BALKAN VATANDAŞLIKLARI NASIL KAZANILIR ?

,

I. BALKANLAR NERESİDİR?  TARİHİ VE NÜFUS YAPISI

Balkanlar, Güneydoğu Avrupa’da yer alan ve tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan ve daha sonra ulus-devlet süreçleri ile şekillenmiş çok katmanlı bir coğrafyadır. Günümüzde Balkanlar denildiğinde genel olarak Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Kosova ve Hırvatistan gibi ülkeler anlaşılmaktadır.

Bölge, tarih boyunca yoğun göç hareketlerine sahne olmuş ayrıca etnik, dini ve kültürel çeşitliliğin son derece yüksek olduğu bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu durum, vatandaşlık hukukunun da tarihsel bağ, soy ilişkisi ve devlet politikaları ile iç içe geçmesine neden olmuştur.

Türk nüfusu bakımından Balkanlar hâlen önemli bir coğrafyadır. Özellikle Bulgaristan, Yunanistan (Batı Trakya), Kuzey Makedonya ve Kosova’da tarihsel kökleri bulunan Türk toplulukları yaşamaya devam etmektedir. Bu durum, Türkiye’den yapılan vatandaşlık başvurularında Balkan ülkelerini  daha da önemli ve cazip hale getirmektedir.

II. BALKAN VATANDAŞLIĞINDA GENEL DURUM

Balkan ülkelerindeki vatandaşlık rejimleri incelendiğinde, bu sistemlerin yüzeyde farklı kanun metinleri ve uygulama biçimleri içermesine rağmen, temelde belirli hukukî mantıklar etrafında kümelendiği görülmektedir. Bu çerçevede Balkan vatandaşlık sistemleri genel olarak üç ana kategori altında değerlendirilebilir. İlk grubu, soy bağı ve tarihsel aidiyetin belirleyici olduğu sistemler oluşturmaktadır. Özellikle Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan bu grupta yer almaktadır ve  bu ülkelerde vatandaşlık başvurularının temelini başvurucunun tarihsel olarak o devlete veya o ulusa ait bir bağının bulunup bulunmadığı oluşturmaktadır. Ancak bu bağın kabulü, bu ilişkinin resmî ve denetlenebilir belgelerle ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle söz konusu sistemler  uygulamada yoğun bir ispat yükü doğurmaktadır.

İkinci grubu, ikamet ve fiilî bağın esas alındığı vatandaşlık sistemleri oluşturmaktadır. Bosna-Hersek, Kosova ve Kuzey Makedonya bu yaklaşımın tipik örnekleri arasında yer almaktadır. Bu ülkelerde vatandaşlık ilişkisi, başvurucunun ilgili devletle kurduğu güncel ve gerçek yaşam bağı üzerinden değerlendirilmektedir. Bu sistemlerde tarihsel aidiyet veya etnik köken tek başına belirleyici bir unsur olarak kabul edilmemekte ve başvurucunun ülkede kurduğu yerleşim ilişkisi, ekonomik faaliyetleri ve toplumsal uyumu ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla bu kategoride yer alan devletler bakımından vatandaşlık mevcut yaşam ilişkisine dayalı bir statü olarak şekillenmektedir.

Üçüncü grubu ise karma nitelikli vatandaşlık sistemleri oluşturmaktadır. Sırbistan, Hırvatistan, Karadağ ve Arnavutluk bu kategoride yer almakta olup bu ülkelerde vatandaşlık rejimi hem soy bağı hem de ikamet temelli unsurları birlikte içeren karma  bir yapı sergilemektedir. Bu sistemlerde başvurucunun hem tarihsel aidiyeti hem de devletle kurduğu fiilî bağ birlikte değerlendirilmekte ayrıca bazı durumlarda devlet menfaati veya ulusal politika hedefleri doğrultusunda esnek uygulamalara da yer verilmektedir. Bu durum, karma sistemleri diğer iki kategoriye göre daha esnek ancak aynı zamanda daha öngörülmesi güç hale getirmektedir.

Bu üçlü ayrım,  başvurucunun hangi ülke üzerinden vatandaşlık talebinde bulunmasının daha rasyonel olacağını belirlemede doğrudan yol gösterici bir işlev görmektedir. Zira her bir sistem, başvurucudan farklı türde bir bağ kurmasını ve bu bağı farklı yoğunlukta bir ispat standardı ile ortaya koymasını beklemektedir. Bu nedenle Balkan vatandaşlık süreçlerinde başarı, çoğu zaman başvurucunun hangi kategoriye girdiğinin doğru tespit edilmesine ve buna uygun bir başvuru stratejisinin geliştirilmesine bağlıdır.

III. BALKAN VATANDAŞLIĞINDA BENZER YÖNLER

Balkan ülkelerinde vatandaşlık hukuku incelendiğinde her ülkenin kendi tarihsel gelişimi, etnik yapısı ve devlet politikaları doğrultusunda farklı düzenlemeler benimsediği görülmekle birlikte bu sistemlerin belirli ortak hukuki temeller üzerinde yükseldiği açıktır. Bu ortaklıklar, başvurucunun hangi ülke üzerinden vatandaşlık talep etmesinin daha doğru olacağını belirlemek bakımından uygulamada başvuru yaparken doğrudan belirleyici bir rol oynamaktadır.

