BOSNA-HERSEK VATANDAŞLIĞI NASIL KAZANILIR ?
Bosna-Hersek vatandaşlığı, Balkan coğrafyasının tarihsel, etnik ve hukuki dinamiklerinin etkisiyle şekillenmiş Avrupa vatandaşlık sistemlerinden farklı olarak ağırlıklı biçimde soy bağı ilkesine dayanan bir yapıya sahiptir. 1997 tarihli Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu ile düzenlenen bu sistem, vatandaşlığın kazanılması, kaybı ve yeniden kazanılmasına ilişkin kuralları ayrıntılı şekilde ortaya koymaktadır.
Aynı zamanda devletin idari yapısı nedeniyle uygulamada dikkatli bir süreç yönetimini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Bosna-Hersek vatandaşlığı doğru belgeleri sunmakla beraber; ispat stratejisi ve idari prosedürlerin eksiksiz takibi ile mümkün hale gelmektedir. Özellikle Türkiye’den yapılan başvurular bakımından, sürece etkin ve sağlam bir evrak bütünüyle profesyonel olarak yaklaşmak büyük önem taşımaktadır.
I. BOSNA-HERSEK VATANDAŞLIĞININ HUKUKİ ÇERÇEVESİ
Bosna-Hersek vatandaşlığı sistemi, Bosna-Hersek Anayasası ile 1997 tarihli Vatandaşlık Kanunu temelinde şekillenmiş olup sistemin ana karakterini belirleyen unsur kan bağı esasına öncelik verilmesidir. Bu çerçevede vatandaşlık, doğum yeri yerine esas itibarıyla ebeveynlerin vatandaşlığı üzerinden belirlenmektedir. Hukuki sistem, vatandaşlığın keyfi olarak geri alınmasını engelleyen, vatansızlığı önlemeyi amaçlayan ve sınırlı şekilde çifte vatandaşlığa izin veren bir yapıya sahiptir. Bununla birlikte Bosna-Hersek’in idari yapısının federatif olması (Federasyon ve Republika Srpska gibi alt yapılar) nedeniyle, vatandaşlık işlemlerinde merkezi ve yerel makamlar arasında koordinasyon gerekmektedir. Bu durum uygulamada süreci uzatabilmektedir. Bu nedenle başvuruların yalnızca mevzuata uygun olması yeterli olmayıp aynı zamanda doğru idari merciler nezdinde yürütülmesi gerekmektedir.
II.BOSNA-HERSEK VATANDAŞLIĞININ KAZANILMA YOLLARI
Bosna-Hersek vatandaşlık hukuku, yüzeyde çok sayıda kazanım yolu öngörüyor gibi görünse de, uygulamada bu yolların tamamı aynı ağırlıkta değildir. Aksine sistem, açık biçimde iki katmanlıdır:
(i) Genel rejim (olağan kazanım yolları) ve
(ii) İstisnai rejim (özel ve sınırlı uygulanan kazanım yolları).
Bu ayrım başvurunun kaderini belirleyen temel unsurdur. Zira Bosna-Hersek idaresi genel yolları dahi sıkı denetime tabi tutarken istisnai yolları son derece dar yorumlamakta ve çoğu zaman idarenin takdir alanı içinde değerlendirmektedir.
A. Genel Yoldan Vatandaşlık Kazanım Yolları
Bosna-Hersek vatandaşlık hukukunda genel yollar, en erişilebilir görünen ancak uygulamada en fazla hata yapılan başvuruları oluşturur. Bunun temel sebebi, bu yolların açık düzenlenmiş olmasıdır. Zira çoğu başvuru sahibi, kanunda bir yolun yazıyor olmasını, o yolun ulaşılabilir olduğu şeklinde yorumlamaktadır. Oysa Bosna-Hersek idaresinin yaklaşımı, kanun maddesinin varlığı ile o maddenin uygulanabilirliği arasında ciddi bir ayrım yapmaktadır.
Bu nedenle genel rejim kapsamındaki başvurular, istisnai yollardan farklı olarak takdiri değil gibi görünse de, gerçekte yoğun bir maddi ispat ve idari ikna süreci gerektirir. Bu başlıklarda başarıyı belirleyen unsur, şartların doğru hukuki kategoriye oturtulması ve belgelerle tutarlı şekilde ortaya konulmasıdır.
1. Soybağına Dayalı Vatandaşlık
Bosna-Hersek vatandaşlık hukukunun temelini oluşturan soybağına dayalı vatandaşlık, kanunun sistematiği gereği en güçlü ve en güvenli yol olarak kabul edilmektedir. Nitekim Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu’nda da vatandaşlığın kazanılmasında esas ilke, doğum ve soy ilişkisidir. Bu kapsamda, anne veya babasından biri Bosna-Hersek vatandaşı olan kişiler, doğum yeri fark etmeksizin Bosna-Hersek vatandaşlığını kazanma hakkına sahiptir.
