geçerli bir kira ilişkisinin olması, kira süresinin beş seneyi geçmesi, dava açacak tarafın dava açmakta hukuki yararının olması gerekmektedir. Ayrıca dava açılmadan önce bu konuda arabuluculuk yapılmış olması gerekmektedir. İhtarname gönderilmesi şart olmamakla birlikte aşağıda açıklanacağı üzere kira sözleşmesinin yenilenmesinden en az otuz gün önce kiracıya ihtarname gönderilmesi yeni kiranın başlayacağı dönemin belirlenmesinde önem arz etmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dava kiralananın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde açılmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B. KİRA PARASININ TESPİT DAVASINI KİMLER AÇABİLİR</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kira parasının geçen kira süresinde ortaya çıkan gelişmeler neticesinde emsallere göre az kaldığını iddia eden kiraya veren kira parasının arttırılarak tespiti; rayiçlere göre oldukça yüksek kira parası ödediğini iddia eden kiracı ise kira parasının azaltılarak tespiti için dava açabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C. DAVA AÇMA SÜRESİ</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kira bedelinin tespiti davası kira süresinin beş seneyi geçmesi halinde her zaman açılabilir. Ancak dava açılış tarihi ve bazı diğer şartlar yeni kiranın ne zamandan itibaren geçerli olacağını etkilemektedir.&nbsp;</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Sözleşmenin yeni kira döneminden en az otuz gün önce,</li>



<li>Sözleşmenin yeni kira döneminden en az otuz gün önce karşı tarafa kira bedelinin arttırılacağı yazılı olarak bildirilmişse yeni kira döneminin sonuna kadar,</li>