1. Soy Bağı 

Balkan coğrafyasında vatandaşlık hukukunun en belirgin ortak yönü, soy bağına atfedilen yüksek hukuki değerdir. Birçok Balkan ülkesinde vatandaşlık, doğum yeri esasından ziyade ebeveyn veya üstsoy üzerinden kurulan bağ temelinde şekillenmektedir. Bu çerçevede başvurucular, ebeveynleri, büyük ebeveynleri veya bazı durumlarda daha üst derecedeki ataları üzerinden vatandaşlık talebinde bulunabilmektedir. Ancak bu imkanın teorik genişliği uygulamada aynı ölçüde kolaylık anlamına gelmemektedir.

Zira Balkan ülkelerinde soy bağı hukuken doğrulanabilir ve idari denetime elverişli bir bağ olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle başvurucunun üstsoyu ile olan akrabalık ilişkisini kesintisiz şekilde ortaya koyması, bu ilişkinin resmi belgelerle desteklenmesi ve özellikle isim değişiklikleri, göç kayıtları ve tarihsel farklılıkların açıklanması zorunlu hale gelmektedir. Bu yönüyle soy bağına dayalı vatandaşlık, başvurucular açısından en güçlü hukuki zeminlerden biri olmakla birlikte, aynı zamanda en yoğun teknik hazırlık ve belge stratejisi gerektiren başvuru türlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

2. İkamete Dayalı Vatandaşlık 

Balkan ülkelerinde vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin ikinci temel yol, belirli bir süre ilgili ülkede ikamet eden yabancıların vatandaşlığa kabul edilmesidir. Bu sistem, bireyin devletle kurduğu fiilî bağın zaman içerisinde hukuki bir statüye dönüşmesi esasına dayanmaktadır. Ancak bu bağın kurulması yalnızca süre ile ölçülmemekte ve  başvurucunun o toplum içerisindeki konumu ve uyum derecesi de dikkate alınmaktadır.

Bu kapsamda başvuruculardan belirli bir süre kesintisiz ve yasal ikamet etmeleri, dil bilgisine sahip olmaları, ekonomik olarak kendilerini idame ettirebilmeleri ve kamu düzenine uygun bir yaşam sürmeleri beklenmektedir. Bununla birlikte burada önemle vurgulanmalıdır ki, ikamet süresi tek başına vatandaşlık hakkı doğurmaz. İkamet, yalnızca başvuru için gerekli ön koşullardan biridir. Nihai değerlendirme, başvurucunun devletle kurduğu ilişkinin gerçekliği, sürekliliği ve toplumsal bağ kurma kapasitesi üzerinden yapılmaktadır. Bu yönüyle Balkan ülkelerinde İdarenin takdirine dayalı  bir değerlendirme süreci olarak karşımıza çıkmaktadır.

3. Evlilik Yoluyla Kazanım

Balkan vatandaşlık sistemlerinde evlilik, çoğu zaman kamuoyunda zannedildiği gibi doğrudan vatandaşlık sağlayan bağımsız bir yol olarak düzenlenmemiştir. Aksine evlilik, vatandaşlığa giden süreçte başvurucunun durumunu kolaylaştıran tamamlayıcı bir unsur olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede evlilik, genellikle gerekli ikamet süresinin kısaltılması veya başvuru şartlarının hafifletilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bununla birlikte başvurucunun yine de genel vatandaşlık şartlarını sağlaması gerekmektedir. Ayrıca evliliğin yalnızca şeklen var olması yeterli görülmemekte, hukuken geçerli ve fiilen devam eden bir birliktelik olması aranmaktadır. Birçok Balkan ülkesinde idari makamlar, evliliğin gerçek olup olmadığını ayrıca değerlendirmekte ve formaliteye dayalı evlilikler başvurunun reddine yol açabilmektedir. Bu nedenle evlilik, vatandaşlık kazanımında başvurunun değerlendirilmesinde dikkate alınan destekleyici bir unsur olarak kabul edilmelidir.

4. İstisnai ve Devlet Menfaatine Dayalı Vatandaşlık

Balkan ülkelerinin önemli bir kısmında, genel vatandaşlık kazanım yollarından ayrı olarak düzenlenen bir diğer yol, devlet menfaati veya özel katkı temelli istisnai vatandaşlığa kabul sistemidir. Bu sistem kapsamında başvurucunun ekonomik, bilimsel, teknolojik, kültürel veya sportif alanlarda devlete katkı sağlayabilecek nitelikte olması halinde genel şartlar aranmaksızın vatandaşlığa kabul edilmesi mümkün olabilmektedir.

Ancak bu yolun en belirgin özelliği, başvurucuya tanınmış bir hak niteliğinde olmaması ve tamamen idarenin takdirine bağlı olmasıdır. Başvurunun kabul edilmesi, devletin ilgili kişiyi vatandaşlığa almada somut bir menfaat görmesine bağlıdır. Bu nedenle istisnai vatandaşlık yolu, uygulamada sınırlı sayıda dosyada gündeme gelen ve belirli koşullar altında verilen özel bir vatandaşlık türü olarak görülmelidir.