Ancak bu yolun uygulamadaki en önemli özelliği mevcut bir hukuki statünün tespiti ve idare tarafından tanınması niteliğinde olmasıdır. Başka bir ifadeyle, başvuru sahibi aslında vatandaşlığı sonradan elde etmemekte ve mevcut olan bir hakkın resmi kayıtlara geçirilmesini talep etmektedir. Bu durum, başvurunun hukuki niteliğini doğrudan etkiler. Zira bu tür dosyalarda idarenin takdir yetkisi oldukça sınırlıdır; idareden beklenen, ileri sürülen soy bağının hukuken ispat edilmesi halinde vatandaşlık statüsünü tescil etmesidir.
Bu nedenle soybağına dayalı başvurularda asıl belirleyici unsur, hukuki şartların varlığından ziyade bu şartların eksiksiz ve kesintisiz şekilde ispat edilebilmesidir. Uygulamada özellikle Türkiye’den yapılan başvurularda en büyük güçlük, soy zincirinin resmi belgelerle ortaya konulmasında yaşanmaktadır. Osmanlı dönemine uzanan kayıtların eksikliği, Yugoslavya dönemine ait nüfus sistemlerinin farklılığı ve göç sonrası Türkiye’deki kayıtların Bosna-Hersek kayıtlarıyla doğrudan örtüşmemesi, bu süreci teknik açıdan zorlaştırmaktadır.
Bosna-Hersek idaresinin bu tür başvurularda aradığı temel kriter, yalnızca Bosna-Hersek kökeninin varlığı değil; bu kökenin resmi belgelerle nesilden nesile kesintisiz bir soy zinciri halinde ispat edilmesidir. Bu noktada uygulamada yapılan en yaygın hata, soy bağının genel aile bilgisi veya sözlü anlatımlarla karıştırılmasıdır. Oysa hukuken geçerli olan soy ilişkisi, ancak resmi kayıtlar, nüfus belgeleri, doğum ve evlilik kayıtları gibi somut belgelerle ortaya konulabilir.
Bu çerçevede uygulamada dikkat edilmesi gereken başlıca hususlar şunlardır;
- Her neslin ayrı ayrı ve resmi belgelerle ortaya konulması,
- İsim değişiklikleri, evlilikler ve göç hareketlerinin ayrıca açıklanması ve belgelenmesi,
- Türkiye’deki nüfus kayıtlarının, mümkün olduğu ölçüde Bosna-Hersek veya eski Yugoslavya kayıtlarıyla desteklenmesi.
Dolayısıyla soybağına dayalı vatandaşlık başvuruları, hem Türkiye’de hem de Bosna-Hersek’te yapılacak arşiv araştırmaları, kurum yazışmaları ve belge temini süreçlerini içeren bütüncül bir dosya hazırlığını gerektirmektedir. Başarılı bir başvuru eksik yönlerin tamamlanması ve soy zincirinin hukuken tartışmasız şekilde kurulması ile mümkün olmaktadır.
2. Evlilik Yoluyla Vatandaşlık
Bosna-Hersek vatandaşı ile evlilik, vatandaşlık kazanımını kolaylaştıran bir yol olarak Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu kapsamda, Bosna-Hersek vatandaşı ile evli olan yabancıların, belirli şartları sağlamaları halinde vatandaşlığa kabul edilmeleri mümkündür. Kanuni düzenleme çerçevesinde, belirli bir süre devam eden evlilik, ülkede yasal ikamet ve genel uygunluk şartlarının sağlanması bu başvurunun temelini oluşturur.
Bununla birlikte uygulamada bu yol, idare tarafından en sıkı denetime tabi tutulan başvuru türlerinden biridir. Bunun temel sebebi, evlilik yoluyla vatandaşlık yolunun kötüye kullanıma açık olmasıdır. Bu nedenle idare, bu tür başvurularda yalnızca resmi evlilik bağının varlığı ile yetinmemekte; evliliğin gerçek bir aile birliğine dayanıp dayanmadığını ayrıntılı şekilde incelemektedir.