<li>Eğer kira sözleşmesinde kira bedelinin artacağına ilişkin bir madde varsa yeni kira döneminin sonuna kadar&nbsp;</li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">dava açılması halinde mahkemenin belirlediği kira bedeli yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III. KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASINDA NELER TALEP EDİLEBİLİR</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kiracı açacağı kira tespit davası ile kira parasının kira sözleşmesi yapıldıktan sonra ortaya çıkan durumlar neticesinde rayiçlerine göre yüksek kaldığını iddia etmekte ve bu nedenle kira parasının azaltılarak tespit edilmesini talep etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kiraya veren ise tam tersine kira parasının kira sözleşmesi yapıldıktan sonra meydana gelen gelişmeler uyarınca emsallere göre az kaldığını iddia etmekte ve bu nedenle kira parasının arttırılarak tespit edilmesini talep etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV. KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASININ SONUCUNDA HAKİM NASIL KARAR VERİR?&nbsp;</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A. Taleple Bağlılık İlkesi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kira bedelinin tespiti davalarında da taleple bağlılık ilkesi geçerlidir. Mahkeme kira bedeli için yapılan araştırma neticesinde tespit edilen kira bedeline davacının talebini aşar şekilde karar veremez. Örneğin kiraya veren kira bedelinin 35.000-TL olması gerektiğini iddia etmiş ve kira bedelinin 35.000-TL olarak tespit edilmesi talebiyle dava açmış, yapılan yargılamada ise kira bedelinin 40.000-TL olması gerektiği tespit edilmişse de taleple bağlılık ilkesi gereği mahkeme yeni dönem kirasının 35.000-TL olduğuna hükmedecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">B. <strong>Hakimin Takdir Yetkisi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Hakim, kira tespit davalarında kiralananın durumu ve emsal kira bedellerini gözeterek hakkaniyete uygun bir kira bedelini belirler. Kira tespit davalarında bilirkişi raporlarıyla tespit edilen kira bedelinde yaklaşık %20 hakkaniyet indirimi uygulanmaktadır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C. Vekalet Ücreti</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların davalarını avukatlarıyla takip etmeleri halinde kira tespiti davasını açan davacı iddialarını ispatlar ise lehine, iddiasını ispatlayamazsa aleyhine vekalet ücretine karar verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak davacı kiraya verenin talep ettiği kira bedelinden azına hakkaniyet indirimi nedeniyle hükmedilmişse aleyhe vekalet ücretine hükmedilmez.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>D. Kısmi veya Belirsiz Dava Açılamaması ve Talebin Islah Edilememesi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Hakim dava devam ederken davacının ıslah ya da talep arttırım beyanına göre hüküm kuramaz. Nitekim kira parasının tespiti davaları belirsiz alacak davası veya kısmi dava şeklinde açılamaz. Davacı dava başındaki dilekçesiyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutamaz ve sonradan ıslah veya talep artırım yoluyla talebini değiştiremez.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">V. <strong>İLGİLİ MEVZUAT&nbsp;</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türk Borçlar Kanunu m.344</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türk Borçlar Kanunu m.345</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.”</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>VI. EMSAL KARARLAR</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay HGK., E. 2017/2792 K. 2021/267 T. 16.3.2021 kararı;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Daha önce de belirtildiği gibi kira bedelinin tespiti davaları kendine özgü bir dava olup inşai davalar sonunda verilen kararlara yakın bir niteliktedir. Bu davalarda sadece ilgili kira döneminde geçerli olacak kira bedelinin tespiti istenir ve kira bedelinin tespiti davasının sınırlı bir konusu vardır. Dava sonucunda hâkim, ileriye yönelik olarak bir yıllık süre zarfında uygulanacak olan kira bedelini belirler ve kira sözleşmesinde yer alan kira bedeli, hâkim kararı ile değiştirilmiş olur. Davanın bu niteliği gereğince kira bedelinin tespitine ilişkin talep bölünemez ve kira bedeli davacı tarafından bir seferde açık ve net olarak istenilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla kira bedelinin tespiti davalarında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulamaz ve saklı tutulan bu hakla ilgili olarak ıslah talebinde bulunulamaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 3. HD., E. 2017/7675 K. 2019/2965 T. 04.04.2019 kararı;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Mahkemece; kira sözleşmesinin başlangıç tarihi 23/04/2010 tarihine göre, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 345. maddesinde belirtilen yasal süre dikkate alınmadan 12/06/2015 tarihinde açılan davanın, zamanaşımı ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karar; davacı tarafın temyizi üzerine, Dairece verilen 04/04/2019 tarihli ve 2017/7675 E. 2019/2965 K. sayılı kararla; (&#8230;Kira sözleşmesinin 5. maddesinde her yıl kira bedelinin TÜİK’in açıklayacağı ÜFE+TÜFE ortalaması ile artırılacağı kararlaştırılmıştır. Bu hale göre sözleşmede kira bedelinin artırılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda 12/06/2015 tarihinde açılan dava süresinde olup, mahkemece sözleşmede artış şartı olduğu gözetilerek hak ve nesafet dönemi sayılan 23/04/2015 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekir&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 6. HD., E. 2014/9341 K. 2014/11318 T. 21.10.2014 kararı ve Yargıtay 6. HD., E. 2014/3215 K. 2014/14042 T. 16.12.2014 kararı;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Kira tespiti davalarını hukuki yararının bulunması halinde kiracı da açabilir. Bu dava kira uyarlama davalarından farklı olup, kiracılık süreci içinde kiralananın durumu, bulunduğu konum ve ekonomik gelişmeler gibi faktörlere nazaran kiracının ödemekte olduğu kira parasının kendisini ekonomik yönden güç duruma sokması durumunda kira parasının tespitini istemesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. &#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 3. HD., E. 2009/1776 K. 2009/2847 T. 26.02.2009</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Davalı idare tarafından ihtar ile bildirilen aylık kira parasının tarafları bağlayıcı bir sözleşme veya mahkeme ilamı bulunmadığı sürece, kiracının önerilen (ihtar edilen) bu kirayı talep edilen miktarda artırarak ödeme zorunluluğu bulunmadığından davacı kiracının dava açmakta hukuki yararı yoktur.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 3. HD., E. 2011/12494 K. 2011/11625 T. 05.07.2011</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;18.11.1964 gün ve 2/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde kiracılarında, kiralayanlar gibi aylık kira parasının tespitini istemeye hakkı olduğu belirtilmiştir. Ancak, kiracı yeni dönemde kira parasının emsallerine göre daha azaldığını ispat etmek zorundadır.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 3. HD., E. 2012/23344 K. 2013/316 T. 16.01.2013</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Dava, kiracının açtığı kira tespit davasıdır. HGK.20.12.1967;163/164 sayılı kararına göre de; “Kiracı kira parasının indirilmesi (tenzili) talebiyle kira tespit davası açabilir.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara BAM, 15. HD., E. 2021/3193 K. 2023/1276 T. 19.4.2023</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Yargıtay 6.Hukuk Dairesi’nin 2014/3215 Esas &#8211; 2014/14042 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere kira tespiti davalarını hukuki yararının bulunması halinde kiracı da açabilir. Bu dava kira uyarlama davalarından farklı olup, kiracılık süreci içinde kiralananın durumu, bulunduğu konum ve ekonomik gelişmeler gibi faktörlere nazaran kiracının ödemekte olduğu kira parasının kendisini ekonomik yönden güç duruma sokması durumunda kira parasının tespitini istemesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong><em>&nbsp;<a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kira-parasinin-tespiti-davasi/">KİRA PARASININ TESPİTİ DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/kira-parasinin-tespiti-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YILLIK İZİN</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/yillik-izin/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/yillik-izin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 15:16:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İş Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[haklı nedenle fesih]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[mazeret izni]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Yıllık izin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1623</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllık izin, en az bir yıllık çalışmayı tamamlayan işçinin dinlenmesi işçinin yasal hakkıdır. Ancak iş hayatında işçilere yasaya uygun şekilde ve sürede yıllık izin kullandırılmadığı görülmektedir. Çoğu zaman ise işçiler, yıllık iznin özelliklerini bilmediklerinden mazeret izini kullandıkları halde yıllık izin kullandıklarını sanmakta dolayısıyla yıllık izinlerini tam olarak kullanamamaktadır. Bu yazımızda yıllık izin süresi ne kadardır, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yillik-izin/">YILLIK İZİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yıllık izin, en az bir yıllık çalışmayı tamamlayan işçinin dinlenmesi işçinin yasal hakkıdır. Ancak iş hayatında işçilere yasaya uygun şekilde ve sürede yıllık izin kullandırılmadığı görülmektedir. Çoğu zaman ise işçiler, yıllık iznin özelliklerini bilmediklerinden mazeret izini kullandıkları halde yıllık izin kullandıklarını sanmakta dolayısıyla yıllık izinlerini tam olarak kullanamamaktadır. Bu yazımızda yıllık izin süresi ne kadardır, bu süre nasıl hesaplanır, yıllık izin nasıl kullanılabilir, hangi izinler yıllık izinden sayılmaz gibi soruları açıklayacağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) YILLIK İZİN GÜNLERİ NASIL HESAPLANIR VE KAÇ GÜNDÜR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllık izin süresi işçinin çalıştığı alana, yaşına ve çalışma süresine göre değişmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) YILLIK İZİN SÜRELERİ</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">1. DURUM: Yer altı işlerinde çalışan ve yaşı on sekiz ve on sekizden az veya elli ve daha fazla olanlar dışında izin süreleri 1. Tabloda belirtilen izin sürelerinden az olamaz.</p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td>1. TABLO</td><td>&nbsp;</td></tr><tr><td>ÇALIŞMA SÜRESİ</td><td>İZİN SÜRESİ</td></tr><tr><td>1-5 YIL (5 YIL DAHİL)</td><td>14 GÜN</td></tr><tr><td>5-15 YIL</td><td>20 GÜN</td></tr><tr><td>15 YILDAN FAZLA (15 YIL DAHİL)</td><td>26 GÜN</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">2. DURUM: Yer altı işlerinde çalışan, yaşı on sekiz ve on sekizden az veya elli ve daha fazla olanlar dışındaki işçilerin izin süreleri ise 2. tabloda belirtilen izin sürelerinden az olamaz.</p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td>2. TABLO</td><td>&nbsp;</td></tr><tr><td>ÇALIŞMA SÜRESİ</td><td>İZİN SÜRESİ</td></tr><tr><td>1-5 YIL (5 YIL DAHİL)</td><td>18 GÜN</td></tr><tr><td>5-15 YIL</td><td>24 GÜN</td></tr><tr><td>15 YILDAN FAZLA (15 YIL DAHİL)</td><td>30 GÜN</td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">3. DURUM: İşçi on sekiz ve daha küçük yaşta yahut elli ve daha yukarı yaşta ise yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) ÇALIŞMA SÜRESİNİN HESAPLANMASI</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">4857 sayılı İş Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Dolayısıyla işçinin yıllık izne hak kazanabilmesi için en az bir sene çalışmış olması gerekmektedir. Bir yıllık süre, işçinin işe başladığı günden itibaren hesaplanır. Bu süreye deneme süresi de dahildir. Ayrıca bu süreden sayılan bazı haller de şunlardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">a) İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü işine gidemediği günler, <strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">b) Kadın işçilerin analık ve süt iznini düzenleyen hükümler uyarınca doğumdan önce ve sonra çalıştırılmadıkları günler,<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">c) İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler (Bu sürenin yılda 90 günden fazlası sayılmaz.),<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">d) Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin yeniden işe başlaması şartıyla işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın on beş günü,<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">e) Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">f)&nbsp;İşçiye; evlenmesi veya evlat edinmesi ya da ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde ise beş gün verilen ücretli izin günleri,<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">g)İşçilerin en az yüzde yetmiş oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar verilen ücretli izin günleri,<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">h) İşçiye verilmiş bulunan yıllık ücretli izin süresi,<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II-) YOL İZNİ NEDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere yol izni verilmektedir. Yol izni dört güne kadar verilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III-) YILLIK İZNİN KULLANILACAĞI ZAMAN KİM TARAFINDAN VE NASIL BELİRLENİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes yıllık iznini mevsime, ailevi durumuna göre belirli tarihlerde kullanmayı ister ancak işveren yıllık izni işçinin yıllık izin kullanmak istediği tarihlerde kullandırmak zorunda değildir. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 5. maddesinde işverenin işyerinde yürütülen işlerin nitelik ve özelliklerine göre, yıllık ücretli izinlerin, her yılın belli bir döneminde veya dönemlerinde verileceğini tayin edebileceği düzenlenmiştir. Benzer şekilde Yönetmelik m.8 işverenin işçinin istediği izin kullanma tarihi ile bağlı olmadığını açıkça belirtmektedir. Ancak Yönetmelik uyarınca işveren, işçilerin izin tarihlerini ve sırasını belirlerken işçinin talebi ve iş durumu dikkate almalıdır. İşyerindeki işçilerin aynı tarihe rastlayan izin isteklerinde; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl izin kullanılan tarih dikkate alınarak öncelikler belirlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-) YILLIK İZİN NASIL KULLANILIR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) NE ZAMAN VE NASIL TALEP EDİLMELİDİR ?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İşçi, yıllık izin kullanmak istediği zamandan en az bir ay önce işverene talebini iletmelidir. Bu talebin yazılı olması gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere işveren yıllık izni işçinin istediği tarihlerde kullandırmak zorunda olmamakla birlikte işçinin talebini gözetmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) YILLIK İZİN BÖLÜNEREK KULLANILABİLİR Mİ ?</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllık izin süresi işveren tarafından bölünemez. Ancak taraflar anlaşırsa bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler halinde kullanılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>V-) İŞÇİNİN KULLANDIĞI HER İZİN YILLIK İZİNDEN SAYILIR MI ?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">İşçilere sıklıkla birer ikişer günlük izinlerinin yıllık izinden mahsup edildiği söylenerek yıllık izin kullandırılmamaktadır. Ancak işveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izin değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"> İşçinin yıllık izin aldığı döneme rastlayan Ramazan Bayramı, 29 Ekim gibi ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri yıllık izin süresinden sayılmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi halinde ihbar süresi ve işçinin zorunlu yeni iş arama süresi yıllık izin süresiyle iç içe geçemez.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>VI-) YILLIK İZNİN KULLANILDIĞINI KİM İSPAT ETMELİDİR ?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">İşçinin yıllık izin kullandığını ispat yükü işveren üzerindedir. İşveren, işçinin yıllık izin kullandığını imzalı izin defteri veya buna eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>VII-) YILLIK İZİN SÜRESİNİN ÜCRETİ NE ZAMAN ÖDENİR ?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">İşveren, izin döneminden önce yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye izin dönemine ilişkin ücreti ile ödenmesi bu döneme rastlayan diğer ücret ve ücret niteliğindeki haklarını izine başlamadan önce peşin olarak vermek veya avans olarak ödemek zorundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>VIII-) YILLIK İZİN KULLANILMAMASI KARŞILIĞINDA ÜCRET ÖDENEBİLİR Mİ?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">İş sözleşmesi devam ettiği süre boyunca yıllık izin yerine ücretinin ödenmesi mümkün değildir. Yıllık iznin temel amacı bir sene boyunca çalışmış olan işçinin dinlenmesidir. Nitekim bu amaçla uyumlu şekilde İş Kanunu m.58 yıllık izinde işçinin başka işte çalışmasının yasak olduğunu hüküm altına almıştır. Bu maddeye göre işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IX</strong>-) <strong>YILLIK İZİNLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 22. HD., E. 2018/13112 K. 2018/24424 T. 14.11.2018</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Sözleşmenin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da, iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında izin hakkının bulunduğunun tespitini istemesinde hukuki menfaati vardır</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 22. HD., E. 2017/19577 K. 2019/2328 T. 5.2.2019</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Somut olayda, Mahkemece 05/11/2015 tarihinde karar verildikten sonra davalı şirket tarafından 16/11/2015 tarihli dilekçe ekinde davacının 15/07/2009-29/07/2009 tarihleri arası yıllık izin kullandığını gösterir yıllık izin istek formu ile yıllık ücretli izin kaydı isimli belgeleri sunmuştur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Davalı şirket vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ekinde yer alan davacı imzalı yıllık ücretli izin kaydında yıllık iznin başlangıç tarihi 15/07/2009, dönüş tarihi ise 29/07/2009 ve izin süresi 14 gün olarak belirtilmiş olup aynı izne ilişkin işveren olur ve imzasının bulunduğu izin istek formu da dosyaya ibraz edilmiştir. Bu belgede belirtilen yıllık iznin kullandırıldığının davalı yanca ispatlandığı anlaşılmıştır</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yillik-izin/">YILLIK İZİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/yillik-izin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DÖVİZLE ÖDEME YASAĞI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/kira-sozlesmelerinde-dovizle-odeme-yasagi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/kira-sozlesmelerinde-dovizle-odeme-yasagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 14:59:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul & Kira Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Döviz]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı para]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1620</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekonomik şartlar gereği kişiler aralarındaki kira sözleşmesinde kira bedelini yabancı para olarak belirlemeyi isteyebilmektedir. Ancak kişilerin kira bedelini yabancı para olarak belirlemesi sınırlandırılmış olup bu yazımızda dövizle ödeme yasağı kavramının uygulama alanı ve şartları incelenecektir. I-) KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DÖVİZLE ÖDEME YASAĞINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kira-sozlesmelerinde-dovizle-odeme-yasagi/">KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DÖVİZLE ÖDEME YASAĞI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik şartlar gereği kişiler aralarındaki kira sözleşmesinde kira bedelini yabancı para olarak belirlemeyi isteyebilmektedir. Ancak kişilerin kira bedelini yabancı para olarak belirlemesi sınırlandırılmış olup bu yazımızda dövizle ödeme yasağı kavramının uygulama alanı ve şartları incelenecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DÖVİZLE ÖDEME YASAĞINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithalata, özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar hakkındaki tespit ve tayinler 07/08/1989 tarihinde yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararda yapılan ve uygulamada sorulara neden olan önemli değişiklik 13/09/2018 tarihli 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yapılmıştır. 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nın 1’inci maddesi ile 32 Sayılı Karar’ın m.4/g “<em>Türkiye&#8217;de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz</em>.” şeklindeki g bendi eklenmiştir. Bu değişiklik uyarınca Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki gayrimenkul kiralama sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları yasaklanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Parası Kıymetı̇nı̇ Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlı̇şkı̇n Teblı̇ğ (Teblı̇ğ No: 2008-32/34) m.8/f.2 hükmünde de konuya ilişkin “<em>Türkiye’de yerleşik kişiler kendi aralarında akdedecekleri; konusu yurt içinde yer alan gayrimenkuller olan, konut ve çatılı iş yeri dâhil</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>gayrimenkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramazlar</em>.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumda aşağıdaki şartları sağlayan hallerdeki sözleşmelerde kira bedeli 1.000 ABD doları olarak belirlenemeyeceği gibi 1.000 ABD dolarının kira ödeme günündeki TL karşılığı olarak da belirlenemeyecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II-) YABANCI PARAYLA KİRA SÖZLEŞMESİ YASAĞININ ŞARTLARI VE KAPSAMI</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) Sözleşmenin iki tarafının da Türkiye’de yerleşik kişiler olması.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kira sözleşmesinin kiraya veren/kiralayan ve kiracı olarak iki tarafı vardır. Kiracının veya kiralaya verenin birden fazla kişi olması ve bir tarafın tüzel kişi olması bunu değiştirmez. Örneğin babalarından miras kalan evi iki kardeşin üç üniversite öğrencisine kiraya vermesi halinde kiraya veren iki kardeşin ikisi birlikte kiraya veren tarafı, üç üniversite öğrencinin üçü birden kiracı tarafı oluşturmakta ve sözleşme yine iki taraflı olarak kurulmaktadır. Dövizle kiralama yasağının uygulanabilmesi için sözleşmenin iki tarafındaki bu kişilerin Türkiye’de yerleşik kişiler olması gerekmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) Kiralanan taşınmazın yurt içinde olması</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C-) Sözleşmenin Bakanlıkça İstisna Kapsamına Alınmamış Olması.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakanlıkça istisna kapsamına alınan hallerdeki sözleşmelerde bu yasak uygulanmayacaktır. Türk Parası Kıymetı̇nı̇ Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlı̇şkı̇n Teblı̇ğ (Teblı̇ğ No: 2008-32/34) 8. maddesinde bu yasağın uygulanmayacağı haller şu şekilde belirtilmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerinin işletilmesi amacıyla <strong>kiralanması</strong>,</p>