Bu noktada Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Komisyon / Malta (C-181/23, 29.04.2025) kararı belirleyici bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Büyük Daire, üye devletlerin vatandaşlık verme yetkisinin kural olarak ulusal egemenlik alanında bulunmakla birlikte sınırsız olmadığını, bu yetkinin ABİHA m.20 ve ABA m.4(3)’te düzenlenen samimi işbirliği ilkesi çerçevesinde kullanılması gerektiğini kabul etmiştir. Mahkeme, başvurucu ile devlet arasında gerçek bir bağın varlığını denetlemeksizin, önceden belirlenmiş ödeme veya yatırım karşılığında vatandaşlık tanıyan programların Birlik vatandaşlığının özüyle bağdaşmadığını ve bu tür sistemlerin vatandaşlığın ticarileştirilmesi sonucunu doğurduğunu ifade etmiştir. Bu karar, yatırım veya ekonomik katkı temelli istisnai vatandaşlık yollarının Avrupa Birliği üyesi devletler bakımından hukuki dayanağını önemli ölçüde zayıflatmakta, aday ülke konumundaki Balkan devletleri bakımından ise katılım süreci çerçevesinde uyum yükümlülüğü doğurmaktadır.

5. Belge ve İspat Rejimi

Balkan vatandaşlık sistemlerinin en kritik ve belirleyici unsuru, belge ve ispat rejimidir. Uygulamada çoğu zaman başvurunun sonucu ilgili kanun maddesinin nasıl yorumlandığından ziyade başvurucu tarafından sunulan belgelerin niteliği, tutarlılığı ve denetlenebilirliği ile belirlenmektedir. Bu durum özellikle soy bağına dayalı başvurularda daha da belirgin hale gelmektedir.

Bu tür başvurularda, başvurucunun üstsoyu ile olan bağlantısını ortaya koyan kesintisiz bir belge zincirinin kurulması zorunludur. Bu zincirin herhangi bir halkasında ortaya çıkan eksiklik, çelişki veya belirsizlik başvurunun reddine yol açabilmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar arasında isim ve soyadı değişiklikleri, farklı ülkelerde tutulan kayıtlar arasındaki uyumsuzluklar, tarih ve yer bilgilerindeki çelişkiler ile eksik veya kayıp nüfus kayıtları yer almaktadır.

Balkan ülkelerindeki idari makamlar açısından mesele başvurucunun muhtemel olarak o kökene sahip olması değildir. Aranan husus, bu bağın resmi, doğrulanabilir ve idari denetime elverişli şekilde ortaya konulmasıdır. Bu nedenle vatandaşlık başvurusu çoğu zaman kişisel statü ve soy ilişkisine dayalı kapsamlı bir ispat dosyası niteliği taşımaktadır. Başarılı bir başvurunun temelini ise, belgeler arasındaki tutarlılığın sağlanması, soy hattının doğru kurulması ve dosyanın idari incelemeye dayanıklı hale getirilmesi oluşturmaktadır.

IV-) BALKAN VATANDAŞLIĞINDA FARKLI YÖNLER

Balkan ülkelerinde vatandaşlık hukukuna ilişkin düzenlemeler, her ne kadar benzer tarihsel ve sosyolojik arka planlardan besleniyor gibi görünse de, normatif yapı, uygulama pratiği ve ispat rejimi bakımından önemli ölçüde farklılaşmaktadır.

Gerçekten de Balkan coğrafyasında yer alan devletler, vatandaşlık hukukunu şekillendirirken;

  • tarihsel nüfus hareketleri,
  • etnik ve kültürel aidiyet anlayışı,
  • ulus-devlet inşa süreçleri,
  • Avrupa Birliği üyeliği veya adaylık statüsü

gibi unsurlarda farklılaşmış bir yapı benimsemişlerdir. Bu durum, her bir ülkenin vatandaşlık rejiminin kendi içinde tutarlı olmakla birlikte, diğer ülkelerden belirgin şekilde ayrışmasına yol açmaktadır.

Bu çerçevede yapılacak karşılaştırma uygulamada doğru başvuru yolunun belirlenmesi, uygun ispat stratejisinin kurulması ve idari sürecin öngörülebilirliğinin sağlanması bakımından pratik ve zorunlu bir yöntem niteliği taşımaktadır.

Nitekim Balkan ülkelerinde vatandaşlık kazanımına ilişkin düzenlemeler incelendiğinde söz konusu farkların başvurunun kaderini doğrudan belirlediği görülmektedir. Bu nedenle aşağıda yapılacak sınıflandırma başvuru stratejisinin kurulmasında yol gösterici bir işlev görmektedir.

1. Bulgaristan

Bulgaristan vatandaşlık hukuku, Balkan coğrafyasında soy bağına en yüksek hukukî önemi veren sistemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Nitekim Bulgar hukukunda vatandaşlık, doğum, soy bağı, genel yolla kazanım, Bulgar kökenine dayalı kolaylaştırılmış kazanım, yeniden kazanım ve belirli istisnai haller üzerinden edinilebilmektedir. Başvuruların kişisel olarak yapılması ve işlemlerin Adalet Bakanlığı bünyesindeki süreçler üzerinden yürütülmesi de sistemin merkezî ve belge odaklı yapısını göstermektedir. Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı kaynakları, vatandaşlığın varlığının tespiti, yeniden kazanım ve başvuru usullerinin ayrı kategoriler halinde ele alındığını açıkça göstermektedir.