Bu çerçevede değerlendirme, evlilik süresi yanında; evliliğin fiili gerçekliği ve sürekliliği üzerinden yapılır. Ortak yaşamın varlığı, birlikte ikamet edilip edilmediği, taraflar arasında ekonomik ve sosyal bir birlikteliğin bulunup bulunmadığı gibi unsurlar, başvurunun sonucunu doğrudan etkileyen kriterlerdir. Bu inceleme, çoğu zaman resmi belgelerin ötesine geçmekte ve tarafların günlük yaşam düzenini ortaya koyan unsurların değerlendirilmesini de içermektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar arasında; eşlerin farklı ülkelerde yaşamaya devam etmesi, ortak bir adresin bulunmaması, evliliğin kısa süre içerisinde vatandaşlık başvurusuna konu edilmesi ve evlilik birliğinin fiilen sürdürüldüğüne dair yeterli delilin sunulamaması yer almaktadır. Bu tür durumlar, idare tarafından şüpheli evlilik olarak değerlendirilebilmekte ve başvurunun reddine yol açabilmektedir.
Bu nedenle evlilik yoluyla vatandaşlık başvurularında, yalnızca hukuki evlilik ilişkisinin varlığı yeterli olmayıp bu ilişkinin gerçek, sürekli ve samimi bir aile birliği oluşturduğunun da ortaya konulması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, bu başvurular yalnızca bir hukuki statü incelemesi değildir, Aynı zamanda fiili yaşamın ve taraflar arasındaki ilişkinin gerçekliğinin değerlendirildiği bir süreçtir.
Sonuç olarak evlilik yoluyla vatandaşlık, kanunen kolaylaştırılmış bir yol olmakla birlikte, uygulamada ciddi bir ispat yükü barındırmakta ve başvurunun başarısı büyük ölçüde evliliğin fiili gerçekliğinin somut delillerle ortaya konulmasına bağlı bulunmaktadır.
3. İkamete Dayalı Vatandaşlık
İkamete dayalı vatandaşlık, klasik anlamda yabancıların vatandaşlığa kabulünü ifade eden bir yoldur ve Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Ancak bu yol, uygulamada en zor ve en uzun süreçlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun temel nedeni, bu başvuru türünde başvuru sahibinin Bosna-Hersek ile kurduğu yaşam bağının güçlü ve sürekli olduğunun ortaya konulmasına bağlı olmasıdır.
Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca, bir yabancının vatandaşlığa kabul edilebilmesi için başlıca şu şartları taşıması gerekmektedir;
- Başvuru sahibinin 18 yaşını doldurmuş olması,
- Bosna-Hersek’te belirli bir süre kesintisiz ve yasal olarak ikamet etmiş olması (genel olarak uzun süreli ikamet ve devamında kalıcı oturum izni),
- Bosna-Hersek’in resmi dillerinden en az birini yeterli düzeyde bilmesi,
- Kendi geçimini sağlayabilecek ekonomik güce sahip olması,
- hakkında kesinleşmiş ağır bir ceza mahkûmiyeti bulunmaması ve kamu düzeni ile güvenliği açısından sakınca teşkil etmemesi.
Ayrıca bazı durumlarda, başvuru sahibinin mevcut vatandaşlığından çıkması veya çıkacağını taahhüt etmesi de istenebilmektedir.
Bununla birlikte uygulamada belirleyici olan husus, bu şartların idareyi ikna edecek şekilde somut ve denetlenebilir belgelerle ortaya konulmasıdır. Özellikle ikamet şartı bakımından, sadece ülkede belirli bir süre bulunmuş olmak yeterli görülmemekte ve bu sürenin kesintisiz, gerçek ve fiili bir yaşamı ifade etmesi aranmaktadır. Sık sık ülke dışına çıkılması, adres değişiklikleri veya fiilen başka bir ülkede yaşandığına dair emareler, başvurunun olumsuz değerlendirilmesine yol açabilmektedir.
Dil bilgisi şartı da uygulamada en hassas konulardan biridir. Kanunda genel bir ifade ile düzenlenmiş olsa da, idare bu şartı belgelendirme üzerinden değil, başvuru sahibinin günlük yaşamda iletişim kurabilecek düzeyde dil bilgisine sahip olup olmadığı üzerinden değerlendirmektedir. Bu nedenle sadece dil sertifikası sunulması çoğu zaman yeterli görülmemekte, dilin fiilen kullanılabildiğinin ortaya konulması beklenmektedir.
Ekonomik yeterlilik bakımından ise başvuru sahibinin Bosna-Hersek’te kendi geçimini sağlayabilecek düzenli ve yasal bir gelirinin bulunması şarttır. Bu kapsamda iş sözleşmeleri, vergi kayıtları ve banka hareketleri gibi belgeler büyük önem taşımaktadır. Düzensiz gelirler veya üçüncü kişilere bağımlı bir yaşam biçimi, bu şartın sağlanmadığı yönünde değerlendirme yapılmasına neden olabilmektedir.
Sabıka kaydı ve kamu düzenine uygunluk şartı da yalnızca ağır suç mahkûmiyetleri ile sınırlı bir inceleme değildir. İdare, başvuru sahibinin genel yaşam düzenini, hukuka uyumunu ve toplum içinde sorun yaratıp yaratmayacağını geniş bir çerçevede değerlendirmektedir. Bu nedenle küçük ihlaller dahi başvurunun genel değerlendirmesinde olumsuz etki doğurabilmektedir.
