<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ceza hukuku arşivleri - Dike Hukuk</title>
	<atom:link href="https://dikelaw.com.tr/etiket/ceza-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dikelaw.com.tr/etiket/ceza-hukuku/</link>
	<description>Danışmanlık &#38; Arabuluculuk</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Oct 2025 10:05:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://dikelaw.com.tr/wp-content/uploads/2023/11/cropped-dh5-32x32.png</url>
	<title>ceza hukuku arşivleri - Dike Hukuk</title>
	<link>https://dikelaw.com.tr/etiket/ceza-hukuku/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TIBBİ YANLIŞ UYGULAMADA HEKİMİN CEZAİ SORUMLULUĞU</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/tibbi-yanlis-uygulamada-hekimin-cezai-sorumlulugu/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/tibbi-yanlis-uygulamada-hekimin-cezai-sorumlulugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 14:55:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[adli tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Avukat Aytekin Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[ceza hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hekim sorumluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[hekimin cezai sorumluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[malpraktis]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[tck]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi yanlış uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıbbi Yanlış Uygulamada Hekimin Cezai Sorumluluğu Cezai sorumluluk halleri tüm meslek grupları gibi hekimler açısından da söz konusudur. Hekimler, insan yaşamına doğrudan müdahale eden tek meslek grubudur. Bu müdahale yetkisi, beraberinde hem etik hem de hukuki sorumlulukları getirir. Günümüzde tıbbi hatalar yalnızca disiplin ya da tazminat konusu olmaktan çıkmış; Türk Ceza Kanunu (TCK) çerçevesinde cezai [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tibbi-yanlis-uygulamada-hekimin-cezai-sorumlulugu/">TIBBİ YANLIŞ UYGULAMADA HEKİMİN CEZAİ SORUMLULUĞU</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 data-start="283" data-end="338"><strong data-start="285" data-end="338">Tıbbi Yanlış Uygulamada Hekimin Cezai Sorumluluğu</strong></h1>
<p data-start="340" data-end="778">Cezai sorumluluk halleri tüm meslek grupları gibi hekimler açısından da söz konusudur. Hekimler, insan yaşamına doğrudan müdahale eden tek meslek grubudur. Bu müdahale yetkisi, beraberinde hem <strong data-start="446" data-end="483">etik hem de <a href="https://dikelaw.com.tr/malpraktis/">hukuki sorumlulukları</a></strong> getirir. Günümüzde tıbbi hatalar yalnızca disiplin ya da tazminat konusu olmaktan çıkmış; <strong data-start="574" data-end="600"><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ceza Kanunu</a> (TCK)</strong> çerçevesinde cezai yaptırımlara da konu olmuştur. Bu yazıda, malpraktis hallerinde hekimin cezai sorumluluğu ve bununla ilintili başlıklar ele alınmaktadır.</p>
<hr data-start="780" data-end="783" />
<h2 data-start="785" data-end="829"><strong data-start="788" data-end="829">A. Tıbbi Yanlış Uygulamalar Nelerdir?</strong></h2>
<p data-start="831" data-end="1328">Tıbbi yanlış uygulama (malpraktis), <strong data-start="867" data-end="952">hekimin meslek standartlarına aykırı şekilde hareket ederek hastaya zarar vermesi</strong> olarak tanımlanır.<br data-start="971" data-end="974" />Türk Tabipleri Birliği’ne göre malpraktis, “bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle hastanın zarar görmesi”dir. Bu kavram yalnızca “yanlış tedavi”yle sınırlı değildir; <strong data-start="1156" data-end="1291">yanlış teşhis, yetersiz bilgilendirme, uygun müdahale zamanının kaçırılması, sterilizasyon eksikliği veya yanlış doz ilaç verilmesi</strong> gibi durumlar da bu kapsama girer.</p>
<p data-start="1330" data-end="1427">Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik kararlarında, bir eylemin malpraktis sayılabilmesi için:</p>
<ol data-start="1428" data-end="1566">
<li data-start="1428" data-end="1482">
<p data-start="1431" data-end="1482">Hekimin <strong data-start="1439" data-end="1479">özen yükümlülüğüne aykırı davranması</strong>,</p>
</li>
<li data-start="1483" data-end="1566">
<p data-start="1486" data-end="1566">Bu davranışla meydana gelen zarar arasında <strong data-start="1529" data-end="1545">illiyet bağı</strong> bulunması gerekir.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="1568" data-end="1908">Tıbbi müdahalenin hatalı sayılması için sonucun olumsuz olması tek başına yeterli değildir; <strong data-start="1660" data-end="1696">“özen eksikliğiyle” gerçekleşmiş</strong> olması gerekir.<br data-start="1712" data-end="1715" />Hekimin, tıbbın o andaki kabul görmüş kurallarına uygun şekilde davranmasına rağmen istenmeyen bir sonuç doğmuşsa, bu durum <strong data-start="1839" data-end="1855">komplikasyon</strong> olarak değerlendirilir ve cezai sorumluluk doğurmaz.</p>
<hr data-start="1910" data-end="1913" />
<h2 data-start="1915" data-end="1974"><strong data-start="1918" data-end="1974">B. Tıbbi Yanlış Uygulamalar Hangi Suçları Oluşturur?</strong></h2>
<p data-start="1976" data-end="2200">Tıbbi yanlış uygulamaların cezai nitelendirmesi, <strong data-start="2025" data-end="2052">TCK’nın genel hükümleri</strong> uyarınca yapılır. Hekimlerin eylemleri çoğunlukla taksir kapsamında değerlendirilse de, bazı ağır ihmal durumları farklı suç tiplerini doğurabilir:</p>
<ul data-start="2202" data-end="3146">
<li data-start="2422" data-end="2684">
<p data-start="2424" data-end="2684"><strong data-start="2424" data-end="2465">Taksirle Ölüme Neden Olma (TCK m. 85)</strong><br data-start="2465" data-end="2468" />Yanlış tedavi, ihmalkâr cerrahi müdahale veya hastanın klinik takibinin yapılmaması sonucu ölüm gerçekleşirse bu madde uygulanır.</p>
</li>
<li data-start="2686" data-end="2915">
<p data-start="2688" data-end="2915"><strong data-start="2688" data-end="2736">Kasten Yaralama veya Öldürme (TCK m. 86, 81)</strong><br data-start="2736" data-end="2739" />Hekimin bilerek veya sonucu öngörüp kabullenerek hareket ettiği nadir durumlarda söz konusu olur. Örneğin, hastanın açık rızası olmadan yapılan riskli deneysel bir operasyon bu suçun konusunu oluşturabilir.</p>
</li>
<li><strong data-start="2204" data-end="2237">Taksirle Yaralama (TCK m. 89)</strong><br data-start="2237" data-end="2240" />Hekimin özen yükümlülüğünü ihlal ederek hastada bedensel veya ruhsal bir zarara yol açması durumunda gündeme gelir. Örneğin, yanlış ilaç enjeksiyonu sonucu hastanın felç kalması.</li>
<li data-start="2917" data-end="3146">
<p data-start="2919" data-end="3146"><strong data-start="2919" data-end="2958">Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257)</strong><br data-start="2958" data-end="2961" />Kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin görev gereklerine aykırı davranarak kişilere zarar vermesi halinde uygulanır. Bu madde, ceza yargılamasında kamu görevlisi sıfatını öne çıkarır.</p>
</li>
<li data-start="2917" data-end="3146"><strong>Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi (TCK m. 280)                                                                                                          </strong>Özel bir suç tipi olan bu suç, sağlık gibi oldukça hassas bir alanda şahit olunan malpraktis veya başka bir suç hakkında görgü yahut bilgi sahibi olunmasına rağmen bunun adli makamlara bildirilmemesi halinde işlenmiş olur. Sadece hekimler açısından değil tüm sağlık personeli açısından söz konusu olabilir.</li>
</ul>
<p data-start="3148" data-end="3321">Bu suç tipleri arasında sınır çoğu zaman “kusurun ağırlığı”yla belirlenir. Bilinçli taksir, hekimin sonucu öngörmesine rağmen önlem almamasıdır; kast ise sonucu istemesidir.</p>
<hr data-start="3323" data-end="3326" />
<h2 data-start="3328" data-end="3366"><strong data-start="3331" data-end="3366">C. Hekimin Cezai Sorumluluğu Unsurları Nelerdir?</strong></h2>
<p data-start="3368" data-end="3486">Cezai sorumluluğun doğabilmesi için üç temel unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir: <strong data-start="3453" data-end="3486">kusur, illiyet bağı ve zarar.</strong></p>
<ul data-start="3488" data-end="4402">
<li data-start="3488" data-end="3903">
<p data-start="3490" data-end="3903"><strong data-start="3490" data-end="3503">1. Kusur:</strong><br data-start="3503" data-end="3506" />Hekimin davranışı, aynı koşullarda bulunan makul bir meslektaşının davranışından farklıysa, kusurlu sayılır. Kusur; bilgisizlik, deneyimsizlik, tedbirsizlik, dikkat eksikliği veya ihmal şeklinde ortaya çıkabilir.<br data-start="3720" data-end="3723" />“Hekim, elinden geleni yaptı” savunması, ancak mesleki standartlar korunmuşsa geçerlidir. Hekimin hatasının, tıbbın gereklerine aykırı olduğu bilirkişi raporlarıyla ortaya konur.</p>
</li>
<li data-start="3905" data-end="4202">
<p data-start="3907" data-end="4202"><strong data-start="3907" data-end="3927">2. İlliyet Bağı:</strong><br data-start="3927" data-end="3930" />Zarar ile hekimin fiili arasında uygun bir nedensellik ilişkisi olmalıdır. Hastanın önceden mevcut bir hastalığı veya başka bir etken zarara neden olmuşsa bu bağ kopar.<br data-start="4100" data-end="4103" />Uygulamada, illiyet bağı tartışması çoğunlukla <strong data-start="4152" data-end="4181">Adli Tıp Kurumu raporları</strong> üzerinden yürütülür.</p>
</li>
<li data-start="4204" data-end="4402">
<p data-start="4206" data-end="4402"><strong data-start="4206" data-end="4219">3. Zarar:</strong><br data-start="4219" data-end="4222" />Bedensel, ruhsal veya yaşam kaybı biçiminde ortaya çıkan her türlü olumsuzluk cezai sorumluluk için “zarar” sayılır. Zararın derecesi, uygulanacak cezanın ağırlığını da belirler.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4404" data-end="4535">Ceza yargıcının takdir yetkisi geniştir ancak tıbbi olayların teknik niteliği nedeniyle bilirkişi görüşü çoğu zaman belirleyicidir.</p>
<hr data-start="4537" data-end="4540" />
<h2 data-start="4542" data-end="4584"><strong data-start="4545" data-end="4584">D. Adli Şikayet Süreçleri Nelerdir?</strong></h2>
<p data-start="4586" data-end="4758">Hasta veya yakınları, tıbbi yanlış uygulamadan zarar gördüklerinde <strong data-start="4653" data-end="4696">Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda</strong> bulunabilir. Şikayet süreci genellikle şu aşamalardan oluşur:</p>
<ol data-start="4760" data-end="5554">
<li data-start="4760" data-end="4871">
<p data-start="4763" data-end="4871"><strong data-start="4763" data-end="4785">Şikayet Dilekçesi:</strong><br data-start="4785" data-end="4788" />Olayın özeti, tarih, kurum, hekim adı ve ortaya çıkan zarar açıkça belirtilir.</p>
</li>
<li data-start="4872" data-end="4987">
<p data-start="4875" data-end="4987"><strong data-start="4875" data-end="4893">Delil Toplama:</strong><br data-start="4893" data-end="4896" />Savcılık, hastane kayıtlarını, onam formlarını, epikrizleri ve tedavi notlarını ister.</p>
</li>
<li data-start="4988" data-end="5171">
<p data-start="4991" data-end="5171"><strong data-start="4991" data-end="5016">Bilirkişi İncelemesi:</strong><br data-start="5016" data-end="5019" />Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastanelerinden rapor alınır. Raporda “tıbbi hata” olup olmadığı, kusurun derecesi ve illiyet bağı değerlendirilir.</p>
</li>
<li data-start="5172" data-end="5343">
<p data-start="5175" data-end="5343"><strong data-start="5175" data-end="5195">Soruşturma İzni:</strong><br data-start="5195" data-end="5198" />Kamu görevlisi olan hekimler bakımından, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4483&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5"><strong data-start="5242" data-end="5263">4483 sayılı Kanun</strong></a> uyarınca idari makamdan (örneğin valilikten) yargılama izni alınması gerekir. Sağlık Bakanlığı&#8217;nın bu izni çoğu zaman vermekten imtina ettiği, ancak izin isteminin reddi kararına karşı yapılacak doğru bir itiraz ile bu iznin alınmasının mümkün olduğu uygulamada görülmektedir.</p>
</li>
<li data-start="5344" data-end="5554">
<p data-start="5347" data-end="5554"><strong data-start="5347" data-end="5365">Dava Açılması:</strong><br data-start="5365" data-end="5368" />Savcılık delilleri yeterli bulursa iddianame düzenler. Dava, genellikle <strong data-start="5443" data-end="5468">Asliye Ceza Mahkemesi</strong> (yaralama suçlarında) veya <strong data-start="5496" data-end="5519">Ağır Ceza Mahkemesi</strong> (ölüm olaylarında) önünde görülür.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="5556" data-end="5714">Ceza davası sürecinde, hekimlerin savunma hakkı kapsamında <strong data-start="5615" data-end="5641">mesleki takdir yetkisi</strong>, <strong data-start="5643" data-end="5662">rızanın varlığı</strong> ve <strong data-start="5666" data-end="5682">komplikasyon</strong> savunmaları da değerlendirilir.</p>
<hr data-start="5716" data-end="5719" />
<h2 data-start="5721" data-end="5764"><strong data-start="5724" data-end="5764">E. İdari Şikayet Süreçleri Nelerdir?</strong></h2>
<p data-start="5766" data-end="5928">Cezai sürecin dışında, hastalar idari ve disipliner yollara da başvurabilirler.<br data-start="5845" data-end="5848" />İdari süreç, daha çok <strong data-start="5870" data-end="5882">tazminat</strong> ve <strong data-start="5886" data-end="5905">disiplin cezası</strong> yönüyle sonuç doğurur:</p>
<ul data-start="5930" data-end="6686">
<li data-start="5930" data-end="6225">
<p data-start="5932" data-end="6225"><strong data-start="5932" data-end="5961">1. Disiplin Soruşturması:</strong><br data-start="5961" data-end="5964" />Sağlık Bakanlığı veya bağlı kurumlara yapılan başvurular sonucu hekim hakkında disiplin soruşturması başlatılabilir. Tabip odaları da meslek etiğine aykırı davranışlar için işlem yapabilir. Bu şikayetler yazılı dilekçe ile yapılabildiği gibi CİMER yoluyla da yapılabilir. Sonuçta uyarı, kınama veya geçici meslekten men cezası verilebilir.</p>
</li>
<li data-start="6227" data-end="6514">
<p data-start="6229" data-end="6514"><strong data-start="6229" data-end="6270">2. Hizmet Kusuru ve Tam Yargı Davası:</strong><br data-start="6270" data-end="6273" />Kamu hastanesinde çalışan bir hekimin hatası sonucu zarar doğmuşsa, mağdur idareye başvurarak hizmet kusuru nedeniyle tazminat talep edebilir. İdarenin reddi veya sessiz kalması halinde <strong data-start="6461" data-end="6500">idare mahkemesinde tam yargı davası</strong> açılabilir. (Tazminata ilişkin detaylı bilgileri <a href="https://dikelaw.com.tr/malpraktis/">Malpraktis Davası</a> yazımızda bulabilirsiniz.)</p>
</li>
<li data-start="6516" data-end="6686">
<p data-start="6518" data-end="6686"><strong data-start="6518" data-end="6541">3. Özel Hastaneler:</strong><br data-start="6541" data-end="6544" />Özel hastanelerde ise sorumluluk “işveren sorumluluğu” kapsamında değerlendirilir. Hasta, hem hekimi hem hastaneyi birlikte dava edebilir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="6688" data-end="6803">Bu idari yollar, cezai yargılamadan bağımsızdır ancak aynı olayla ilgili delil ve raporlar birbirini etkileyebilir.</p>
<hr data-start="6805" data-end="6808" />
<h2 data-start="167" data-end="516"><strong data-start="167" data-end="176">F. Hekimin Cezai Sorumluluğuna Dengeli Yaklaşım</strong></h2>
<p data-start="167" data-end="516"><br data-start="176" data-end="179" />Tıbbi yanlış uygulamalar, hem hastalar hem de hekimler açısından ağır sonuçlar doğuran karmaşık olgulardır. Hekimin cezai sorumluluğu, kusur tespiti ve illiyet bağı gibi hassas değerlendirmelere dayanır. Bu nedenle, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan “kusursuz suç olmaz” prensibi tıp alanında da titizlikle uygulanmalıdır.</p>
<blockquote data-start="518" data-end="739">
<p data-start="520" data-end="739">“<em>Doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, <strong data-start="572" data-end="589">hafif de olsa</strong>, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir</em>.” — Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2006/6704 K. 2006/9459 kararı.</p>
</blockquote>
<p data-start="741" data-end="786">Hekimlerin sorumluluğa maruz kalmamak için:</p>
<ul data-start="787" data-end="970">
<li data-start="787" data-end="825">
<p data-start="789" data-end="825">Hastayı yeterince bilgilendirmesi,</p>
</li>
<li data-start="826" data-end="878">
<p data-start="828" data-end="878">Aydınlatılmış onam formunu usulüne uygun alması,</p>
</li>
<li data-start="879" data-end="917">
<p data-start="881" data-end="917">Tüm tıbbi kayıtları doğru tutması,</p>
</li>
<li data-start="918" data-end="970">
<p data-start="920" data-end="970">Tıbbi standartlara uygun hareket etmesi gerekir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="972" data-end="1244">Yargı organlarının ise tıbbın doğasında bulunan “risk” ile “ihmal”i ayırt ederek, adil bir değerlendirme yapması gerekir. Zira hukuk, hekimi cezalandırırken tıbbın ilerlemesini engellememeli; hastayı korurken hekimi de makul risk sınırları içinde güvence altına almalıdır.</p>
<p data-start="972" data-end="1244">Teknik bilgi gerektiren bu konuda şikayetçi yahut şikayet edilen taraftaysanız tecrübeli bir hukukçudan hizmet almanız yerinde olacaktır.</p>
<p><b><i>Tıbbi Yanlış Uygulamada Hekimin Cezai Sorumluluğu ile ilgili sorularınız için iletişim formunu doldurarak veya telefonla bize ulaşabilirsiniz.</i></b></p>
<p><b><i>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır. </i></b><b><i>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</i></b><b> </b><a href="https://wa.me/905337608453"><b>https://wa.me/905337608453</b></a></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tibbi-yanlis-uygulamada-hekimin-cezai-sorumlulugu/">TIBBİ YANLIŞ UYGULAMADA HEKİMİN CEZAİ SORUMLULUĞU</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/tibbi-yanlis-uygulamada-hekimin-cezai-sorumlulugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/tutukluluk-suresi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/tutukluluk-suresi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağan AKYÜREK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jan 2025 10:07:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ağır ceza]]></category>
		<category><![CDATA[ceza hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[ceza muhakemesi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[kamu davası]]></category>
		<category><![CDATA[kovuşturma]]></category>
		<category><![CDATA[sanık]]></category>
		<category><![CDATA[soruşturma]]></category>
		<category><![CDATA[şüpheli]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklama]]></category>
		<category><![CDATA[tutukluluk]]></category>
		<category><![CDATA[tutuklulukta geçecek süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazımızda, uygulamada sıkça karşılaşılan bir koruma tedbiri olan &#8220;tutukluluk&#8221; halinde şüphelinin/sanığın cezaevinde ne kadar süre geçireceğinden kısaca bahsedeceğiz. I-) İLGİLİ MEVZUAT CEZA MUHAKEMESİ KANUNU MADDE 102: CMK&#8216;nin ilgili madde hükümleri şu şekildedir: (1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tutukluluk-suresi/">TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu yazımızda, uygulamada sıkça karşılaşılan bir koruma tedbiri olan &#8220;tutukluluk&#8221; halinde şüphelinin/sanığın cezaevinde ne kadar süre geçireceğinden kısaca bahsedeceğiz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">I-) İLGİLİ MEVZUAT</h2>



<h3 class="wp-block-heading">CEZA MUHAKEMESİ KANUNU MADDE 102:</h3>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5271&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">CMK</a>&#8216;nin ilgili madde hükümleri şu şekildedir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NOT: Ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işlerde, soruşturma ya da kovuşturma (<a href="https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/">kamu davası</a>) aşaması olması önem arz etmeksizin tutukluluk süresi uzatma dahil en çok 18 aydır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu</a>nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NOT: Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerde, soruşturma ya da kovuşturma (<a href="https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/">kamu davası</a>) aşaması olması önem arz etmeksizin tutukluluk süresi uzatma dahil en çok 5 ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda en çok 7 yıldır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NOT: Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanunu&#8217;nda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanunu&#8217;nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu&#8217;nun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(4) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NOT: Soruşturma aşamasında tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işler bakımından azami 6 aydır. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren işlerde ise 12 ay olup, bazı suçların varlığı halinde azami 24 aydır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(5) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.</em></p>



<h2 class="wp-block-heading">II-) MADDENİN GEREKÇESİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tutuklamada geçen sürenin makul olması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 5. maddesinde öngörülmüş temel bir ilkedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bazı kararlarında görüldüğü gibi tutukluluğun bu makul süreyi aşması, tazminat ödenmesini gerektirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların tüm Avrupa ülkelerince göz önünde tutularak, kanunlarda gerekli değişikliklerin yapıldığı bilinmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hususlar göz önünde tutularak maddede ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok altı ay olarak öngörülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağır cezalı işlerde ise en fazla iki yıl tutuklama süresi öngörülmüştür. Uzatma kararlarının verilmesinde Cumhuriyet savcısının ve savunmanın görüşlerinin alınması zorunluluğu getirilmiştir. Madde, bütünü ile şüpheli ve sanık haklarını koruma amacına yöneliktir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">III-) YÜKSEK MAHKEME KARARLARI</h2>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;&#8230;Olası kastla öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından duruşmalı olarak ve sanık ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, sanığa hükmedilen hapis cezasının süresinin on yıldan fazla olması nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 318 ve 5271 sayılı CMK’nın 299. maddeleri gereğince resen duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılmasına karar verilip, duruşmalı temyiz isteminde bulunan sanık müdafiinin ve duruşma günü bildirilen katılan vekilinin usulüne uygun tebligatlara rağmen duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla, duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin sübuta, suç vasfına, katılan vekilinin ceza miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, sanığa hükmedilen ceza miktarı, 14.11.2011 tarihinde tutuklanıp, 05.06.2012 tarihinde tahliye edilen ve 30.11.2015 tarihinde tekrar tutuklanan sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, yerel mahkemenin karar tarihi olan 17.12.2015 tarihinde ve halen ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar için CMK’nın 102/2. maddesinde öngörülen beş yıllık süre dolmamış olup, temyiz aşamasında geçen sürenin azami tutukluluk süresinin hesabında dikkate alınamayacağına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli, 2011/1-51 esas, 2011/42 karar sayılı ilamı ve Anayasa Mahkemesinin 16.05.2015 günlü 29357 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 12.03.2015 tarihli, 2014/14310 başvuru numaralı kararı ile hükmün kesinleştiği gözetilerek, sanık müdafiinin TAHLİYE TALEBİNİN REDDİNE, 30.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi&#8230;&#8221; </em><strong>(Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2017/3285, K. 2017/5744)</strong></p>
</blockquote>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;&#8230;CMK’nın 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmalıdır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin ceza … sistemi içerisindeki yeri ve CMK’nın 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir (Anayasa Mahkemesi, … …, Başvuru No:2012/1137, 02.07.2013 tarihli).</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Buna göre CMK’nın 102. maddesinin ikinci fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmalıdır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli ve 51-42 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. (Anayasa Mahkemesi, Hamit Kaya, Başvuru No:2012/338, 02.07.2013 tarihli)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Diğer taraftan, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. CMK’daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorum, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Öte yandan tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma haline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Anayasa Mahkemesi, Hamit Kaya, Başvuru No: 2012/338, 02.07.2013 tarihli kararı; AİHM’nin Solmaz/Türkiye, Başvuru No: 27561/02, 16.01.2007, Şahap Doğan/Türkiye, Başvuru No: 29361/07, 27.05.2010)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve 12.04.2011 tarihli ve 51-42 sayılı kararda, “Hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir. Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.</em>..&#8221; <strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/862, K. 2022/829)</strong></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong>&nbsp;<a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tutukluluk-suresi/">TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/tutukluluk-suresi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAMU DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağan AKYÜREK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Sep 2024 13:52:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[adli para cezası]]></category>
		<category><![CDATA[ağır ceza mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[asliye ceza mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[ceza hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet savcısı]]></category>
		<category><![CDATA[davaya katılma]]></category>
		<category><![CDATA[hapis]]></category>
		<category><![CDATA[hüküm]]></category>
		<category><![CDATA[iddianame]]></category>
		<category><![CDATA[iddianamenin kabulü]]></category>
		<category><![CDATA[kamu davası]]></category>
		<category><![CDATA[katılan]]></category>
		<category><![CDATA[mahkumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[sanık]]></category>
		<category><![CDATA[şüpheli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=1729</guid>

					<description><![CDATA[<p>I-) KAMU DAVASI NEDİR? Kamu davası; Türkiye&#8217;deki ceza muhakemesi hukukunda, Cumhuriyet savcılığının yapılan bir şikayet/ihbar sonucunda veya re&#8217;sen (kendiliğinden) başlattığı soruşturma neticesinde, şüpheliler hakkında &#8220;cezalandırılmaları gerektiği&#8221; kanaatiyle açtığı dava türüdür. Kamu davası olarak adlandırdığımız kurum; yargılama türlerinden ceza yargılamasına tabi olup, aynı zamanda &#8220;ceza davası&#8221; anlamına gelir. Yani ceza mahkemelerinin (ağır ceza ve asliye ceza [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/">KAMU DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">I-) KAMU DAVASI NEDİR?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kamu davası; Türkiye&#8217;deki ceza muhakemesi hukukunda, Cumhuriyet savcılığının yapılan bir şikayet/ihbar sonucunda veya re&#8217;sen (kendiliğinden) başlattığı soruşturma neticesinde, şüpheliler hakkında &#8220;cezalandırılmaları gerektiği&#8221; kanaatiyle açtığı dava türüdür. Kamu davası olarak adlandırdığımız kurum; yargılama türlerinden ceza yargılamasına tabi olup, aynı zamanda &#8220;ceza davası&#8221; anlamına gelir. Yani ceza mahkemelerinin (ağır ceza ve asliye ceza mahkemeleri) görev alanına giren, usulü <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5271&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Ceza Muhakemesi Kanunu</a>&#8216;nda (CMK) düzenlenen, delillerin ortaya konulup tartışıldığı ve amacın maddi gerçeğe ulaşmak olduğu dava türü; kamu/ceza davasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkemelerin haklarında dava açılan sanıklara gönderdiği tensip tutanağındaki &#8220;davacı&#8221; kısmında <strong>&#8220;K.H.&#8221;</strong> ibaresini görürüz. Bu ibare isim-soy ismi kısaltması olmayıp, <strong><em>&#8220;kamu hukuku&#8221;</em></strong> anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet; fiili ile <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">Türk Ceza Kanunu </a>ve bazı kanunlarda düzenlenen suç tipini/tiplerini hayata geçirdiği <strong>iddia</strong> <strong>edilen</strong> sanık hakkında yargılama yaparak, ulaştığı sonuca göre karar verir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">A-) <strong>Kamu Davasını Açma Görevi (CMK m. 170):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda <strong>yeterli şüphe</strong> oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Şüphelinin kimliği,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b) Müdafii,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>g) Şikâyetin yapıldığı tarih,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>j) Suçun delilleri,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Gösterilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">B-) <strong>Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi (CMK m. 171):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı <strong>kovuşturmaya yer olmadığı kararı </strong>verebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2)&nbsp;Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173&#8217;üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(3) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm olmamış bulunması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b) Yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi halinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>d) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(4) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(6)&nbsp;Bu madde hükümleri;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>hakkında uygulanmaz.</em></p>



<h2 class="wp-block-heading">II-) KAMU/CEZA DAVASINDA ŞİKAYET KAVRAMI VE ŞİKAYETTEN VAZGEÇMENİN DAVAYA ETKİSİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan, yani mağdurun şikayeti olmadan adli işlem yapılamayacak suçlar; Türk Ceza Kanunu&#8217;nda belirtilmiştir. Cumhuriyet savcılığı; önüne gelen bir şikayet dolayısıyla <strong>makul şüpheye </strong>ulaşırsa soruşturma başlatır ve bu soruşturma sonucunda da <strong>yeterli şüpheye</strong> ulaşırsa kamu/ceza davası açılması amacıyla iddianame düzenler. (Dikkat edilmelidir ki iddianame düzenlenmiş olması, kamu davasının açılmış olduğu anlamına gelmez. Davanın açılmış sayılabilmesi için iddianamenin, tevdi edilen mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekir.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsettiğimiz, takibi şikayete bağlı olan suçlar dışında kalan diğer suçların soruşturulabilmesi için Cumhuriyet savcılığının soruşturma başlatması yeterlidir. Yani bunun için herhangi bir şikayete ya da ihbara gerek yoktur. Cumhuriyet savcısı duyduğu/gördüğü bir olayla ilgili, <em>takibi şikayete bağlı olan bir suç mevcut değilse</em>, doğrudan soruşturma başlatma yetkisine sahiptir. <strong>Örneğin; hırsızlık, dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, güveni kötüye kullanma, kasten öldürme, yağma, kişisel verileri ele geçirme veya yayma ve sair suçlar ile ilgili şikayet aranmadığından, Cumhuriyet savcılığı re&#8217;sen soruşturma başlatabilir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İddianamenin kabulü sonrası açılan kamu davası süresince, mağdur şikayetinden vazgeçerse ve <em>sanık (yargılanan) vazgeçmeyi kabul ederse</em> mahkeme davanın düşmesine karar verir. Sanık, dava sonucunda beraat edeceği kanaatinde olursa vazgeçmeyi kabul etmeyebilir. Bu durumda mahkeme yargılamaya devam edecek, şartlar sağlanıyorsa beraat kararı verecek ancak mahkumiyet verilmesi gerektiği sonucuna ulaşırsa -mağdur şikayetinden vazgeçtiği için- davanın düşmesine karar verecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Takibi için şikayet gerekmeyen suçlarda ise şikayetten vazgeçme, kamu davasını etkilemez. Zira ortada bir şikayet olmayıp, mağdurun şikayet beyanı varsa bile bu beyan &#8220;ihbar&#8221; niteliğindedir.&nbsp;Vakalarda sıkça gördüğümüz üzere, takibi şikayete bağlı olmayan <em>(örn. kasten öldürme)</em> bir suç bulunsa dahi mağdur ya da sanık, şikayetten vazgeçmenin sağlanması adına anlaşma yoluna gitmek istemektedir. Belirtmek gerekir ki bu durumda şikayetten vazgeçme, kamu/ceza davasının gidişatını etkilemeyecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">III-) DAVAYA KATILMA</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kamu davasına katılma usulü; Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun, &#8220;Dördüncü Kitap&#8221;, &#8220;İkinci Kısım&#8221; başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlık altındaki 237-243. maddeler arasında düzenlenen &#8220;kamu davasına katılma&#8221;; mağdurların, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin ve malen sorumlu olanların, ceza mahkemesinde görülen bir davaya nasıl katılacaklarını, davayı hangi şartlarda takip edeceklerini ve &#8220;katılan&#8221; sıfatını kazanmanın doğuracağı sonuçları anlatır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">A-) <strong>Kamu Davasına Katılma (CMK m. 237):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) Katılma Usulü (CMK m. 238):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Duruşma sırasında şikayeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C-) Katılanın Hakları (CMK m. 239):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteyebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Mağdur veya suçtan zarar görenin çocuk, sağır ve dilsiz veya kendisini&nbsp;savunamayacak derecede akıl hastası olması halinde avukat görevlendirilmesi için istem aranmaz.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">D-) <strong>Katılmanın Davaya Etkisi</strong> (CMK m. 240):</h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Katılma davayı durdurmaz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Tarihi belirlenmiş olan duruşma ve yargılama usulüne ilişkin diğer işlemler vaktin darlığından dolayı katılan kimse çağrılamayacak veya kendisine haber verilemeyecek olsa bile belirli gününde yapılır.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>E-) Katılmadan Önceki Kararlara İtiraz (CMK m. 241):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Katılmadan önce verilmiş olan kararlar katılana tebliğ edilmez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Bu kararlara karşı kanun yoluna başvurabilmesi için Cumhuriyet savcısı için öngörülen sürenin geçmesiyle katılan da başvuru hakkını kaybeder.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>F-) Katılanın Kanun Yoluna Başvurması (CMK m. 242):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Karar, katılanın başvurusu üzerine bozulursa, Cumhuriyet savcısı işi yeniden takip eder.</em></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>G-) Katılmanın Hükümsüz Kalması (CMK m. 243):</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Katılan, vazgeçerse veya ölürse katılma hükümsüz kalır. Mirasçılar, katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilirler.</em></p>



<h2 class="wp-block-heading">IV-) HÜKÜM</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargılamanın son aşaması, &#8220;hüküm&#8221; aşamasıdır. Bu aşamada mahkeme hakimi (asliye ceza mahkemesi) ya da mahkeme heyeti (ağır ceza mahkemesi); celselere bölünmüş &#8220;duruşma&#8221;nın sonunda, ortaya konulan ve tartışılan bütün hukuka uygun delilleri sentezleyerek bir sonuca ulaşır. Bu sonuç, somut olayda sanık için verilmesi gereken en uygun karar olmalıdır. Karar merciinin hangi kararları verebileceği CMK&#8217;nin 223. maddesinde düzenlenmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm (CMK m. 223):&nbsp;</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Beraat kararı;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hallerinde verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(3) Sanık hakkında;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b)&nbsp;Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>d) Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(4) İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>a) Etkin pişmanlık,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>b) Şahsi cezasızlık sebebinin varlığı,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>c) Karşılıklı hakaret,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>d) İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(5) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(6) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(8) Türk Ceza Kanunu&#8217;nda ön görülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(9) Derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(10) Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır.</em></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Düşme: </em></strong>TCK&#8217;de ön görülen sebeplerin varlığı halinde veya soruşturma ve kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceği kanısına varıldığında verilen karar türüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Mahkumiyet: </em></strong>Kendisine isnat edilen (yüklenen) suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilir. Mahkumiyet hükmü, hapis veya adli para cezasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Beraat</em></strong>: Sanığın fiili kanunlarda suç olarak tanımlanmadıysa, mahkeme isnat edilen suçun sanık tarafından işlenmediği sonucuna ulaşırsa, sanığın herhangi bir kastı veya taksiri yoksa, olayda bir hukuka uygunluk nedeni (örn. meşru savunma) varsa, suçun sanık tarafından işlendiği sabit değilse beraat kararı verilir. Yani kısaca, yargılanan kişi (sanık) kamu davasından <em>&#8220;yara almadan&#8221;</em> kurtulur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ceza Verilmesine Yer Olmadığı:</em></strong> Sanık isnat edilen suçu işlemiş olsa bile kanunda öngörülen sebeplerin varlığı halinde (örn. akıl hastalığı) verilen karar türüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Davanın Reddi: </em></strong>Aynı fiil nedeniyle aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Güvenlik Tedbiri Uygulanması: </em></strong>Sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine (örn. akıl hastalarına yönelelik güvenlik tedbiri) veya mahkûmiyetin yanı sıra (mahkumiyet <em>-hapis ve adli para cezası- </em>ile birlikte) güvenlik tedbiri uygulanmasına karar verilir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">V-) YÜKSEK MAHKEME KARARLARI</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>&#8220;&#8230;Dava ve duruşma gününden usulüne uygun biçimde haberdar edilmesine rağmen katılma talebinde bulunmayan şikâyetçi kurumun kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hakkının bulunmadığı anlaşılmakla, şikâyetçi kurum vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 22.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi&#8230;&#8221; </em><strong>(Yargıtay 11. Ceza Dairesi, K. 2021/13264)</strong></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>&#8220;&#8230;Suç ve karar tarihi itibariyle 15 yaşından büyük olup, şikayet ve kamu davasına katılma hakkı kendisine ait olan müşteki …‘a gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edildiği, ancak müştekinin temyiz talebinde bulunmadığı anlaşıldığından, bu nedenle hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmayan müşteki … vekilinin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, 21/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi&#8230;&#8221;</em> <strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi, K. 2021/29800)</strong></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>&#8220;&#8230;CMK’nın 160/1. maddesinde, “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya haşlar.”, 160/2. maddesinde “Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için. emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.’’ 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler. 172. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir.</em> <em>Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen mahkeme, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir.</em> <em>CMK’nın 170/2. maddesine göre kamu davası açılabilmesi için soruşturma aşamasında toplanan delillere göre suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması gerekir. Suç ihbar veya şikayeti yoluyla soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonucunda elde edilen delilleri değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe olup olmadığını takdir edecektir. Ancak soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının delil değerlendirmesiyle, kovuşturma aşamasında hakimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadıkları çerçevesinde incelemeye tabi tutulurken, kovuşturma aşamasında, isnad edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkumiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilmektedir.</em> <em>Her ne kadar ABD’nin hakaret suçlarına ilişkin istinabe taleplerine yanıt vermediğinden IP adresinin ve şüphelinin tespit edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişse de, soruşturma dosyası kapsamında hiç bir soruşturma işlemi yapılmadan bu karar verilmiştir. CMK’nın 172/1. maddesindeki, kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinin somut olayda mevcut olmadığı, dolayısıyla şüphelinin tespitine yönelik olarak gerekli tüm soruşturma işlemleri yapıldıktan sonra, şüphelinin tespiti halinde iddianame düzenlenmesi, tespit edilemediği takdirde ise daimi arama kararı alınarak dava zamanaşımı süresince soruşturmaya devam edilmesi gerektiği anlaşılmakla, merciince itirazın kabulüne karar verilmesi yerine reddedilmesi hukuka aykırı görülmüştür&#8230;&#8221; </em><strong>(Yargıtay 4. Ceza Dairesi, K. 2021/26115)</strong></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>&#8220;&#8230;Suçtan zarar görenlerin kanun yoluna müracaat yetkisi davaya katılma şartına bağlıdır. Nitekim CMK’nın “Mağdur ve şikâyetçinin hakları” başlıklı 234. maddesinde, mağdur ve şikâyetçinin kovuşturma evresine ilişkin hakları sayılırken 6. bentte; “Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma” hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle CMK’nın 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenlerin salt bu sıfatla kanun yoluna müracaat haklarının bulunduğunun kabul edilebilmesi için kamu davasından haberdar edilmemiş ya da haberdar edilmekle birlikte davaya katılma hakkının kendisine hatırlatılmamış ya da şikâyeti belirten ifadesi üzerine kendisine davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulmamış olması gerekir. Aksi takdirde, duruşmalardan haberdar edilmiş ve katılma hakkı hatırlatılmış olan suçtan zarar görenlerin katılma isteminde bulunmadıkça kanun yoluna müracaat hakları bulunmamaktadır. Katılma, ceza muhakemesinde mağduru, suçtan zarar göreni ya da malen sorumlu olanları koruma araçlarından birisidir. Suçun işlenmesiyle mağdur olan ya da suçtan zarar görenlerin katılma hakkını kullanmaya veya kullanmaya devam etmeye zorlanamayacağı açıktır. Bu itibarla mağdur veya suçtan zarar gören kişi kamu davasına katılmak istemeyebileceği gibi, daha sonra bu hakkını kullanmaktan da vazgeçebilecektir. Nitekim CMK’nın 243. maddesinde katılanın vazgeçmesi halinde, katılmanın hükümsüz kalacağı hususu düzenleme altına alınmıştır. Katılma hakkı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardandır. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Örneğin; evlenme, nişanlanma, nişanı bozma, evlat edinilmeye razı olma gibi… Katılmanın şahsa sıkı surette bağlı bir hak olmasının bir sonucu olarak katılanın ölümüyle katılma hükümsüz kalacaktır. Ancak mirasçıların katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilmeleri de mümkündür. Diğer taraftan; CMK’nın getirdiği önemli yeniliklerden birisi de mağdur, şikâyetçiler ve katılanların tıpkı şüpheli ve sanıklar gibi belirli şartlarda baro tarafından görevlendirilen avukatın hukuki yardımından yararlanma haklarına kavuşturulmasıdır. CMK’nın 234. maddesine göre mağdur ve şikâyetçilerin, 239. maddesine göre de katılanın, vekili bulunmaması halinde cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır. CMK’nın 234/2 ve 239/2. maddelerine göre de eğer mağdur veya katılan onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilecektir&#8230; Katılmanın niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardan olması ve Türk Medeni Kanunu’nun anılan hükümleri birlikte gözetildiğinde; suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı, ayırt etme gücüne sahip ise davaya katılma veya katılmama noktasında iradesine bakılacak kişi mağdurun bizzat kendisi olup, gerek kanuni temsilcisinin gerek görevlendirilen vekilin bu konudaki beyanının bir önemi olmayacaktır. Ancak suçun mağduru olan küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahip değil ise, katılma ile ilgili kendisinin iradesinin önemi bulunmamaktadır. Böyle bir hâlde, katılma konusundaki haklarını onun yerine kanuni temsilcisi kullanabilecektir. Ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücü; kişinin kamu davasına katılma veya katılmamanın doğuracağı hukuki sonuçları algılayıp makul bir seçimde bulunabilmesidir. Davaya katılma bakımından ayırt etme gücü, mağdurun yaşı ve ayırt etme gücüne etki eden kişisel durumu kadar, mağdura karşı işlendiği iddia olunan suçun özellik ve niteliği ile de ilgilidir. Medeni Kanun’da ayırt etme gücü bakımından asgari bir yaş sınırı gösterilmediği gibi Ceza ve Ceza Usul Kanunlarımızda da gerek katılma, gerekse katılma ile bağlantılı kurumlar olan şikâyet ve rıza bakımından da asgari bir yaş sınırı kabul edilmemiştir&#8230; Herhangi bir malullüğü bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte 15 yaşından küçük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip olmadıkları, 15 yaşından büyük olmaları hâlinde ise bu yeteneğe sahip oldukları kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 tarihli ve 56-156 sayılı kararında 14 yaşındaki, 27.01.2009 tarihli ve 145-8 sayılı kararında da 10 yaşını tamamlamayan küçüğün cinsel istismar suçunda katılma açısından ayırt etme gücünün bulunmadığına karar verilmiştir. Ergin olmayan küçükler anne ve babasının velâyeti altında bulunmakta, hâkim tarafından vasi atanması gerekli görülmedikçe kısıtlanan ergin çocuklar da anne ve babasının velâyeti altında kalmaktadır. Anne ve baba, Medeni Kanun hükümlerine göre çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlamak ve korumakla yükümlü olup çocuğun aynı zamanda temsilcisidir. Üçüncü kişilere karşı çocuğu velâyet hakkı çerçevesinde anne baba temsil etmektedir. Ancak 4721 sayılı TMK’nın 337/1. maddesi uyarınca anne ve baba evli değilse velâyet kural olarak anneye ait olacaktır. Anne-babanın kişilik haklarının bir parçası olan velâyet hakkı, başkasına devredilemediği gibi bu haktan feragat da edilememektedir. Kanuni bir neden olmadıkça kaldırılamayan ve kısıtlanamayan velâyet hakkı, sadece anne ve babaya, çocuk evlat edinilmiş ise evlat edinene tanınmıştır. Ancak bu hakta mutlak ve sınırsız olmayıp, sınırını “çocuğun yararı” ilkesi oluşturmaktadır. Mağdura barodan görevlendirilen vekil, küçük ve malul ile onun kanuni temsilcisine ceza muhakemesinde yardımcı olacak kişidir. Başka bir anlatımla, bu hukuki yardım görevi, kanuni temsilcinin kanundan kaynaklanan yetkilerini bertaraf etmemektedir. Kanuni temsilcinin küçük veya malule kendi vekil görevlendirdiği takdirde CMK’nın 234/2 ve 239/2. maddelerine göre barodan avukat görevlendirilmesi söz konusu olmayacağı gibi, kanuni temsilcinin küçük veya malule sonradan vekil görevlendirmesi hâlinde mahkemenin talebi üzerine baro tarafından belirlenen vekilin görevi sona erecektir. Şüpheli ve sanıklar bakımından müdafisinin ayrıca bir karara ihtiyaç kalmaksızın kanun yoluna müracaat edilebilmesi mümkündür. Buna karşın mağdur vekilinin mağdur adına kanun yoluna müracaat edebilmesi ancak mağdurun katılan sıfatı almasına bağlıdır. Bunun yanında kanun, mağdur vekiline doğrudan küçük adına davaya katılma talep etme yetkisi vermemektedir. CMK’nın 261. maddesinde avukatın, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak şartıyla kanun yollarına başvurabileceği belirtilmektedir. Maddede belirtilen avukat tabirine baro tarafından mağdurlara görevlendirilen avukatlar da dahildir. Bu düzenlemede kanun yollarına başvurusu yetkisi açısından ele alındığı üzere, kanuni temsilci asil olup vekilin yetkileri asilden fazla olamayacaktır. Diğer taraftan, davaya katılma mağduru hukuken yükümlülük altına sokan bir işlem olmayıp mağdurun haklarının korunması açısından yararınadır. Dolayısıyla çocuğun veya kısıtlının kanuni temsilcisinin açık biçimde temsil görevini kötüye kullanarak çocuğun veya kısıtlının mağdur olduğu bir suçtan açılan kamu davasına katılmaması hâlinde Çocuk Koruma Kanunu ve Medeni Kanun hükümleri uyarınca gerekli koruyucu tedbirlerin alınması mümkündür. Kanuni temsilcinin menfaati ile çocuğun veya kısıtlının menfaatinin çatışması sonucunu doğuran böyle bir durumda Medeni Kanun’un 426/2. maddesi uyarınca işlem yapılmalı ve kayyım atanması sağlanmak suretiyle, kayyımın iradesine üstünlük tanınarak mağdurun davaya katılıp katılmayacağı sorunu çözümlenmelidir&#8230;&#8221;</em> <strong>(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, K. 2021/244)</strong></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong>&nbsp;<a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/">KAMU DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/kamu-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