Bununla birlikte Bulgaristan bakımından asıl ayırt edici unsur, soy bağına dayalı başvuruların teorik olarak kolaylaştırılmış görünmesine rağmen uygulamada son derece ağır bir ispat rejimine tabi olmasıdır. Özellikle Bulgar kökenine dayalı dosyalarda, üstsoy bağının resmî belgelerle kurulması, isim değişikliklerinin açıklanması, tarihsel kayıt zincirinin kopmaması ve başvurunun idari denetime elverişli hale getirilmesi belirleyici hale gelmektedir. Bu sebeple Bulgaristan sistemi, ilk bakışta kökene dayalı kolay vatandaşlık gibi görünse de, gerçekte en fazla belge stratejisi gerektiren Balkan rejimlerinden biridir. Genel yolla kazanım bakımından ise kişisel başvuru, dil ve statü unsurlarının dikkate alınması, sistemin çağdaş uyum kriterlerine de bağlı olduğunu göstermektedir.

2. Romanya

Romanya vatandaşlık hukuku, Balkan ülkeleri arasında özellikle eski vatandaşların ve onların altsoylarının yeniden vatandaşlığa kabulü bakımından en özgün ve uygulamada en sık tartışılan sistemlerden biridir. Romanya vatandaşlık rejimi, doğum, evlat edinme ve talep üzerine kazanım esasına dayanmaktadır. Genel yolla kazanım, eski vatandaşların yeniden kabulü ve belirli altsoy kategorileri bakımından daha elverişli yollar öngörmektedir.

Ulusal Vatandaşlık Kurumu (Autoritatea Națională pentru Cetățenie – ANC) nezdinde yürütülen başvuru süreçleri ile 2024 ve 2025 yıllarında kabul edilen yasal değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde, Romanya vatandaşlık sisteminin son dönemde dil yeterliliği, entegrasyon ve belge denetimi bakımından belirgin biçimde sıkılaştığı görülmektedir. Bu kapsamda Romence dil bilgisi, hem vatandaşlığa kabul hem de yeniden kazanım başvuruları bakımından zorunlu hâle getirilmiş, dil yeterliliğinin resmi sertifika ile ispatı için tanınan geçiş süresi 14 Mart 2026 tarihinde sona ermiştir. Daha önce Romanya vatandaşı olan kişiler ile başvuru tarihinde altmış beş yaşını doldurmuş olanlar bu şarttan muaf tutulmuştur. Ayrıca kişisel hâl belgelerinin başvuru tarihinden en fazla iki yıl önce düzenlenmiş olması zorunluluğu getirilmiş, Eylül 2024 tarihinden itibaren tüm başvuruculardan yüz görüntüsü ve parmak izi dâhil biyometrik veri alınması uygulamasına geçilmiş ve başvuruların sonuçlandırılma süresi iki yıla çıkarılmıştır. Nihayet yemin usulü bireyselleştirilmiş, yemin sonrasında basit vatandaşlık belgesi yerine vatandaşlık kartı düzenlenmesi öngörülmüştür.

Romanya sisteminin ayırt edici yönü, bazı başvurularda vatandaşlığın ilk kez edinilmesinden ziyade geçmişte var olmuş hukuki bağın yeniden tesis edilmesi mantığının öne çıkmasıdır. Bu nedenle belirli soy hattı veya tarihsel bağ üzerinden yapılan başvurularda, genel yolla kazanım rejimindeki kadar yoğun bir yerleşim ilişkisi aranmayabilir. Buna karşılık başvurucunun hangi aile hattından geldiği ve önceki vatandaşlık bağının hukuken nasıl kurulduğu ciddi önem taşır. Son reformlarla Romence dil bilgisi, kültürel bilgi ve usul güvenliği unsurlarının daha görünür hale gelmiş olması, Romanya’nın artık tarihsel bağın yanında başvurucunun topluma uyum derecesine de önem verdiğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Romanya, Balkanlar’da hem azınlık hakları ve altsoy politikası güçlü olan hem de başvuru kalitesini yükseltmeye çalışan karma bir model sergilemektedir.

Romanya vatandaşlığının nasıl kazanıldığına ilişkin rehber ve bilgilendirme niteliğindeki ayrıntılı makalemize de göz atabilirsiniz.

3. Yunanistan

Yunanistan vatandaşlık sistemi, soy bağı ve ulusal aidiyet ekseninin iç içe geçtiği ve akrabalık ilişkisinin tek başına yeterli olmadığı bir yapıya sahiptir. Yunan makamlarının resmî sayfalarında, Yunan etnik kökeninden gelen kişilerin vatandaşlık kazanma başvurularında başvurucunun soyunu gösteren doğum ve evlilik kayıtlarının yanı sıra, Yunan vatandaşından geldiğini ispatlayan atalara ilişkin belgelerin ibrazı açıkça istenmektedir. Ayrıca yurtdışında yaşayan ve Yunan ulusal kökenine sahip olduğu kabul edilen kişiler bakımından, köken ispatı yanında ulusal bilinç unsurunun da konsolosluk makamlarınca değerlendirildiği belirtilmektedir. Bu da Yunanistan’daki soy bağı rejiminin yalnızca teknik bir nüfus kaydı incelemesi olmadığını göstermektedir.