Ayrıca bazı başvurularda mevcut vatandaşlıktan çıkma şartının aranması, süreci daha karmaşık hale getirmektedir. Zira başvuru sahibi, henüz Bosna-Hersek vatandaşlığını kesin olarak kazanmadan mevcut vatandaşlığından çıkmak zorunda kalabileceği bir durumla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle başvuru öncesinde çifte vatandaşlık rejimi ve ilgili devletler arasındaki anlaşmaların dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak ikamete dayalı vatandaşlık, kanunda açıkça düzenlenmiş olmakla birlikte, uygulamada yalnızca Bosna-Hersek’te uzun süre yaşamış, ekonomik ve sosyal hayatını bu ülkeye bağlamış ve ülke ile gerçek bir yaşam ilişkisi kurmuş kişiler açısından anlamlı bir seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Aksi halde bu başvuru türü, şartların teknik olarak sağlanmış görünmesine rağmen, yeterli düzeyde ispat sunulamadığı gerekçesiyle reddedilen dosyalar arasında yer almaktadır.
B. Vatandaşlık Kazanılmasında İstisnai Yollar
Bosna-Hersek vatandaşlık hukukunda istisnai yollar, genel başvuru rejiminin alternatifi olan serbest ve sınırsız bir yol bütünü değildir. Tam tersine, bunlar çoğu zaman ya kanunun belirli bir tarihsel bağlamı gözeterek öngördüğü özel kolaylaştırılmış yollar ya da devletin kamu yararı değerlendirmesi çerçevesinde işletilen dar takdir alanlarıdır. Bu sebeple istisnai rejim, uygulamada başvuru sahibine mutlak bir hak vermez.
Çoğu dosyada belirleyici unsur, kişinin Bosna-Hersek ile arasındaki bağın yoğunluğu, bu bağın hangi resmi belgelerle ortaya konabildiği ve başvurunun kanundaki doğru kategoriye oturtulup oturtulmadığıdır. İstisnai yolun en büyük özelliği de budur. Burada şeklen uygun görünen başvuru, maddi bağ yeterince kurulamadığında kolayca başarısız olabilir
1. Yeniden Vatandaşlık / Önceki Vatandaşlık Bağına Dayalı Başvuru
Bu başlık altında dikkatli olmak gerekir. Çünkü uygulamada yeniden vatandaşlık denilen her dosya, kanunda aynı maddi rejime tabi değildir. Bir kişinin daha önce Bosna-Hersek vatandaşlığını taşıması, eski Yugoslavya döneminde cumhuriyet vatandaşlığı veya sonraki Bosna-Hersek vatandaşlığı bağının bulunması, yahut göç nedeniyle bu bağın zayıflamış olması, kendiliğinden bugünkü anlamda doğrudan bir vatandaşlık hakkı doğurmaz. Ancak kanun, özellikle Bosna-Hersek’e geri dönen göçmenler ile bunların birinci ve ikinci kuşak altsoyları için, genel kazanım şartlarının bir kısmından muafiyet sağlayan özel bir başvuru rejimi öngörmektedir. Kanunun 12. maddesine göre Bosna-Hersek’e geri dönen göçmenler ile bunların birinci ve ikinci kuşak altsoyları, 9. maddedeki bazı genel kazanım şartlarını taşımadan vatandaşlığa başvurabilir. Aynı maddede, geri dönen göçmenin eşi için de sınırlı bir kolaylık tanınmıştır.
Birçok başvuruda kişi, kendisini eski Bosna vatandaşı ailesinin torunu olarak tanımlar fakat hukuken dosya, bazen descent yani soybağına daha yakın bir çizgide, bazen de 12. madde kapsamındaki geri dönen göçmen/altsoy rejimine daha yakın bir yapıda olabilir. Yanlış hukuki çerçeveye oturtulan başvuru, gereksiz belge yükü yaratır veya yanlış makam önünde yanlış gerekçeyle ilerletilir. Uygulamada doğru yöntem, önce kişinin veya üstsoyunun Bosna-Hersek ya da önceki cumhuriyet vatandaşlığıyla ilişkisini tarihsel belgelerle netleştirmek ardından bu ilişkinin doğrudan hak temelli bir soybağı mı, kolaylaştırılmış başvuruya imkan veren bir göçmen dönüşü mü, yoksa önceki kaybın sonuçlarını telafi etmeye dönük karma bir başvuru mu olduğunu tespit etmektir.