<p class="wp-block-paragraph">2. Gümrüksüz satış mağazalarının <strong>kiralanması</strong>,</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; yurt dışında ifa edilecekler ile gemi adamlarının taraf oldukları dışında kalan iş sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri;</p>



<p class="wp-block-paragraph">a. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin taraf oldukları hizmet sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">b. İhracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">c. Türkiye’de yerleşik kişilerin yurtdışında gerçekleştirecekleri faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">ç. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; Türkiye’de başlayıp yurtdışında sonlanan, yurtdışında başlayıp Türkiye’de sonlanan veya yurt dışında başlayıp yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">d. Türkiye’de yerleşik kişilerin Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerinde akdedeceği konaklama hizmet sözleşmeleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">dışında kalan danışmanlık, aracılık ve taşımacılık dâhil hizmet sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">5. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">6. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">7. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt kiralama sözleşmeleri dışında kalan <strong>menkul kiralama sözleşmeleri</strong>,</p>



<p class="wp-block-paragraph">8. Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; bilişim teknolojileri kapsamında yurt dışında üretilen yazılımlara ilişkin satış sözleşmeleri,</p>



<p class="wp-block-paragraph">9. 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilere ilişkin <strong>finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri</strong>,</p>



<p class="wp-block-paragraph">10. 32 sayılı Kararın 17 ve 17/A maddeleri kapsamında yapılacak <strong>finansal kiralama (leasing) sözleşmeleri</strong>,</p>



<p class="wp-block-paragraph">11. On altıncı fıkra hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kamu kurum ve kuruluşlarının veya Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmeler,</p>



<p class="wp-block-paragraph">12. Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası andlaşmaların ifası kapsamında gerçekleştirilecek olan projeler dahilinde; yükleniciler veya görevli şirketlerin ve bunların sözleşme imzaladığı tarafların üçüncü taraflarla akdedeceği veya bahsi geçen projeler çerçevesinde akdedilecek, gayrimenkul satış sözleşmeleri ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmeler,</p>



<p class="wp-block-paragraph">13. 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olarak yapılan sözleşmeler,</p>



<p class="wp-block-paragraph">14. Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin veya ortak kontrol ve/veya kontrolüne sahip bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin işveren veya hizmet alan olarak taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmeler,</p>



<p class="wp-block-paragraph">15. Türkiye’de yerleşik yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari havayolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az yüzde elli hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle yaptığı ayrimenkul satış, gayrimenkul kiralama ve iş sözleşmeleri haricindeki sözleşmeler,</p>



<p class="wp-block-paragraph">16. Uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III-) DÖVİZLE ÖDEME KARARLAŞTIRILAN SÖZLEŞMELERİN DURUMU</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">13/09/2018 tarihinden önce akdedilmiş ve dövizle sözleşme yasağı kapsamında bulunan kira sözleşmelerindeki kira bedellerinin 32 sayılı Karar’ın geçici 8. maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi gerekmektedir. Tebliğde konut ve çatılı iş yerleri için ayrıca düzenleme yapılmış olup bunlardaki yeniden belirleme özel düzenleme uyarınca yapılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-)  KONUYA İLİŞKİN YARGI KARARLARI</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 3. HD., E. 2021/1139 K. 2021/11528 T. 16.11.2021 kararı</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Bu itibarla; taraflar arasında 01/02/2014 tarihinde akdedilen, dava tarihi itibariyle ifası devam etmekte olan kira sözleşmesinin &#8220;Özel Şartlar&#8221; başlıklı kısmının 1 inci maddesindeki; ilk beş yıl bitiminde kira bedelinin yıllık net 120.000 $ karşılığı TL yıllık olarak ödenecektir. &#8221; şeklinde dövize endeksli olarak belirlenen bu kira bedelinin Türk Lirasına göre yeniden belirlenmesinde zorunluluk olmakla sözleşme taraflarınca bu konuda mutabakata varılarak yeniden belirleme yapılmadığından ilk derece mahkemesince yukarıda belirtilen ilgili mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirme yapılıp gerekirse alanında uzman bilirkişi raporu alınmak suretiyle sözleşmede dövize endeksli olarak belirlenen kira bedelinin 01/02/2019 tarihinden geçerli olmak üzere Türk parası cinsinden yeniden belirlenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle davanın reddine hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kayseri BAM, 3. HD., E. 2020/1006 K. 2020/611 T. 21.9.2020 kararı</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>icra takibine konu edilen, kira alacağının tebliğ tarihi itibariyle gecikmiş alacak niteliğinde olduğu anlaşıldığından Türk Parasını Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair 2018-32/51 numaralı Tebliği döviz cinsinden ve dövize endeksli sözleşmeler başlıklı 8/24. maddesinin son cümlesi uyarınca gecikmiş alacaklar yönünden ilgili madde hükmünün uygulanamayacağı anlaşıldığından kira bedelinin anılan tebliği uyarınca yeniden belirlenmesi gerekmediği dolayısıyla takibin döviz cinsi üzerinden başlatılmasında hukuka aykırı yön bulunmadığı gibi davacı kiralayan tarafından icra takibinde kira bedelinin döviz cinsi üzerinden başlatılmadığı Türk Lirasına çevrilmiş olduğu, Türk lirasına çevrilmiş olmakla birlikte; 06/10/2018 tarihli 30557 numaralı Resmi Gazetede yayınlanan Türk Parasını Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ (tebliğ no 208-32/34 )&#8221;de değişiklik yapılmasına dair tebliğin (tebliğ no 2018-32/51 )yürürlüğü itibariyle 01/02/2017 ve 01/02/2018 döneminde muaccel olmuş olan gecikmiş alacaklar yönünden kira alacağına uygulanamayacağından; davalı kiracının döviz cinsinden olan kira alacağının 02/01/2018 tarihli TCMB efektif satış kuru üzerinden euro için 4.5525 üzerinden hesaplanarak TÜFE oranlarının hesaplanması gerekirken, dövizin icra takibine konu edilen tarih üzerinden hesaplanmış olduğu yönündeki istinafının yerinde olmadığı, ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu görülmüştür</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity" /><p><a href="https://dikelaw.com.tr/kira-sozlesmelerinde-dovizle-odeme-yasagi/">KİRA SÖZLEŞMELERİNDE DÖVİZLE ÖDEME YASAĞI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/kira-sozlesmelerinde-dovizle-odeme-yasagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title> UNUTULMA HAKKI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/unutulma-hakki/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/unutulma-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 14:46:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet Haberi]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Veri]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Unutulma Hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde internetin gelişmesi ve yaygınlaşması ile bilgiye ulaşmak oldukça kolaylaşmıştır. İnternetin, alanına giren her şeyi her zaman hatırlaması insanlara tarifsiz bir yardım sunmaktadır. Bu hafızanın, insanlık için iyi mi yoksa kötü mü olduğu hakkında tartışmalar olmakla birlikte unutan bir varlık olan insan doğasına aykırı olduğu hususunda ise tartışma yoktur. Unutulma hakkı, bu değişim ve dönüşüm [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/unutulma-hakki/"> UNUTULMA HAKKI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde internetin gelişmesi ve yaygınlaşması ile bilgiye ulaşmak oldukça kolaylaşmıştır. İnternetin, alanına giren her şeyi her zaman hatırlaması insanlara tarifsiz bir yardım sunmaktadır. Bu hafızanın, insanlık için iyi mi yoksa kötü mü olduğu hakkında tartışmalar olmakla birlikte unutan bir varlık olan insan doğasına aykırı olduğu hususunda ise tartışma yoktur. Unutulma hakkı, bu değişim ve dönüşüm neticesinde incelenmesi gereken önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">I-) UNUTULMA HAKKI NEDİR ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay, 2015 tarihli Genel Kurul kararında unutulma hakkının “..<em>üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı</em>” olarak ifade edilebileceğini belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay’a göre unutulma hakkının amacı, bireyin; kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini, geleceğini serbestçe şekillendirebilmesini sağlamaktır. Bu açıdan unutulma hakkı, hem geçmişteki eylemlerinden pişman olan hem de geçmişte bir eylem neticesinde mağdur edilen kişilerin geleceklerini şekillendirmeleri için önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutulma hakkı kapsamında verilen kararlarda, unutulması istenen kişisel verinin kişinin şeref ve haysiyetini, özel hayatını ihlal ettiği gibi gerekçelere dayanıldığı görülmektedir. Bu kapsamda unutulma hakkı, kişilik hakkının bir uzantısı olarak değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar ülkemizde unutulma hakkına ilişkin ayrı bir yasal düzenleme yapılmamışsa da gerek Anayasa’nın 20. maddesinde yapılan değişiklik, gerek 5651 ve 6698 sayılı kanunların kabul edilmesi ile unutulma hakkının kullanılmasının yasal dayanakları zamanla arttırılmıştır. Ayrıca Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da unutulma hakkı hukukumuza entegre edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, özel hayatın gizliliği ve korunması, kişisel verilerin korunması, manevi varlığın koruması ve geliştirilmesi haklarının unutulma hakkının kullanılmasına dayanak teşkil ettiği ve Anayasa’nın 5. maddesinin anılan bu düzenlemelerle birlikte değerlendirilmesi neticesinde unutulma hakkının kullanılmasında devletin pozitif yükümlülüğünün olduğu Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">II-) UNUTULMA HAKKINI KİMLER KULLANABİLİR ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yayınlandığı anda hukuka uygun olarak işlenmiş, dijital ortamda arşivlenmiş kişisel veri, unutulma hakkının konusunu oluşturmaktadır. Ülkemizde ise unutulma hakkının sadece dijital ortamlarda değil, kamunun kolayca ulaşabileceği her türlü alandaki tüm kişisel verileri kapsayacağı yönünde karar verilmektedir. Dolayısıyla kişisel verileri hukuka uygun olarak işlenmiş, dijital ortamda arşivlenmiş kişiler, bu verinin toplum için önem arz etmeyen, eski bir bilgi haline gelmesi durumunda unutulma hakkını kullanabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">III-) UNUTULMA HAKKININ YASAL DÜZENLEMELERİ NELERDİR ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde unutulma hakkına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak unutulma hakkının amacı ve içeriği ile uyumlu anayasal ve yasal düzenlemeler bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenmiş olan “<em>özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkı</em>”nın karşılığı niteliğinde olan “<em>özel hayatın gizliliği</em>” hakkı Anayasa’nın 20. maddesinde “<em>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz&#8230;</em>” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’da veyahut Anayasa Mahkemesi kararlarında özel hayatın ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bir kararında bu maddenin bireyin kendisiyle ilgili bilgileri kontrol edebilmesini de kapsayan bir mahremiyet hakkı niteliğinde olduğunu belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2010 yılındaki Anayasa değişikliği ile 20. maddeye eklenen 3. fıkrayla kişisel verilerin korunması hakkı Anayasa’da açıkça tanınmıştır. Bu şekilde kişinin, kişisel verilerinin silinmesi talep etme hakkı anayasal bir düzenlemeye kavuşmuştur. Hem bu madde hem de 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndaki düzenlemeler unutulma hakkının kullanılmasındaki amaca hizmet etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">IV-) UNUTULMA HAKKI NASIL KULLANILIR ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Unutulma hakkının kullanılması için öncelikle veri sunucusuna başvuru yapılabilir.  İnternetten içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararlarını ise Sulh Ceza Hakimliği vermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutulma hakkının yasal kaynakları Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bulunduğundan başvurusunu ve itirazı reddedilen kişi Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapma hakkına sahiptir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">V-) UNUTULMA HAKKIYLA İLGİLİ BAZI KARAR ÖRNEKLERİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce kendisinin taraf olduğu cinsel taciz suçuna ilişkin yargılamada verilen Yargıtay kararının Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu adlı eserde ismi açık şekilde kullanıldığını iddia ederek manevi tazminat talep eden kişinin açtığı davada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu eserde kullanılan karar metninde davacının yargılama sırasında açık bir şekilde anlattığı cinsel saldırının yer aldığı, bu nedenle kararın olayın mağduru olan davacının isminin rumuzlanmadan kitapta kullanılmasının davacının unutulma hakkını ve bunun neticesinde özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğine karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"> &#8220;<em>Kaçakçıdan Şaşırtan Jest</em>” başlıklı haberde kendisinden &#8220;<em>dünyaca ünlü eski eser kaçakçısı</em>&#8221; olarak bahsedildiğini belirten kişinin açtığı davada Yargıtay, haberin, kaçakçılık fiilinin işlendiğinin iddia edildiği 1966 yılından yıllar sonra ve davacının bir sanat eserini üniversiteye bağışlamasının ardından yapılmış olmasının, takdir edilecek bir faaliyeti gölgeleyecek nitelikte ve unutulma hakkını ortadan kaldıracak şekilde olduğuna karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Başvurucunun uyuşturucu kullandığı iddiası ile yürütülen bir ceza kovuşturması hakkında ulusal ölçekte yayımlanan bir gazetenin internet arşivi sayfalarında 1998 yılında iki, 1999 yılında bir olmak üzere toplam üç haber başlığı yayımlanmıştır. Başvurucu, hakkında yapılan bu haberlerin arşivde tutulmaya devam edilmesi ve internet üzerinden haberlere kolayca ulaşılabilir olması nedenleriyle özel ve iş hayatının olumsuz etkilendiğini, itibarının zedelendiğini iddia ederek haberlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Başvurucunun bu talebiyle görülen davada Anayasa Mahkemesi olayın yaklaşık on dört yıl önce gerçekleşmiş olması nedeniyle güncelliğini yitirmiş olması; tarihi, istatistiksel veya bilimsel amaçlarla internet ortamında kolaylıkla ulaşılabilirliğinin sağlanmasının zorunlu olmaması, başvurucunun kamu yararı bakımından siyasi veya medyatik bir kişiliğe sahip olmaması nedenleriyle haberlerin kolaylıkla ulaşılabilirliğinin başvurucunun itibarını zedelediğini, unutulma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek başvurucunun hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity" /><p><a href="https://dikelaw.com.tr/unutulma-hakki/"> UNUTULMA HAKKI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/unutulma-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNTERNET ORTAMINDA ÖZEL HAYATIN KORUNMASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/internet-ortaminda-ozel-hayatin-korunmasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/internet-ortaminda-ozel-hayatin-korunmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 13:37:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gizlilik]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Veri]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1613</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnternetin kullanımı internete erişim sağlayan aletlerin çeşitlerinin ve sayılarının artması ve maliyetlerin azalması neticesinde artış göstermiştir. Kişiler sosyal medya sayesinde kendilerine ve çevrelerine ait ses, görüntü ve öyküleri paylaşmaya, başka kişilerin paylaştığı bu verilere anında ulaşmaya başlamıştır. Bu kullanıcı ve paylaşılan veri artışına paralel olarak internet ortamındaki hak ihlalleri de artmıştır. Bu yazımızda kişilerin internet [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/internet-ortaminda-ozel-hayatin-korunmasi/">İNTERNET ORTAMINDA ÖZEL HAYATIN KORUNMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İnternetin kullanımı internete erişim sağlayan aletlerin çeşitlerinin ve sayılarının artması ve maliyetlerin azalması neticesinde artış göstermiştir. Kişiler sosyal medya sayesinde kendilerine ve çevrelerine ait ses, görüntü ve öyküleri paylaşmaya, başka kişilerin paylaştığı bu verilere anında ulaşmaya başlamıştır. Bu kullanıcı ve paylaşılan veri artışına paralel olarak internet ortamındaki hak ihlalleri de artmıştır. Bu yazımızda kişilerin internet ortamında özel hayatlarını nasıl koruyabilecekleri hususu üzerinde duracağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) KİŞİNİN YAŞAM ALANLARI VE ÖZEL HAYAT NELERDİR</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) KİŞİNİN YAŞAM ALANALARI</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kişi yaşam alanlarını, sınırları kişilerce belirlenen üç başlık altında incelemek mümkündür:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Kamuya Açık Alan: Herkes tarafından bilinen olaylardan oluşan alandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Özel Alan: Kişinin herkes tarafından değil sadece sınırlı bir grup kişi tarafından bilinmesini istediği olayların oluşturduğu alandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- Gizli Alan: Kişinin sadece açıkladığı kişilerce bilinmesini arzuladığı olaylar gizli alanı oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) ÖZEL HAYAT</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hayat kavramının, üzerinde birlik sağlanan bir tanımı bulunmamaktadır. Bu kavramın oldukça geniş bir kapsamı olması ve ortaya çıkan teknolojik ve sosyolojik yeni koşullara göre değişmesi tanım yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu kavramı tanımlamaktaki bir diğer zorluk ise kavramın; medeni hukuk, ceza hukuku, anayasa ve insan hakları hukuku alanlarında farklı açılardan ele alınmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hayatın kapsamını belirlemede yaşam alanına ilişkin yukarıdaki başlıkta açıklanan ayrımdan yararlanılmaktadır. Kamusal yaşam alanın, özel hayat kapsamına girmediği; özel ve gizli alanın ise kişilik hakkına dahil olduğu ve korunması gerektiği belirtilmektedir. Ancak bir olayın kamuya açık alanda olup olmadığın belirlenmesi her zaman kolay olmamaktadır. Zira kişinin kamusal yerlerde yaşadığı her olayın kamuya açık alana gireceği kabul edilmemektedir. Bu belirleme, her olayda kişiye ve duruma göre inceleme yaparak gerçekleştirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">II-) <strong>KİMLER İNTERNETTE ÖZEL HAYATIN KORUNMASI İÇİN BAŞVURU YAPABİLİR.</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnternet ortamında özel hayatı ihlal edilen kişiler özel hayatlarının korunması için hukuki yollara başvurabilir. Yukarıda açıklandığı üzere özel hayatın ihlal edilip edilmediği somut olaya ve konu kişiye göre değerlendirilmektedir. Örneklendirmek gerekirse:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kişinin e-posta adresi, özel hayat alanına dahil olup kişilik hakkı ile korunan değerlerindendir. Kişinin izni olmaksızın e-maillerinin okunması, e-mail bilgilerinin paylaşılması; kişilerin özel hayatlarına ilişkin sır niteliğindeki bilgilerinin, mahrem fotoğraflarının, ses kayıtlarının e-posta içeriğinin veya eklerin başkalarına iletilmesi özel hayatın gizliliğinin ihlalini oluşturmaktadır. Spam, alıcı tarafından talep edilmeyen, aynı anda birçok kişiye gönderilen, zarar verici ve çoğunlukla reklam içerikli e-maillerdir. Bu e-maillerin gönderilebilmesi için kişilerin e-mail adresleri çeşitli yöntemlerle ele geçirilmekte ve bu şekilde özel hayatın gizliliği ihlal edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Web sitesinde kişinin videolarının ya da fotoğraflarının rızası dışında yayınlanması, kişisel bilgilerinin ifşa edilmesi, sırlarının açıklanmasıyla da internet ortamında özel hayatın gizliliği ihlal edilebilir. Kişilerin gerçek isimlerinden farklı kullanıcı adı alabildiği alanlarda özellikle bu şekilde kişilik haklarının ihlali oldukça sık yaşanmaktadır. Ayrıca daha etkili reklam yapılabilmesi amacıyla internet ortamındaki kullanıcıların kişisel verilerine ulaşılarak toplanması da ihlal oluşturan bir diğer durumdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III-) İLGİLİ MEVZUAT HÜKÜMLERİ NELERDİR</strong> ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenmiş olan “<em>özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkı</em>”nın karşılığı niteliğinde olan “<em>özel hayatın gizliliği</em>” hakkı Anayasa’nın 20. maddesinde “<em>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz&#8230;</em>” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’da veyahut Anayasa Mahkemesi kararlarında özel hayatın ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bir kararında bu maddenin bireyin kendisiyle ilgili bilgileri kontrol edebilmesini de kapsayan bir mahremiyet hakkı niteliğinde olduğunu belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2010 yılındaki Anayasa değişikliği ile 20. maddeye eklenen 3. fıkrayla kişisel verilerin korunması hakkı Anayasa’da açıkça tanınmıştır. Bu şekilde kişinin, kişisel verilerinin silinmesi talep etme hakkı anayasal bir düzenlemeye kavuşmuştur. Hem bu madde hem de 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndaki düzenlemeler kişilerin kişisel verilerinin ve dolayısıyla özel hayatlarının internet ortamında korunması amaca hizmet etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-) İNTERNET ORTAMINDA ÖZEL HAYATIN KORUNMASI İÇİN HANGİ BAŞVURULAR YAPILABİLİR</strong> ?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hayatın gizliliği, kişilik hakkının unsurlarından birisi olduğu için kişilik haklarını koruyan <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu</a> düzenlemelerinden yararlanmak mümkündür. İnternet ortamında özel hayatının gizliliği ihlal edilen kişi, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilecek, sorumluluk ve önleme davaları açabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel hayatın gizliliğine karşı müdahaleler haksız fiil olarak nitelendirilmekte olduğundan Türk Borçlar Kanunu ilgili hükümlerinin de uygulama alanı bulması ve kişinin bu hükümlere dayanarak tazminat talep etmesi de mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnternet ortamında kişisel verileri kanuna veya rızasına aykırı olarak işlenen kişi, özel hayatına yapılan bu müdahaleye karşı <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6698&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’</a>nda düzenlenen haklarını kullanabilmektedir. Kişinin talebi üzerine veya re’sen yapılması gereken eylem ve işlemler yapılarak kişinin kişisel verilerinin korunmadığı durumlarda Kanun’un 10. maddesinde düzenlenen idari para cezaları ve 17. maddesinin atfı ile <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ceza Kanunu</a> düzenlemeleri uyarınca hapis cezaları gündeme gelecektir. Özel hayatın gizliliğine ilişkin Türk Ceza Kanundaki düzenlemeler bunlarla sınırlı değildir. Türk Ceza Kanunu’nun dokuzuncu bölümünde “<em>Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar</em>” düzenlenmiştir. İnternet ortamında gerçekleşen eylem aynı zamandan bu bölümdeki suçların şartlarını karşılıyor ise Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri de uygulama alanı bulacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnternet ortamında özel hayatın korunması için sıklıkla tercih edilen yöntemlerden biri erişimin engellenmesidir. Erişim engellemeyi sürecine, kullanılan tekniğe ve süresine göre farklı ayrımlarla incelemek mümkündür. Sürecine göre, uyar-kaldır veya doğrudan engelleme yöntemi olarak ikiye ayrılmaktadır: uyar-kaldır yönteminde, doğrudan engelleme yönteminden farklı olarak öncelikle içeriğin kaldırılması için uyarı yapılmaktadır. Süresine göre ise, erişimin geçici veya kalıcı olarak engellenmesi mümkündür. Erişimin engellenmesi konusunda birçok farklı teknik kullanılmaktadır. Bu tekniklerden en çok kullanılanları IP bazlı, DNS, URL engellemeleridir. (<em>Ayrıntılı bilgi için erişimin engellenmesi kararının nasıl alındığını açıklayan yazımıza bakabilirsiniz</em>.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity" /><p><a href="https://dikelaw.com.tr/internet-ortaminda-ozel-hayatin-korunmasi/">İNTERNET ORTAMINDA ÖZEL HAYATIN KORUNMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/internet-ortaminda-ozel-hayatin-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VAKIFLARDA AMAÇ</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/vakiflarda-amac/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/vakiflarda-amac/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 13:23:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlaka ve Ulusal Çıkarlara Aykırı Amaç]]></category>
		<category><![CDATA[Amaç]]></category>
		<category><![CDATA[Belirli Amaç]]></category>
		<category><![CDATA[Vakıflar]]></category>
		<category><![CDATA[Yasak Amaç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumlardaki ahlaki, dini veya sosyal anlayıştan kaynağını alan Roma’da, Yunan’da ve eski Türk toplumlarında da görülen vakıfların varlığı oldukça eskiye dayanmaktadır. Vakıfların kuruluşu ve devamındaki işlemlere dair konular Ülkemizde günümüzde de önemini koruduğundan bu yazımızda hangi amaçlarla vakıf kurulabileceği incelenmiştir. Zira amaç vakfın temel bir unsurudur ve vakıf senetlerinin amaç kısmının yasal düzenlemeler ve Yargıtay [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/vakiflarda-amac/">VAKIFLARDA AMAÇ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Toplumlardaki ahlaki, dini veya sosyal anlayıştan kaynağını alan Roma’da, Yunan’da ve eski Türk toplumlarında da görülen vakıfların varlığı oldukça eskiye dayanmaktadır. Vakıfların kuruluşu ve devamındaki işlemlere dair konular Ülkemizde günümüzde de önemini koruduğundan bu yazımızda hangi amaçlarla vakıf kurulabileceği incelenmiştir. Zira amaç vakfın temel bir unsurudur ve vakıf senetlerinin amaç kısmının yasal düzenlemeler ve Yargıtay kararlarını gözetmeden düzenlenmesi durumunda vakfın tescil talebi reddedilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) VAKFIN AMACINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER NELERDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 101/f.1 “<em>Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır</em>.” şeklinde vakıfları tanımlamıştır. Bu tanım uyarınca vakfın varlığı için bir malvarlığı değeri olması, bu malvarlığı değerinin bir amaca özgülenmiş olması ve tüzel kişiliğin bulunması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının, vakfın bir şartı ve tüzel kişiliğinin ruhu olduğun belirtilmektedir. Vakfedenin iradesinin anlaşılması ve vakıf faaliyetlerinin doğrultusunun belirlenmesi için zorunlu olan amacın temel unsur olduğu TMK m.106 “<em>Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir</em>” ve m.107/f.1 “<em>Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez</em>” şeklindeki hükümlerden anlaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakıflarının amaçlarının çoğunlukla kamu yararına hizmet edecek nitelikte olduğu görülmektedir. Ancak amacın bu şekilde olması yasada belirlenen bir şart değildir. Vakfeden, yazının devamında belirteceğimiz niteliklere uygun olmak kaydıyla vakfın amacını dilediği şekilde belirleyebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II-) VAKFIN AMACI BELİRLENİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading">A-) Belirli Olması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Vakıf malvarlığının tahsis edildiği amacın vakfın senedinde kesin ve ayrıntılı olarak belirtilmesi gerekmemektedir. Ancak amacın yeterli açıklıkta belirtilmesi şarttır. Yeterli bir belirleme yapılmamış genel, karışık veya anlamsız bir amaç için vakıf kurulamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacı tek bir amaç olabileceği gibi birbiriyle bağlantısı olan veya olmayan, birbirini izleyen birden fazla amaç da olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının belirli olması, kuruluş aşamasında amacın vakfın tescili için yasal şartları taşıyıp taşımadığının, vakfa özgülenen mal varlığının ve hakların bu amacın gerçekleştirilebilmesi için yeterli olup olmadığının, vakfın kuruluşundan sonraki dönemde ise durum ve koşullardaki değişmeler uyarınca vakfın amacının imkansızlaşıp imkansızlaşmadığının, bu amaca bağlı kalınmasının vakfedenin arzusuna aykırılık teşkil edecek hale gelip gelmediğinin, koşulların ve yükümlülüklerin amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen nitelikte olup olmadığının değerlendirilebilmesini sağlayan işlevleri vardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">B-) Sürekli Olması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının sürekli olması gerekmektedir. Süreklilik şartı ebedilik olarak anlaşılmamalıdır. Amacın, vakıf mallarının bir süre vakıfta kalmasını gerektirecek nitelikte olması yeterlidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">C-) İmkansız Olmaması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının başta imkansız olması halinde vakıf meydana gelmez. Amacın gerçekleşmesi sonradan olanaksız olmuş ve değiştirilmesi de mümkün değil ise TMK m.116/f.1 uyarınca vakıf kendiliğinden sona ermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının kuruluşta sahip olduğu anlamı kaybetmiş olması ile imkansız olması farklıdır. Vakfın amacı imkansız hale gelmemiş ancak değişen koşullar içerisinde vakfedenin iradesine aykırı hale gelmiş ise bu durumda vakıf kendiliğinden sona ermez. TMK m.113/f.1 uyarınca vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın amacınının değiştirmesi söz konusu olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer ihtimal ise vakıf amacının imkansız hale gelmemesi ancak amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen şartların ve yükümlülüklerin bulunması halidir. Bu durumda da vakıf kendiliğinden sona ermemektedir. Bu şartların kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de TMK m.113/f.2 uyarınca TMK m.113/f.1 hükmü uygulanacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">D-) Kanuna, Ahlaka ve Ulusal Çıkarlara Aykırı Olmaması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Hukuki işlemler için geçerli olan sınırlamanın vakıflar için de geçerli olması uyarınca amacı kanuna ve ahlaka aykırı vakıf kurulamaz. TMK m.101/f.4 “<em>Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz</em>.” şeklindeki hükümde de açıkça vakıf amacının sahip olması gereken olumsuz nitelik düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading">III-) Ticari İşletme İşletmek Amacıyla Vakıf Kurulup Kurulamayacağı Sorunu</h2>



<p class="wp-block-paragraph">5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun m.26 hükmü “<em>Vakıflar; amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek amacıyla, Genel Müdürlüğe bilgi vermek şartıyla iktisadî işletme ve şirket kurabilir, kurulmuş şirketlere ortak olabilirler. Şirketler dahil iktisadî işletmelerden elde edilen gelirler vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemez</em>..” şeklinde vakıfların iktisadi işletme kurabileceğini veya kurulmuş şirketlere ortak olabileceğini düzenlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakfın amacının gerçekleştirilmesi, faaliyetlerinin devamlılığının sağlanabilmesi veya malvarlığının korunabilmesi için ticari işletme işletmesi gerekli olabilir. Vakıfların, amaçlarını gerçekleştirmek için ticari faaliyette bulunması mümkündür. Ancak vakfın işlettiği işletmenin geliri sadece vakfın amacına tahsis edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kar amacıyla kurulmuş bir ticari işletmenin devamlılığını sağlamak amacıyla vakıf kurup kuramayacağı ise tartışmalıdır. Bir görüşe göre iktisadi ve ticari işetme işletmek vakıfla bağdaştırılamayacak bir amaç değildir. Bu görüş uyarınca işletmelerin, aile şirketlerinin miras yoluyla nesilden nesile intikal ederken küçülmesinin ve dağılmasının engellemesi yahut birden fazla işletmenin işletilebilmesi amacıyla vakıf kurulabilir ve ülkemizde de bu şekilde vakıf kurulabilmesi için Vakıflar Kanunu’nda bu yönde düzenleme yapılması gerekmektedir. Bir diğer görüş ise tüzel kişiler için sınırlı sayı ve tipe bağlılık ilkelerinin geçerli olduğunu, hukukumuzda mal topluluğu niteliğinde kazanç paylaşma amacına yönelik bir tüzel kişi tipi düzenlenmemiş olması ve vakıfların sosyal işlevi uyarınca vakıfların ticari işletme işletmek amacıyla kurulmasının mümkün olmadığını savunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-) İLGİLİ YARGITAY KARARLARI</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 6. HD., E. 1974/3559 K. 1974/3755 T. 16.09.1974 sayılı kararı:</p>



<p class="wp-block-paragraph"> “<em>Vakıf, başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir malın belli bir gayeye tahsisidir. Gaye ise, vakfın gelecek bütün zamanlara şamil olmak üzere düşünülen hukuki faaliyetini gösterir. Mezkür belgede, vakfın esaslı bir unsuru olan devamlı bir gaye belirtilmemiştir. Aksine, evdeki hissem satılarak bedelinin caminin onarım, mefruşat ve bakımına sarfedilmesini vasiyet ediyorum denmekle bir defa için yapılması arzolunan hukuki muameleye işaret edilmiş ve vakıf kavramına uygun bir tahsisde yapılmamıştır</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 18. HD., E. 2005/1467 K. 2005/3270 T. 5.4.2005 sayılı kararı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“…<em>tescili istenen “F1 Vakfı” nın kuruluş senedinde yazılı olan amaç, gösterilen örneklerden farklı olup, münhasıran Yedinci Gün Adventist cemaatine mensup kişileri destekler niteliktedir. Yukarıda belirtildiği üzere, senedin “Vakfın Amacı” başlığını taşıyan 3.maddesinde Yedinci Gün Adventist inancına mensup olan Türk vatandaşlarının ve Türkiye&#8217;de ikamet eden veya Türkiye&#8217;de geçici olarak bulunan aynı inançtaki yabancıların dini ihtiyaçlarını karşılamaktır. Denilmek suretiyle vakfın amacının belli bir cemaati (münhasıran Yedinci Gün Adventist inancında olan kişileri) desteklemek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Türk Medeni Kanununun 101. maddesinin dördüncü fıkrası ile Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 6. maddesi hükmünce bir vakfın tesciline karar verilebilmesi için, bu maddelerde belirtilen yasaklayıcı unsurlardan hiç birinin gerçekleşmemiş olması açık ve kesin bir zorunluluk olup, kamu düzeni ve kamu yararını gözeterek düzenlenmiş bulunan bu hükümler buyurucu niteliktedir. O halde, belli bir cemaat ve inanç mensuplarını desteklemek amacı ile kurulmuş olduğu anlaşılan vakfın tescili isteminin mahkemece reddinde bir isabetsizlik yoktur</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 18. HD., E. 2004/1311 K. 2004/3218 T. 20.04.2004 sayılı kararı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ve konjonktür itibariyle belirtilen amaçların gerçekleştirilmesinin büyük paraların sarfını gerektirir nitelikte olduğu denetim makamı müfettişlerince düzenlenen raporda vakfın mevcut mal varlığının ve gelirlerinin bu amaçların gerçekleşmesi için yeterli olmadığı vakfın mal ve gelirinin artırılması için herhangi bir faaliyette bulunulmadığı yolundaki tespitler de dikkate alındığında vakfın amaçlarının gerçekleşmesinin olanaksız hale geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı anlaşıldığından, vakfın mevcut mal varlığı da saptanarak Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzük&#8217;ün 33. ve vakıf senedinin 18. maddeleri de gözetilerek davanın kabulü ile vakfın dağılmasına karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçelerle ve yetersiz bilirkişi raporlarına göre davanın reddi doğru görülmemiştir</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity" /><p><a href="https://dikelaw.com.tr/vakiflarda-amac/">VAKIFLARDA AMAÇ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/vakiflarda-amac/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