Bu çerçevede Yunanistan sistemi, Balkanlar’daki en yüksek takdir alanına sahip vatandaşlık modellerinden biri olarak görülebilir. Çünkü başvuruda sunulan belgeler  devlet nezdinde kabul gören bir aidiyeti desteklemek zorundadır. Bu yönüyle Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’dan farklı olarak etnik ve tarihsel aidiyetin idari değerlendirme boyutunu daha belirgin kılmaktadır. Öte yandan genel yolla vatandaşlığın kazanılması bakımından da Yunan sistemi, dil, yerleşim ve toplumsal bağ unsurlarını ciddiyetle ele almaktadır. Dolayısıyla hem soy bağı hem ikamet yönünden güçlü fakat uygulamada kolay olmayan bir model oluşturmaktadır.

4. Bosna-Hersek

Bosna-Hersek vatandaşlık hukuku, Balkanlar’daki en tipik ikamet ve devletle fiili bağ içeren sistemlerden biridir. Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu uyarınca vatandaşlık; soy bağı, ülke topraklarında doğum, evlat edinme, vatandaşlığa kabul ve uluslararası anlaşmalar yoluyla kazanılabilmektedir. Genel yolla kazanımda başvurucudan kural olarak sekiz yıl kesintisiz ve yasal ikamet aranmakta, Kanun’un 10. maddesi kapsamında Bosna-Hersek vatandaşı ile evli olan yabancılar bakımından ise evliliğin başvuru tarihinden önce en az beş yıl sürmüş ve hâlen devam ediyor olması ile daimî ikamet iznine sahip bulunulması koşuluyla kolaylaştırılmış vatandaşlığa kabul imkânı tanınmaktadır. Federal ve çok katmanlı devlet yapısı nedeniyle uygulama, kanun metninin yanında  idari örgütlenmenin de etkisi altında şekillenmektedir. Bu nedenle Bosna-Hersek bakımından vatandaşlık başvurularında, normatif metinden daha fazla, başvurunun hangi makam nezdinde nasıl ilerlediği, yerleşim ve kayıtların nasıl doğrulandığı ve kamu düzeni denetiminin nasıl yapıldığı önem kazanır. Bu da sistemi, soy bağı merkezli Balkan örneklerinden belirgin biçimde ayırmaktadır.

Bosna-Hersek bakımından öne çıkan husus, vatandaşlığın çoğu zaman ülkede kurulan fiili yaşam ve yerleşim ilişkisiyle değerlendirilmesidir. Bu durum, özellikle yatırım, çalışma, şirketleşme veya uzun süreli yerleşim planı bulunan kişiler bakımından Bosna-Hersek’i pratikte anlamlı kılmaktadır. Buna karşılık azınlık veya tarihsel soy bağına dayalı başvurular bakımından Bulgaristan ya da Romanya kadar elverişli hale getirmemektedir. Başka bir ifadeyle Bosna-Hersek, tarihsel kökene dayalı başvurulardan çok mevcut yaşam ilişkisinin hukuki hale getirilmesine dayanmaktadır.

5. Sırbistan

Sırbistan vatandaşlık hukuku, ilk bakışta ikamet ve genel kazanım yolu merkezli bir sistem gibi görünmekle birlikte, belirli etnik ve tarihsel aidiyet kategorilerine de ayrı bir kanal açan karma bir yapıya sahiptir. Sırbistan Dışişleri Bakanlığı’nın resmî açıklamalarına göre, vatandaşlık doğum ve soy bağı üzerinden kazanılabilmektedir ve belirli koşullarda vatandaşlığa kabul mümkündür.

Bunun yanında, Sırp halkına mensup olan ve Sırbistan’da sürekli ikamet etmeyen kişilerin dahi, kanunda öngörülen beyanı sunmaları halinde vatandaşlığa kabul edilebilmesine ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Bu unsur, Sırbistan’ı yalnızca ikamet temelli bir vatandaşlık kazanım sistemi olmaktan çıkarıp, azınlıkları ve ulusal aidiyeti kısmen dikkate alan bir rejim haline getirmektedir.

Bununla birlikte uygulamada genelde devletle kurulan bağ en önemli noktadır. İkamet, yerleşim, kamu düzeni, ehliyet ve yazılı bağlılık beyanı gibi unsurlar, sıradan başvurularda merkezi rol oynamaktadır. Dolayısıyla Sırbistan, bir yandan genel kazanım yolunu korurken, diğer yandan ulusal aidiyete dayalı esnek bir kapı da açmaktadır. Bu yönüyle Sırbistan sistemi, Balkanlar’da vatandaşlığın kazanımı için ikamet ağırlıklı ama köken istisnaları bulunan ülkelerin başlıca örneklerinden biridir

6. Karadağ

Karadağ vatandaşlık hukuku, Balkan ülkeleri arasında daha kontrollü ve daha sınırlayıcı  sistemlerden biri olarak dikkat çekmektedir. Karadağ Hükümeti’nin resmî açıklamasına göre vatandaşlığın kazanılması ve kaybı, Montenegrin Nationality Kanunu ile düzenlenmektedir. Sistem baştan itibaren sıkı koşullara dayandırılmaktadır. Bu çerçevede Karadağ, vatandaşlığı daha çok dikkatle sınırlandırılmış anayasal aidiyet statüsü olarak ele almaktadır.