Özellikle Yugoslavya sonrası dağılma döneminde, çok sayıda kişinin hukuki statüsü ikamet, kayıt, savaş dönemi yer değiştirmeleri ve sonradan edinilen yabancı vatandaşlıklar nedeniyle karmaşık hale gelmiştir. Kanunun geçiş hükümleri de bu tarihsel arka planı yansıtır. Kanun, eski Yugoslavya vatandaşları ve belirli tarih aralıklarında Bosna-Hersek’te daimi ikamet kuran kişiler bakımından başvuru üzerine vatandaşlık kazanımını düzenleyen geçiş hükümleri içermektedir. Bu hükümler, klasik kazanım yollarından farklı olarak tarihsel statü devamlılığını dikkate alır. Bu yüzden yeniden vatandaşlık alınmasına ilişkin dosyalarda çoğu zaman sadece bugünkü ikamet veya sabıka kaydıyla yetinilmemektedir ve 6 Nisan 1992 öncesi yerleşim, savaş dönemi göç, önceki cumhuriyet kayıtları ve sonradan kurulan yaşam merkezi gibi unsurlarla birlikte okunmaktadır.
Bu kategoride idarenin daha esnek davrandığı doğru olmakla birlikte, bu esneklik mutlak değildir. İdare yine de başvuru sahibinden, önceki vatandaşlık bağını veya göçmen dönüşü statüsünü açıkça gösteren belgeler ister. Bunlar arasında eski nüfus kayıtları, doğum kütüğü, aile nüfus zinciri, eski Yugoslav belge ve kayıtları, Bosna-Hersek’te önceki daimi ikamet verileri, konsolosluk tescilleri ve vatandaşlık kaybına yol açan işlemlere ilişkin kayıtlar önem taşır. Avukat gözüyle bakıldığında, bu dosyalarda en sık hata tarihsel aidiyet ile hukuki statünün karıştırılmasıdır. Kişinin ailesinin Bosnalı olması tek başına yetmez ayrıca o ilişkinin hangi kategoride olduğu ve resmi belgelerle nasıl kanıtlandığı gösterilmelidir. Aksi halde başvuru hukuki sonuç üretmez.
Bir başka kritik nokta da çifte vatandaşlık ve önceki vatandaşlığın kaybı meselesidir. Kanunun 17. maddesi, kural olarak başka bir vatandaşlığın gönüllü kazanılması halinde Bosna-Hersek vatandaşlığının kaybını düzenler ancak ikili anlaşma bulunması halinde istisna kabul eder. 14. madde de, önceki vatandaşlığın kaybı zorunluluğunun ikili anlaşma varsa aranmayacağını belirtir. Bu nedenle yeniden vatandaşlık niteliği taşıyan dosyalarda, müvekkilin önceki Bosna-Hersek vatandaşlığını hangi hukuki sebeple kaybettiği, gönüllü başka vatandaşlık edinip edinmediği ve ilgili devletle ikili anlaşma rejiminin bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir. Yani burada yalnızca tekrar alabilir miyim sorusu değil, hangi sebeple kaybettim, o kayıp bugün hangi hukuki sonuçları doğuruyor sorusu da dosyanın merkezindedir.
2. Evlat Edinme Yoluyla Vatandaşlık
Evlat edinme yoluyla vatandaşlık, ilk bakışta küçük ve tali bir başlık gibi görünse de, aslında Bosna-Hersek vatandaşlık hukukunda çocuğun hukuki statüsünü koruma amacını en açık biçimde yansıtan düzenlemelerden biridir. Kanunun 8. maddesi uyarınca, 18 yaşından küçük bir çocuk, Bosna-Hersek vatandaşı tarafından tam evlat edinme yoluyla evlat edinilmişse Bosna-Hersek vatandaşlığını kazanır.
Evlat edinme yoluyla vatandaşlık kazanımında Bosna-Hersek vatandaşlık sisteminin çift katmanlı yapısı ayrıca önem taşımaktadır. Zira Bosna-Hersek hukukunda vatandaşlık yalnızca devlet düzeyinde değil, aynı zamanda “entity” / “entite” olarak adlandırılan alt idari birimler (Federation of Bosnia and Herzegovina ile Republika Srpska) düzeyinde de söz konusudur. Bu çerçevede bir kişi Bosna-Hersek vatandaşı olmakla birlikte, aynı zamanda bu iki entityden birinin vatandaşlığına da bağlıdır.
Evlat edinme halinde çocuk, kural olarak yalnızca Bosna-Hersek vatandaşlığını kazanmakla kalmaz aynı zamanda evlat edinen ebeveynin bağlı bulunduğu entity vatandaşlığına da dahil olur. Başka bir ifadeyle, evlat edinen ebeveyn hangi entity’ye bağlı ise çocuk da o entity’nin vatandaşlık sistemine kaydedilir.