Bu yapının doğal sonucu olarak Karadağ’da ikamete dayalı başvurular daha seçici biçimde değerlendirilmekte, gerçek yerleşim ve devletle güçlü bağ aranmakta ayrıca çifte vatandaşlık ve vatandaşlığın korunmasına ilişkin meseleler de görece daha hassas ele alınmaktadır. Bununla birlikte Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Komisyon / Malta kararı sonrasında, yatırım karşılığı vatandaşlık uygulamalarının aday ülke statüsündeki devletler bakımından da katılım müzakereleri çerçevesinde ciddi bir uyum sorunu oluşturacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle Karadağ bakımından ekonomik katkıya dayalı istisnai kabul yollarının orta vadede daha da daralması beklenmektedir.

7. Kuzey Makedonya

Kuzey Makedonya vatandaşlık hukukunda güncel konsolide metnine göre vatandaşlığın kazanımı; soy bağı, ülke topraklarında doğumun belirli halleri, genel yolla kazanım, ulusal menfaat kapsamında özel kabul ve yeniden vatandaşlığa alınma yolları üzerinden edinilebilmektedir. Başvuruların İçişleri Bakanlığına veya yurtdışında diplomatik veya konsüler temsilciliklere yapılması ve kanunda özel bilimsel, ekonomik, kültürel, sportif veya ulusal menfaat temelli vatandaşlık kazanım yolunun ayrıca düzenlenmiş olması, sistemin hem klasik hem de istisnai kanalları birlikte içerdiğini göstermektedir.

Bununla birlikte Kuzey Makedonya bakımından temel mantık, yine de yerleşim ve hukuka uygun ikametle kurulan fiilî bağdır. Soy bağı önem taşımakla beraber, başvurunun en temel halini ikamete dayalı kabul oluşturmaktadır. Bu nedenle Kuzey Makedonya, Bulgaristan veya Yunanistan’daki kadar kimlik merkezli bir köken sistemi sunmaktan ziyade daha klasik bir devlet bağı ve yerleşim ispatını benimsemektedir.  Bu yönüyle sistem, Balkanlar’daki orta hat örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

8. Arnavutluk

Arnavutluk vatandaşlık hukuku, hem doğum ve soy bağı hem genel vatandaşlık kazanımı hem de özel durumlar üzerinden vatandaşlık kazanımını kabul eden ayrıca çifte vatandaşlığa açık yaklaşımıyla dikkat çeken bir rejimdir. Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı’nın resmî açıklamasına göre vatandaşlığın kazanılması ve terk edilmesi Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sonuçlanmaktadır. Arnavutluk hukuku başka vatandaşlıkların taşınmasına genel olarak imkân tanımaktadır ancak kişiyi vatansız bırakacak bir terk veya kayıp kabul edilmemektedir. Bu çerçeve, Arnavutluk sisteminin ulusal egemenlik mantığını korumakla birlikte, uygulamada nispeten esnek bir tutum benimsediğini göstermektedir.

Arnavutluk bakımından ikamete dayalı genel vatandaşlık kazanımı önemli bir yol olmakla birlikte, soy bağı ve özel kazanım halleri de sistemin tamamlayıcı unsurlarıdır. Ancak bu yollar genel naturalizasyon sistemi içinde yardımcı yollar olarak işlev görmektedir. Dolayısıyla Arnavutluk modeli, Balkanlar’da sert kimlik rejimleri ile katı ikamet rejimleri arasında daha esnek bir pozisyonda yer almaktadır

9. Kosova

Kosova vatandaşlık hukuku, devletin görece yeni oluşum sürecinin bir yansıması olarak, klasik anlamda tarihsel ve etnik aidiyete dayalı vatandaşlık modellerinden ziyade, modern anayasal vatandaşlık anlayışı çerçevesinde şekillenmiştir. Bu kapsamda vatandaşlık, Kosova hukukunda devlet ile birey arasında karşılıklı hak ve yükümlülükler doğuran hukukî bir bağ olarak tanımlanmakta olup, söz konusu bağın kurulması belirli kanuni şartlara tabi tutulmaktadır.

Kosova vatandaşlık rejiminde vatandaşlığın kazanılması; soy bağı (jus sanguinis), doğum (jus soli’nin sınırlı uygulamaları), genel yolla vatandaşlığa kabul  ve kanunda öngörülen diğer özel haller çerçevesinde mümkün kılınmıştır. Bununla birlikte sistemin genel kurgusu incelendiğinde, vatandaşlık ilişkisinin kurulmasında tarihsel veya etnik köken anlatısından ziyade, başvurucunun Kosova devleti ile kurduğu  bağın esas alındığı görülmektedir.

Nitekim Kosova hukukunda vatandaşlığın değerlendirilmesinde, başvurucunun kamu düzenine uygunluğu, medeni hâl ve kimlik kayıtlarının doğruluğu, hukuki statüsünün açıklığı ve devletle kurduğu bağın gerçekliği belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle sistem, bireyin mevcut hukuk düzeni içerisindeki konumunu esas alan çağdaş bir yaklaşım benimsemektedir.

Sonuç olarak Kosova vatandaşlık rejimi, Balkan coğrafyasında tarihsel imparatorluk mirası ve azınlık politikaları üzerinden şekillenen klasik vatandaşlık modellerinden ayrışmaktadır. Anayasal aidiyet, hukuki bağlılık ve devlet ile bireyin ilişkisi temelinde inşa edilen modern bir vatandaşlık anlayışını temsil etmektedir.

10. Hırvatistan

Hırvatistan vatandaşlık hukuku, Balkan coğrafyasında karma nitelikli vatandaşlık rejimlerinin en belirgin örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Hırvat mevzuatında vatandaşlığın kazanılması doğum, soy bağı, ikamete dayalı genel kazanım, Hırvat vatandaşı ile evlilik veya hayat ortaklığı, göç, yeniden kazanım ve devlet menfaati kapsamında istisnai kabul gibi farklı hukukî temeller üzerinden mümkün kılınmıştır. Bu çok katmanlı yapı, Hırvatistan’ın vatandaşlık hukukunu  ulusal aidiyet ve azınlık politikaları ile devletin stratejik menfaatleri çerçevesinde şekillendirdiğini göstermektedir.

Sistematik açıdan değerlendirildiğinde, Hırvat vatandaşlık rejiminin iki temel eksen üzerinde kurulduğu görülmektedir. Bunlardan ilki, ikamet ve toplumsal uyum temelli vatandaşlığa kabul mekanizmasıdır. İkincisi ise, Hırvat ulusuna aidiyet ve tarihsel bağ temelinde öngörülen, genel rejimden ayrılan özel kazanım yollarıdır. Özellikle azınlıklar ile bağların korunmasına yönelik düzenlemeler, Hırvatistan’ın vatandaşlığı yalnızca mevcut yerleşim ilişkisi üzerinden değerlendirmemekte aynı zamanda tarihsel ve ulusal kimlik perspektifiyle ele aldığını ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte Hırvatistan’ın Avrupa Birliği üyesi olması, vatandaşlık başvurularının ulusal hukuk çerçevesi yanında Avrupa Birliği hukuku ve temel haklara riayet ederek değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum, başvuru süreçlerinde belge düzeninin titizliğini, usul güvencelerinin önemini ve idari işlemlerin öngörülebilirliğini artırmaktadır. Nitekim Komisyon / Malta kararı sonrasında, devlet menfaati kapsamında öngörülen istisnai kabul yolunun uygulanmasında da başvurucu ile devlet arasındaki gerçek bağın denetlenmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu durum, Hırvatistan bakımından istisnai vatandaşlık kararlarının gerekçelendirilmesinde daha yüksek bir standart aranacağı sonucunu doğurmaktadır.

Bu çerçevede Hırvatistan vatandaşlık sistemi, ikamet, ulusal aidiyet ve devlet menfaati unsurlarını birlikte barındıran bir sistemdir. Bu yönüyle Balkan vatandaşlık hukukunda karma ve çok boyutlu bir model olarak nitelendirilebilecek bir yapı arz etmektedir.

IV-)  AVRUPA HUKUKU YÖNÜYLE DEĞERLENDİRME

Balkan ülkelerinde vatandaşlık hukukunun farklılaşmasının temelinde üç ana belirleyici unsur bulunmaktadır ve bunlar soy bağına atfedilen hukuki değer, ikamet ve uyum koşulları ile belge ve ispat rejimi olarak ayrılabilmektedir. Ancak bu unsurlar yalnızca ulusal hukuk çerçevesinde değerlendirilemez bilakis Avrupa Birliği hukuku ve uluslararası insan hakları hukuku ışığında da değerlendirilmelidir.

Zira günümüzde vatandaşlık, yalnızca bir devletle kurulan klasik bir bağ olmanın ötesine geçmiştir. Özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkeler bakımından, bireye Avrupa Birliği vatandaşlığı statüsünü kazandıran ve bu yönüyle ulus üstü sonuçlar doğuran bir hukukî kurum haline gelmiştir.

1. Soy Bağı ve AB Hukuku Perspektifi

Birçok Balkan ülkesinde vatandaşlığın kazanılmasında kan bağı ilkesi temel rol oynamaktadır. Ancak bu ilkenin uygulanması mutlak ve sınırsız değildir.

Rottmann v. Freistaat Bayern kararında vatandaşlığın kazanılması ve kaybına ilişkin kuralların kural olarak üye devletlerin yetki alanında bulunduğunu ancak bu yetkinin Avrupa Birliği hukukundan tamamen bağımsız olmadığını ve AB vatandaşlığını etkileyen işlemlerin Birlik hukuku ışığında, özellikle ölçülülük bakımından denetlenebileceğini kabul etmiştir

Mahkeme bu kararda vatandaşlık verilmesi ve geri alınmasının kural olarak ulusal yetki alanında olduğunu ancak bu işlemlerin orantılılık ilkesi  çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ve özellikle kişinin AB vatandaşlığını kaybetmesinin doğuracağı sonuçların dikkate alınmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir.

Bu yaklaşım, soy bağına dayalı vatandaşlık sistemlerinin dahi mutlak bir devlet takdirine bırakılmadığını göstermektedir.

2. İkamet ve Uyum Şartlarının Sınırları

İkamete dayalı vatandaşlık kazanımında Balkan ülkeleri, başvurucudan belirli bir süre ülkede yaşamasını ve topluma uyum sağlamasını beklemektedir. Bu kapsamda dil bilgisi yeterliliği, ekonomik yeterlilik yani yeterli geçim imkânı, toplumsal uyum gibi kriterler yaygın olarak uygulanmaktadır. Ancak bu kriterlerin uygulanması da sınırsız değildir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Tjebbes ve Diğerleri / Hollanda (C-221/17, 12.03.2019) kararında, vatandaşlığın kanun gereği kendiliğinden kaybını öngören ulusal düzenlemelerin kural olarak mümkün olduğu kabul edilmekle birlikte, bu kaybın Avrupa Birliği vatandaşlığının da ortadan kalkmasına yol açtığı durumlarda, söz konusu düzenlemenin sonuçlarının ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Mahkeme, bu kapsamda bireyin somut durumunun ve temel haklarına etkilerin incelenmesine imkân tanınmasının zorunlu olduğunu ortaya koymuştur.