Bununla birlikte, evlat edinen ebeveynlerin farklı entity vatandaşlıklarına sahip olması halinde durum daha teknik bir hal almaktadır. Bu gibi hallerde çocuğun hangi entity vatandaşlığına bağlanacağı otomatik olarak belirlenmemekte; Bosna-Hersek Vatandaşlık Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca çözülmektedir. Anılan düzenleme çerçevesinde, öncelikle ebeveynlerin ortak iradesi dikkate alınmakta; bu iradenin bulunmaması halinde ise çocuğun fiili yaşam merkezi, ikamet yeri ve idari kayıtları gibi bağ unsurları esas alınarak bir belirleme yapılmaktadır.
Dolayısıyla evlat edinme yoluyla vatandaşlık kazanımı entity düzeyindeki aidiyet bakımından da sonuç doğuran çok katmanlı bir hukuki işlem niteliğindedir. Bu durum özellikle sınır aşan evlat edinme dosyalarında ve farklı entity vatandaşlıklarına sahip ebeveynlerin bulunduğu hallerde, başvurunun teknik olarak doğru yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Buradaki temel nokta tam evlat edinmedir. Bu ifade, çocuğun önceki ailesiyle hukuki bağlarının ya tamamen ya da kanunun öngördüğü ölçüde sona erdiği ve yeni ebeveynle tam soy ilişkisi kuran evlat edinmeyi ifade eder. Dolayısıyla uygulamada ilk incelenmesi gereken husus, yabancı ülkede veya başka bir hukuk sisteminde yapılmış evlat edinme işleminin Bosna-Hersek hukuku bakımından tam evlat edinme niteliğinde tanınıp tanınmayacağıdır. Şayet işlem Bosna-Hersek makamlarınca tam evlat edinme olarak görülmezse, vatandaşlık sonucunun da doğmaması gündeme gelebilir. Bu sebeple sınır aşan aile hukuku işlemlerinde, vatandaşlık dosyasından önce evlat edinme kararının tanınması ve niteliğinin belirlenmesi çoğu zaman ana meseledir.
Bu yolun bir takdiri vatandaşlık başvurusu olmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Zira burada idare esasen kişiye ricaya dayalı takdiri bir vatandaşlık vermez. Kanunun öngördüğü aile statüsünün sonucu olarak vatandaşlık ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle evlat edinme, belirli şartlar gerçekleştiğinde doğrudan vatandaşlık sonucuna bağlanmış hukuki bir olaydır. Bu nedenle uygulamada vatandaşlık istemekten çok, evlat edinmenin vatandaşlık doğuracak hukuki nitelikte olduğunu ve usulüne uygun biçimde tamamlandığını ispat etmek asıl amaç olmalıdır. Özellikle çocuğun yaşı, evlat edinme kararının tarihi, kararın kesinleşmesi, yabancı mahkeme kararı varsa tanıma/tenfiz gerekliliği, tercüme ve apostil gibi meseleler dosyanın kaderini belirler.
Ayrıca bu başlık, çocuk yararı ilkesinin vatandaşlık hukukuna yansıdığı alanlardan biridir. Kanun, vatansızlık riskine karşı da koruyucu yaklaşım benimser.
7. madde belirli koşullarda Bosna-Hersek’te doğmuş veya bulunmuş, ebeveynleri bilinmeyen ya da vatansız çocukların vatandaşlık kazanmasını düzenler ve 15. madde devletsizlik doğuracak kaybı kural olarak yasaklar. Bu durum, evlat edinme yoluyla vatandaşlık yolunun temelinde çocuğun hukuki güvenliğinin korunması amacı bulunduğu görülür. Bu yüzden çocuk odaklı dosyalarda vatandaşlık tartışması hiçbir zaman bir nüfus işlemi olarak ele alınmamalıdır. Aile hukuku, milletlerarası özel hukuk ve çocuk hakları boyutu da birlikte değerlendirilmelidir.
Evlat edinme yoluyla vatandaşlıkta 18 yaş altı sınırı kritik olduğundan, işlemlerin zamanlaması son derece önemlidir. Evlat edinme kararı geç verilmiş, tanıma işlemleri gecikmiş veya nüfus tescili ertelenmişse, dosya maddi hak bakımından çok daha karmaşık hale gelebilir. Bu nedenle sayılı unsurlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
3. Devlet Takdiri İle Vatandaşlık
Bosna-Hersek hukukunda en dar, en hassas ve en öngörülemez başvuru alanı budur. Kanunun 13. maddesine göre, bir kişinin vatandaşlık kazanımının Bosna-Hersek için özel fayda sağladığı bireysel olaylarda bu kişi 9. maddenin bazı genel şartlarını yerine getirmeksizin vatandaşlık kazanabilir. Üstelik bu karar Bosna-Hersek Bakanlar Konseyi’nin oybirliği ile alınır. Bu husus tek başına dahi, istisnai vatandaşlığın sıradan bir başvuru kanalı olmadığını ve yüksek düzeyde değerlendirme ve siyasi-idari kanaat gerektiren özel bir yol olduğunu göstermektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken ilk nokta, özel fayda kavramının kanunda ayrıntılı ve kapalı bir liste halinde tanımlanmamış olmasıdır. Bu nedenle kavram geniş görünür fakat uygulamada tam tersine dar yorumlanır. Kişinin Bosna-Hersek’e yatırım yapması, bilimsel katkı sunması, uluslararası temsilde ülkeye ciddi prestij kazandırması, stratejik ekonomik ya da kamusal yarar oluşturması gibi unsurlar teorik olarak bu başlık altında değerlendirilebilir. Ne var ki sadece ekonomik güç, ticari ilişki veya ülkeye sempati duyulması tek başına yeterli görülmez. Bu yol, genel şartlardan muafiyet sağlasa da karşılığında çok daha yüksek yoğunlukta bir kamu yararı ispatı ister.
Bu rejimde başvurunun dili de diğer dosyalardan farklı kurulmalıdır. Soybağı dosyasında merkezde soy zinciri; evlilik dosyasında gerçek aile birliği; vatandaşlık kazanımında uyum ve ikamet şartları vardır. İstisnai vatandaşlıkta ise dosyanın temeli, başvuru sahibinin şahsında Bosna-Hersek’in ne elde edeceğidir. Başka bir ifadeyle burada soru başvuru sahibi neden vatandaş olmak istiyor değil, Bosna-Hersek bu kişiyi neden vatandaşlığa kabul etmeli sorusudur. Yatırım planı varsa nicel verilerle, akademik katkı varsa kurumsal referanslarla, stratejik yarar varsa ilgili kamu kurumları ve destek yazılarıyla güçlendirilmelidir. Aksi halde 13. maddeye dayalı başvuru, normatif çerçevesi geniş ama ikna gücü zayıf bir dilekçeye dönüşür.
Ayrıca Bakanlar Konseyi’nin uzlaşıyla karar vermesi, yer yer politik hassasiyetler taşıdığını da göstermektedir. Bu nedenle 13. madde başvuruları, sadece belge sunularak sonuç alınan idari dosyalar değildir. Çoğu zaman başvuru sahibinin katkısının ilgili kurumlar nezdinde önceden görünür hale gelmesi, yerel ve merkezi düzeyde destekleyici değerlendirmelerin oluşması ve dosyanın devlet yararı perspektifiyle hazırlanması gerekir. Bu sebeple istisnai vatandaşlık, teoride mevcut olsa da pratikte herkes için açık bir yol değildir. Daha doğrusu hukuk tek başına burada yeterli değildir, hukukun yanına güçlü bir kamu yararı eklenmelidir.
Son olarak, 13. madde her ne kadar 9. maddedeki bazı şartlardan muafiyet tanısa da, bu başvurunun tamamen sınırsız olduğu anlamına gelmez. Özellikle kamu düzeni, güvenlik ve başvuru sahibinin genel uygunluğu yine dolaylı biçimde değerlendirilir. Zira devlet için özel fayda sağladığı ileri sürülen bir kişinin aynı zamanda ciddi güvenlik veya hukuk devleti riski oluşturması kabul edilebilir değildir. Bu nedenle bu tür dosyalarda başvuru sahibinin geçmişini temiz ve istikrarlı gösteren tamamlayıcı belgeler de önem taşır.
III. BAŞVURU SÜRECİ VE BELGE YÖNETİMİ
Bosna-Hersek vatandaşlığına ilişkin başvurular, kural olarak Bosna-Hersek Sivil İşler Bakanlığı (Ministry of Civil Affairs) koordinasyonunda ve ilgili yerel idari birimler aracılığıyla yürütülmektedir. Başvuru süreci, şeklen dilekçe ve belge sunumundan ibaret gibi görünmekle birlikte uygulamada son derece teknik ve çok aşamalı bir idari inceleme sürecini içermektedir.
Başvuru kapsamında sunulması gereken belgeler, başvuru türüne göre değişiklik göstermekle birlikte genel olarak geçerli pasaport, doğum belgesi, sabıka kaydı, gelir ve geçim durumunu gösterir belgeler, ikamet izinleri ve başvuruya esas teşkil eden soy bağı veya evlilik ilişkisini ortaya koyan resmi belgelerden oluşmaktadır. Bununla birlikte bu belgelerin varlığı tek başına yeterli olmayıp, belgelerin usulüne uygun şekilde hazırlanması ve geçerlilik kazanması başvurunun kabulü açısından belirleyici rol oynamaktadır.
Bu noktada özellikle üç husus ön plana çıkmaktadır;
- Belgelerin doğru şekilde tercüme edilmesi,
- Apostil şerhi ile uluslararası geçerliliğinin sağlanması
- ilgili idari makamlar nezdinde kabul edilebilir formatta sunulması.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunların başında belgelerin eksik sunulması kadar usule uygun olmayan tercümeler, eksik apostil işlemleri veya belge içerikleri arasındaki tutarsızlıklar gelmektedir. Bu tür eksiklikler, başvurunun esasına girilmeksizin reddedilmesine dahi yol açabilmektedir.
Dolayısıyla Bosna-Hersek vatandaşlığı başvurularında belirleyici olan unsur, belgelerin birbiriyle uyumlu, eksiksiz ve hukuki açıdan denetlenebilir bir bütünlük içerisinde sunulmasıdır. Bu yönüyle başvuru süreci, teknik bir dosya hazırlama ve belge yönetimi süreci olarak değerlendirilmelidir.
IV. ÇİFTE VATANDAŞLIK VE TÜRKİYE İLE İLİŞKİSİ
Bosna-Hersek vatandaşlık hukukunda çifte vatandaşlık, kural olarak sınırlı şekilde kabul edilen bir statüdür. Kanun sistematiği gereği, bir kişinin başka bir devlet vatandaşlığını kazanması halinde Bosna-Hersek vatandaşlığının kaybı gündeme gelebilmektedir. Ancak bu durum, Bosna-Hersek ile ilgili devlet arasında çifte vatandaşlığa izin veren bir anlaşmanın bulunması halinde istisna teşkil etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti bakımından uygulamaya bakıldığında, Bosna-Hersek ile olan ilişkiler çerçevesinde çifte vatandaşlık fiilen mümkün olabilmektedir. Bununla birlikte bu durum her başvuru türü bakımından otomatik bir sonuç doğurmamakta özellikle ikamete dayalı vatandaşlık başvurularında veya bazı özel durumlarda, başvuru sahibinden mevcut vatandaşlığından çıkması veya çıkacağını taahhüt etmesi talep edilebilmektedir.
Bu nedenle çifte vatandaşlık meselesi, somut başvuru dosyası özelinde değerlendirilmesi gereken bir husustur. Özellikle başvurunun hangi hukuki kategoriye girdiği, ilgili başvuruda çifte vatandaşlığın mümkün olup olmadığı ve mevcut vatandaşlıktan çıkmanın gerekip gerekmediği açık şekilde analiz edilmelidir. Aksi halde başvuru sahibi, geri dönüşü zor hukuki ve fiili sonuçlarla karşı karşıya kalabilir.
V. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Bosna-Hersek vatandaşlık sistemi, ilk bakışta açık ve erişilebilir bir yapı arz etmekle birlikte, uygulamada son derece teknik, detaylı ve dikkat gerektiren bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sistemde başarı, yalnızca mevzuata hâkimiyetle sınırlı olmayıp aynı zamanda başvurunun doğru hukuki kategoriye oturtulması, belge yönetiminin eksiksiz şekilde yapılması ve sürecin stratejik olarak yürütülmesine bağlıdır.
Türkiye’den yapılan başvurular bakımından değerlendirildiğinde, en etkili ve güvenli yolun soy bağına dayalı başvurular olduğu görülmektedir. Buna karşılık evlilik ve ikamete dayalı başvurular, daha yoğun bir ispat yükü ve daha uzun bir değerlendirme süreci gerektirmektedir. İstisnai başvuru yolları ise sınırlı uygulanmakta ve çoğu zaman idari takdir çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak Bosna-Hersek vatandaşlığına ilişkin başvurular hukuki bilgi, güçlü belge yönetimi ve doğru stratejik planlamanın birlikte yürütülmesini gerektiren profesyonel bir süreçtir.
Bu nedenle başvuru sürecinin başından itibaren doğru hukuki çerçevenin belirlenmesi ve dosyanın bu doğrultuda hazırlanması, başvurunun olumlu sonuçlanması açısından belirleyici öneme sahiptir.
Bosna- Hersek vatandaşlığı başvurusunda başvurucunun kişisel yeterliliklerine ve Bosna- Hersek ile ilişkisine göre hangi gerekçeyle vatandaşlığı talep edileceği konusunda ve başvuru sürecinin takibinde uzman hukukçularla çalışılması önerilmektedir.
Yabancılar Hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.
NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.
Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: https://wa.me/905337608453, https://dikelaw.com.tr/





Cevap Yaz
Tartışmaya katılmak mı istiyorsun?Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!