3. Belge ve İspatta İnsan Hakları Boyutu

Balkan vatandaşlık başvurularında en belirleyici unsur olan belge ve ispat rejimi, aynı zamanda insan hakları hukuku ile de doğrudan bağlantılıdır.

Genovese v. Malta kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, vatandaşlıkla bağlantılı bir hakkın keyfi şekilde reddedilmesinin Ayrımcılık yasağı ve Özel hayatın korunması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ramadan / Malta kararında ise, vatandaşlık hakkının tek başına Sözleşme kapsamında güvence altına alınmış bir hak olmadığı belirtilmiş ancak vatandaşlığın keyfi şekilde geri alınmasının belirli durumlarda Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir sorun teşkil edebileceği kabul edilmiştir

Tüm bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç ise vatandaşlığın, klasik anlamda yalnızca devletin egemenlik yetkisi kapsamında değerlendirilmiş bir statü olmaktan çıkmış bir husus olduğu ayrıca bireyin temel hakları, Avrupa Birliği hukuku ve uluslararası insan hakları standartları ile doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir hukukî statü haline geldiği gözlemlenmektedir.

Bu nedenle Balkan ülkelerindeki vatandaşlık sistemleri incelenirken soy bağı, ikamet, toplumsal uyum ve ispat unsurlarının hem ulusal mevzuat çerçevesinde hem de Avrupa hukuku ve insan hakları içtihadı ışığında değerlendirilmesi zorunludur.

V-) GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Balkan ülkelerinde vatandaşlık hukukuna ilişkin yapılan ülke bazlı incelemeler, bu alanda tek  bir modelden söz edilmesinin mümkün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Her ne kadar bölge ülkeleri benzer tarihsel süreçlerden geçmiş olsa da, vatandaşlık rejimleri farklı hukukî mantıklar, devlet politikaları ve toplumsal öncelikler doğrultusunda şekillenmiştir.

Bu çerçevede Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan gibi ülkelerin vatandaşlık sistemlerinin ağırlıklı olarak soy bağı, tarihsel aidiyet ve azınlıklar ile kurulan bağ ekseninde yapılandığı görülmektedir. Buna karşılık Bosna-Hersek, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Kosova gibi ülkelerde vatandaşlık ilişkisinin daha çok ikamet, yerleşim ve devletle kurulan bağ üzerinden değerlendirildiği görülmektedir. Hırvatistan ve Slovenya ise bu iki yaklaşım arasında konumlanan, hem ulusal aidiyet hem de entegrasyon kriterlerini birlikte içeren karma modeller geliştirmiştir.

Öte yandan bu tabloyu yalnızca ulusal düzenlemeler üzerinden okumak eksik kalacaktır. Avrupa genelinde vatandaşlık hukukunun daraltıldığı belirgin bir eğilim gözlenmektedir. Nitekim İtalya’da 74/2025 sayılı Kanun ile soy bağına dayalı vatandaşlık kazanımına getirilen sınırlamalar İtalyan Anayasa Mahkemesi’nin 63/2026 sayılı kararıyla anayasaya uygun bulunmuş, Romanya’da dil ve belge şartları ağırlaştırılmış, Avrupa Birliği Adalet Divanı ise yatırım karşılığı vatandaşlık programlarını Birlik hukukuna aykırı kabul etmiştir. Bu gelişmeler, Balkan ülkelerinde de önümüzdeki dönemde şartların hafiflemesinden ziyade sıkılaşmasının beklendiğini ortaya koymaktadır.

Bu farklılaşma, vatandaşlık hukukunun ispat rejimi, idari uygulamalar ve devletin vatandaşlık politikası üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim uygulamada başvurunun başarısını belirleyen unsur çoğu zaman başvurucunun hangi hukuki kategoriye girdiğinin doğru tespiti ve buna uygun bir belge ve ispat stratejisinin oluşturulmasıdır.

Bu nedenle Balkan vatandaşlık süreçlerinde izlenmesi gereken doğru hukukî yaklaşım,  ilgili ülkenin vatandaşlık rejiminin dayandığı temel ilkeleri, başvurucudan beklenen bağın niteliğini ve ispat standardını doğru analiz etmektir. Zira bu alan, yalnızca maddi hukuk kurallarının uygulanmasından ibaret olmayıp aynı zamanda ispat hukuku, kişisel statü hukuku ve idari uygulama pratiğinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı bir hukuki alandır.

Bu itibarla, başvuru planlaması yapan kişilerin mevcut mevzuat ve idari uygulamayı başvuru anındaki haliyle değerlendirmesi, geçiş hükümleri ile süre sınırlamalarını yakından takip etmesi ve dosyayı ilgili ülkenin ispat standardına göre önceden yapılandırması büyük önem taşımaktadır.

Bu alanda kaleme aldığımız diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.

NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.

Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: https://wa.me/905337608453,  https://dikelaw.com.tr/

0 yorum var

Cevap Yaz

Tartışmaya katılmak mı istiyorsun?
Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir