<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aile &amp; Miras Hukuku arşivleri - Dike Hukuk</title>
	<atom:link href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/</link>
	<description>Danışmanlık &#38; Arabuluculuk</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Oct 2026 08:42:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://dikelaw.com.tr/wp-content/uploads/2023/11/cropped-dh5-32x32.png</url>
	<title>Aile &amp; Miras Hukuku arşivleri - Dike Hukuk</title>
	<link>https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/bosanmada-mal-paylasim-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/bosanmada-mal-paylasim-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 19:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Arb. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞANMA]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma protokolü]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[Değer Artış Payı]]></category>
		<category><![CDATA[Değer Artış Payı Hesabı]]></category>
		<category><![CDATA[edinilmiş mal]]></category>
		<category><![CDATA[Edinilmiş Mallar]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dönemi Kapsayan Mallar]]></category>
		<category><![CDATA[Katılma Alacağı]]></category>
		<category><![CDATA[Katılma Alacağı Hesabı]]></category>
		<category><![CDATA[Katkı Payı]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel mal]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Mallar]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi ve Kişisel Katkıyla Alınan Mallarda Hesap]]></category>
		<category><![CDATA[mal]]></category>
		<category><![CDATA[MAL PAYLAŞIM SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[mal paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[Mal paylaşımı davası]]></category>
		<category><![CDATA[taşınmaz]]></category>
		<category><![CDATA[türk medeni kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanmada mal paylaşımı davası, hukuki adıyla mal rejiminin tasfiyesi davası, evlilik birliği sona eren eşler arasında evlilik süresince edinilen malların hesaplaşmasını sağlayan davadır. Yaygın inanışın aksine, evlilik içinde edinilen mallar eşlerin “ortak malı” değildir; her eş kendi adına kayıtlı malın maliki olmaya devam eder. Mal paylaşımı, kural olarak diğer eşin edinilmiş mallarının artık değerinin yarısı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/bosanmada-mal-paylasim-davasi/">BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p dir="ltr">Boşanmada mal paylaşımı davası, hukuki adıyla mal rejiminin tasfiyesi davası, evlilik birliği sona eren eşler arasında evlilik süresince edinilen malların hesaplaşmasını sağlayan davadır. Yaygın inanışın aksine, evlilik içinde edinilen mallar eşlerin “ortak malı” değildir; her eş kendi adına kayıtlı malın maliki olmaya devam eder. Mal paylaşımı, kural olarak diğer eşin edinilmiş mallarının artık değerinin yarısı oranında bir para alacağı şeklinde gerçekleşir.</p>
<p dir="ltr">Mal paylaşımı davası, boşanma davasıyla birlikte açılabilir ancak mal rejimi davası boşanmanın sonucuna bağlı olduğundan boşanma davasından ayrılır ve boşanma kararı kesinleşinceye kadar bekletici mesele yapılır. Boşanma kararı kesinleştikten sonra mal rejiminin tasfiyesine geçilir.</p>
<h2 class="wp-block-heading" dir="ltr">I. BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI DAVASI NEDİR? HANGİ MAL REJİMİ UYGULANIR?</h2>
<p dir="ltr">Eşler arasındaki mal paylaşımı, 01.01.2002 tarihinden önce ve sonra farklı kurallara tabidir.</p>
<p dir="ltr">743 sayılı eski Medeni Kanun döneminde, yani 01.01.2002 tarihinden önce yasal mal rejimi mal ayrılığı idi. Bu rejimde her eş kendi adına edindiği malların tek başına maliki sayılır ve boşanmada diğer eşin bu mallar üzerinde kural olarak bir hakkı bulunmazdı. Diğer eş ancak malın edinilmesine katkıda bulunduğunu ispatlarsa katkı payı alacağı isteyebilirdi.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</a>’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden itibaren ise yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılmadır (TMK m. 202). Bu rejimde eşlerin malvarlığı, edinilmiş mallar ve kişisel mallar olarak ikiye ayrılır. Mal rejimi sona erdiğinde her eş, diğer eşin edinilmiş mallarının artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olur (TMK m. 236).</p>
<p dir="ltr">01.01.2002 tarihinden önce evlenmiş ve bu tarihten sonra boşanmış eşler bakımından iki rejim birlikte uygulanır. 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca, eşler 01.01.2002&#8217;ye kadar mal ayrılığı, bu tarihten sonra edinilmiş mallara katılma rejimine tabidir. Bu nedenle 2002 öncesine uzanan evliliklerde her mal için hangi dönemde ve hangi kaynakla edinildiği ayrı ayrı belirlenmelidir.</p>
<p dir="ltr">Boşanma hâlinde mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer (TMK m. 225/2). Bu nedenle dava tarihinden sonra edinilen mallar paylaşıma girmez; dava tarihinden önce edinilen mallar ise tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır.</p>
<h2 dir="ltr">II. MAL PAYLAŞIMI DAVASINDA NELER TALEP EDİLEBİLİR?</h2>
<p dir="ltr">Mal paylaşımı davasında üç farklı alacak talep edilebilir: katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve katkı payı alacağı. Bu alacaklar birbirinden farklı koşullara ve hesap yöntemlerine tabidir ve aynı dava içinde birlikte ileri sürülebilir.</p>
<h3 dir="ltr">A. Katılma Alacağı</h3>
<p dir="ltr">Katılma alacağı, edinilmiş mallara katılma rejiminin temel alacağıdır ve katkı şartı aranmaksızın doğar. Diğer eşin evlilik içinde edindiği mallara hiçbir maddi katkısı bulunmayan, örneğin ev işleriyle ve çocukların bakımıyla ilgilenen eş de katılma alacağına hak kazanır.</p>
<p dir="ltr">Katılma alacağının hesabı kanunda adım adım düzenlenmiştir. Önce her eşin edinilmiş malları belirlenir. Bunlara, eşin mal rejimi sona ermeden önceki bir yıl içinde olağan hediyeler dışında diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yaptığı devirler eklenir (TMK m. 229). Eşin kişisel mallarına ait borçların edinilmiş mallarından ödenmesi veya tersi durumda, mal grupları arasında denkleştirme yapılır (TMK m. 230). Bu işlemlerden sonra, edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarılır ve kalan miktar o eşin artık değerini oluşturur (TMK m. 231). Hesap sonucu eksi çıkarsa, bu değer eksilmesi dikkate alınmaz ve artık değer sıfır kabul edilir.</p>
<p dir="ltr">Her eş, diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir; karşılıklı alacaklar takas edilir (TMK m. 236/1). Dolayısıyla artık değer eşin edinilmiş mallarının net değeri, katılma alacağı ise diğer eşin bu net değerin yarısı üzerindeki alacağıdır.</p>
<h3 dir="ltr">B. Değer Artış Payı Alacağı</h3>
<p dir="ltr">Eşlerden biri, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında o malda ortaya çıkan değer artışından katkısı oranında pay alır (TMK m. 227). Bu alacak, malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır. Malın değeri azalmışsa, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Mal daha önce elden çıkarılmışsa, hakim diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. Eşler yazılı bir anlaşmayla değer artış payından vazgeçebilir veya pay oranını değiştirebilir.</p>
<p dir="ltr">Değer artış payı alacağı, katılma alacağından farklı olarak somut bir katkının ispatını gerektirir. Uygulamada en sık rastlanan örnek, eşlerden birinin miras yoluyla edindiği para veya evlilik öncesi birikimiyle diğer eş adına alınan taşınmazın bedeline katkıda bulunmasıdır. Değer artış payı alacağı, katılma alacağından önce hesaplanır ve borçlu eşin artık değerinden düşülür.</p>
<h3 dir="ltr">C. Katkı Payı Alacağı</h3>
<p dir="ltr">Katkı payı alacağı, 01.01.2002 tarihinden önceki mal ayrılığı döneminde, eşlerden birinin diğeri adına edinilen bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına parasal veya parayla ölçülebilen katkıda bulunması hâlinde doğan alacaktır. Bu alacak, Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş ve TMK m. 227&#8217;ye benzer bir yöntemle hesaplanmaktadır. Katkı payı alacağında, ev işleri ve çocuk bakımı gibi katkılar tek başına yeterli görülmez; çalışarak gelir elde eden eşin bu gelirini malın edinilmesine aktardığının ispatı gerekir.</p>
<h2 dir="ltr">III. MAL PAYLAŞIMINDA HANGİ MALLAR PAYLAŞILABİLİR?</h2>
<h3 dir="ltr">A. Paylaşılabilen Mallar: Edinilmiş Mallar</h3>
<p dir="ltr">Edinilmiş mal, her eşin mal rejimi süresince karşılığını vererek edindiği malvarlığı değerleridir (TMK m. 219). Kanun edinilmiş malları şöyle saymıştır:</p>
<ol dir="ltr">
<li>Eşin çalışmasının karşılığı olan edinimler,</li>
<li>Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,</li>
<li>Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,</li>
<li>Kişisel malların gelirleri,</li>
<li>Edinilmiş malların yerine geçen değerler.</li>
</ol>
<p dir="ltr">Bu kapsamda evlilik içinde maaşla alınan taşınmaz ve araçlar, banka mevduatları, kooperatif hisseleri, kıdem tazminatı ve emeklilik ikramiyesinin evlilik dönemine isabet eden kısmı ile kişisel mal niteliğindeki bir şirket hissesinin evlilik süresince elde edilen kar payları edinilmiş mal sayılır. <a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2020-458-k-2021-889-t-01-07-2021/4162229/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.07.2021 tarihli, 2020/8-458 E., 2021/889 K. sayılı</a> kararında, evlilik öncesinde edinilen şirket hissesinin kişisel mal olduğu, ancak evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadar bu hisseye düşen gelirin edinilmiş mal grubuna dahil olduğu ve mevcutsa tasfiyeye konu edileceği açıkça belirtilmiştir.</p>
<h3 dir="ltr">B. Paylaşılamayan Mallar: Kişisel Mallar</h3>
<p dir="ltr">Kişisel mallar mal paylaşımına konu olmaz (TMK m. 220). Kanun kişisel malları şöyle saymıştır:</p>
<ul dir="ltr">
<li>Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,</li>
<li>Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,</li>
<li>Manevi tazminat alacakları,</li>
<li>Kişisel mallar yerine geçen değerler.</li>
</ul>
<h3 dir="ltr">C. İspat Yükü ve Karineler</h3>
<p dir="ltr">TMK m. 222 uyarınca bir malın eşlerden hangisine ait olduğunu iddia eden kişi, iddiasını ispatla yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar paylı mülkiyet hükümlerine göre eşlerin ortak mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bunu belgeyle ispatlamalıdır.</p>
<p dir="ltr">Uygulamada en çok tartışılan durum, evlilik öncesindeki bir malın satılıp yerine yeni bir mal alınmasıdır.<a href="https://legalbank.net/belge/y-8-hd-e-2016-6745-k-2018-15022-t-05-07-2018-artik-degere-katilma-alacagi-mahkemece-davalinin-edinil/3186133/"> Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 05.07.2018 tarihli, 2016/6745 E., 2018/15022 K. sayılı</a> kararında, kişisel mal savunmasında bulunulan durumlarda satıldığı iddia edilen bütün malların kayıtlarının getirtilmesi, edinme ve satış tarihleri ile satış değerlerinin belirlenmesi ve tasfiyeye konu malların edinme tarihleri ve değerleriyle tek tek karşılaştırılması gerektiği belirtilmiştir. Satış ile yeni alım arasındaki zaman yakınlığı ve bedellerin uyumu, kişisel mal ikamesinin ispatında belirleyicidir.</p>
<h2 dir="ltr">IV. HESAPLAMA YÖNTEMLERİ VE ÖRNEK HESAPLAR</h2>
<h3 dir="ltr">1. Değerleme Tarihi</h3>
<p dir="ltr">Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Hesaba eklenecek değerler ise malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır (TMK m. 235). Burada iki ayrı tarih ayrımına dikkat etmek gerekir. Malın niteliği ve kime ait olduğu, mal rejiminin sona erdiği tarihe, yani boşanma dava tarihine göre belirlenir. Malın parasal değeri ise karar tarihine en yakın tarihteki sürüm (piyasa) değerine göre belirlenir. <a href="https://legalbank.net/belge/y-2-hd-e-2024-6615-k-2025-10316-t-26-11-2025/5848192/">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 26.11.2025 tarihli, 2024/6615 E., 2025/10316 K. sayılı</a> kararında, malların karara en yakın tarihteki güncel sürüm değerinin esas alınmasının emredici olduğu ve bu konuda davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmayacağı kabul edilmiştir.</p>
<p dir="ltr">Değerin karar tarihine göre belirlenmesi nedeniyle, katılma alacağına kural olarak karar tarihinden itibaren faiz işletilir.</p>
<h3 dir="ltr">2. Katılma Alacağı Hesabı</h3>
<p dir="ltr">Artık değer = Edinilmiş mallar + Eklenecek değerler (TMK m. 229) ± Denkleştirme (TMK m. 230) − Edinilmiş mallara ilişkin borçlar<br />Katılma alacağı = Diğer eşin artık değeri ÷ 2 (karşılıklı alacaklar takas edilir)</p>
<p dir="ltr">Örnek: Evlilik 2008 yılında kurulmuş, boşanma davası 2021 yılında açılmış olsun. Eşlerden A adına evlilik içinde maaşıyla alınan ve bugünkü sürüm değeri 6.000.000 TL olan bir daire ile değeri 1.000.000 TL olan bir araç bulunsun. Dava tarihinde A’nın aracına ilişkin 200.000 TL kredi borcu kalmış olsun. Eş B’nin adına ise evlilik içinde biriktirdiği 400.000 TL mevduat bulunsun.</p>
<p dir="ltr">A’nın artık değeri: 6.000.000 + 1.000.000 − 200.000 = 6.800.000 TL<br />B’nin artık değeri: 400.000 TL<br />B’nin katılma alacağı: 6.800.000 ÷ 2 = 3.400.000 TL<br />A’nın katılma alacağı: 400.000 ÷ 2 = 200.000 TL<br />Takas sonucu B’nin alacağı: 3.400.000 − 200.000 = 3.200.000 TL</p>
<h3 dir="ltr">3. Kredi ve Kişisel Katkıyla Alınan Mallarda Hesap</h3>
<p dir="ltr">Uygulamada malların büyük bölümü, bir kısmı peşin ve bir kısmı krediyle alınmakta, kredi taksitlerinin bir bölümü de mal rejimi sona erdikten sonra ödenmektedir. <a href="https://legalbank.net/belge/y-8-hd-e-2016-15695-k-2016-13500-t-10-10-2016/2618866/">Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2016 tarihli, 2016/15695 E., 2016/13500 K. sayılı</a> kararında bu tür mallar için izlenecek yöntem açıklanmıştır. Satın alma bedelinin kredi ile ve kişisel imkânlarla karşılanan kısımları ve oranları ayrı ayrı belirlenir; kredi geri ödemelerinin hangi döneme isabet ettiği, miktarı ve taksit sayısı tespit edilir; mal rejimi sona erdikten sonraya sarkan taksitler, rejim süresinde ödenen kısım dışında tutulur; malın karara en yakın sürüm değeri keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlenir.</p>
<p dir="ltr">Edinilmiş mal oranı = (Kredinin satın alma bedeline oranı) × (Rejim süresinde ödenen taksit ÷ Toplam taksit)<br />Katılma alacağı = Malın sürüm değeri × Edinilmiş mal oranı ÷ 2</p>
<p dir="ltr">Örnek: A, evlilik içinde 2015 yılında 1.000.000 TL’ye bir daire almış olsun. Bedelin 300.000 TL’sini evlilik öncesindeki birikimiyle peşin, 700.000 TL’sini ise 120 ay vadeli krediyle ödemiş olsun. Boşanma dava tarihine kadar 80 taksit ödenmiş, kalan 40 taksit dava tarihinden sonra A tarafından ödenmiş olsun. Dairenin karara en yakın sürüm değeri 10.000.000 TL olsun.</p>
<p dir="ltr">Kişisel mal katkısı oranı: 300.000 ÷ 1.000.000 = %30<br />Kredinin bedele oranı: 700.000 ÷ 1.000.000 = %70<br />Rejim süresinde ödenen kredi oranı: 80 ÷ 120 = 2/3<br />Edinilmiş mal oranı: %70 × 2/3 = %46,67<br />Dairenin edinilmiş mal kısmı: 10.000.000 × %46,67 = 4.666.667 TL<br />B’nin bu daire yönünden katılma alacağı: 4.666.667 ÷ 2 = 2.333.333 TL</p>
<p dir="ltr">Dairenin %30&#8217;luk kişisel mal kısmı (3.000.000 TL) ile dava tarihinden sonra ödenen taksitlere isabet eden %23,33&#8217;lük kısmı (2.333.333 TL) paylaşıma girmez.</p>
<h3 dir="ltr">4. Değer Artış Payı Hesabı</h3>
<p dir="ltr">Katkı oranı = Katkı tutarı ÷ Malın edinme bedeli<br />Değer artış payı = Malın tasfiye anındaki sürüm değeri × Katkı oranı</p>
<p dir="ltr">Malın değeri düşmüşse oransal hesap yapılmaz, katkının başlangıçtaki değeri istenir. Değer artış payı önce hesaplanır, ardından borçlu eşin artık değerinden düşülür ve kalan değer üzerinden katılma alacağı belirlenir. <a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2017-1614-k-2018-1550-t-23-10-2018-bosanmada-deger-artis-payi-ve-katilma-alacagi-istemi-orta/3372900/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.10.2018 tarihli, 2017/1614 E., 2018/1550 K. sayılı</a> kararında bu sıralama, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden değer artış payı düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısının katılma alacağı olarak hükmedilmesi şeklinde açıklanmıştır.</p>
<p dir="ltr">Örnek: A adına evlilik içinde 1.000.000 TL’ye alınan bir daireye, B’nin babasından miras kalan 200.000 TL’yi katkı olarak verdiği, kalan 800.000 TL’nin ise A’nın maaşından ödendiği ispatlanmış olsun. Dairenin bugünkü sürüm değeri 10.000.000 TL olsun.</p>
<p dir="ltr">B’nin katkı oranı: 200.000 ÷ 1.000.000 = %20<br />B’nin değer artış payı: 10.000.000 × %20 = 2.000.000 TL<br />A’nın artık değeri: 10.000.000 − 2.000.000 = 8.000.000 TL<br />B’nin katılma alacağı: 8.000.000 ÷ 2 = 4.000.000 TL<br />B’nin toplam alacağı: 2.000.000 + 4.000.000 = 6.000.000 TL</p>
<h3 dir="ltr">5. Katkı Payı Hesabı (2002 Öncesi Mallar)</h3>
<p dir="ltr">Katkı payı alacağında da Yargıtay benzer bir oranlama yöntemi uygulamaktadır. Davacı eşin malın edinilmesine yaptığı katkının edinme bedeline oranı belirlenir ve bu oran malın karara en yakın sürüm değerine uygulanır. Katkının tutarı belirlenirken, malın edinildiği tarihte eşlerin gelirleri, birikimleri ve ailenin olağan giderleri araştırılır; davacı eşin geliriyle malın edinilmesine katılabilecek miktar hesaplanır.</p>
<p dir="ltr">Katkı payı alacağı = Malın karara en yakın sürüm değeri × (Davacının katkısı ÷ Malın edinme bedeli)</p>
<p dir="ltr">Örnek: 1998 yılında koca adına alınan bir dairenin bedelinin dörtte birini, öğretmen olarak çalışan kadın eşin maaş birikimiyle karşıladığı ispatlanmış olsun. Dairenin bugünkü sürüm değeri 8.000.000 TL ise kadının katkı payı alacağı 8.000.000 × 1/4 = 2.000.000 TL’dir.</p>
<h3 dir="ltr">6. İki Dönemi Kapsayan Mallar</h3>
<p dir="ltr">01.01.2002 tarihinden önce edinilmeye başlanıp sonrasında ödemesi tamamlanan mallarda, örneğin 1999&#8217;da başlayıp 2005&#8217;te biten kooperatif ödemelerinde, ödemeler dönemlere ayrılır. 2002 öncesi ödemeler katkı payı, sonrası ödemeler katılma alacağı yöntemine göre ayrı ayrı hesaplanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2019 tarihli, 2017/1618 E., 2019/1370 K. sayılı kararında, bedelini kocanın ödediği kooperatif taşınmazının kadın adına tescil edildiği bir olayda, eşler arasındaki ortak yaşamı güvence altına almaya yönelik yatırımların bağış sayılamayacağı ve ödemelerin mal ayrılığı ve edinilmiş mallara katılma dönemlerine göre ayrılarak alacağın hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.</p>
<h2 dir="ltr">V. MAL PAYLAŞIM SÖZLEŞMESİ</h2>
<p dir="ltr">Eşler, evlenmeden önce veya evlilik süresince yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejimi yerine mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçebilirler (TMK m. 203). Mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmalı ya da evlenme başvurusu sırasında yazılı olarak bildirilmelidir (TMK m. 205).</p>
<p dir="ltr">Edinilmiş mallara katılma rejiminde kalmak isteyen eşler de, TMK m. 221 uyarınca bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti için ayrılan ve normalde edinilmiş mal sayılacak değerlerin ve kişisel malların gelirlerinin kişisel mal sayılacağını mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırabilirler. Bu imkân, özellikle aile şirketinde ortak olan veya kira geliri getiren kişisel malları bulunan eşler için önem taşır.</p>
<h2 dir="ltr">VI. ANLAŞMALI BOŞANMA DURUMUNDA MAL PAYLAŞIMI</h2>
<p dir="ltr">Anlaşmalı boşanmada eşler, boşanmanın mali sonuçlarını mahkemeye sundukları protokolde düzenler (TMK m. 166/3). Protokolde malların yarı yarıya veya farklı oranlarda paylaşılması, belirli malların bir eşe bırakılması ya da eşlerden birinin mal rejiminden doğan tüm haklarından feragat etmesi kararlaştırılabilir. Protokol hâkim tarafından onaylanarak boşanma kararına dahil edilir ve kesinleşmeyle bağlayıcı hâle gelir.</p>
<p dir="ltr">Protokolün mal rejimine ilişkin hükmünün açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde yazılması büyük önem taşır. Yalnızca “tarafların birbirinden maddi ve manevi tazminat talebi yoktur” gibi bir ifade, mal rejiminden doğan alacaklardan feragat anlamına gelmeyebilir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin haklardan feragat edilecekse, bu durum protokolde açıkça yazılmalıdır. Protokolde mal paylaşımına ilişkin açık bir hüküm yer almıyorsa, eşler boşanma kararı kesinleştikten sonra mal rejiminin tasfiyesi davası açabilir.</p>
<h2 dir="ltr">VII. ZİNA VE HAYATA KAST HALİNDE MAL PAYLAŞIMI ORANI</h2>
<p dir="ltr">Mal paylaşımı kural olarak yarı yarıya yapılır ve boşanmadaki kusur katılma alacağını etkilemez. Bunun tek istisnası TMK m. 236/2&#8217;de düzenlenmiştir: Zina (TMK m. 161) veya hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) sebebiyle boşanmaya karar verilmesi hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. Bu istisnanın uygulanabilmesi için boşanmanın bu özel sebeplere dayandırılmış ve bu sebeplerle hüküm kurulmuş olması gerekir; genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı kararlarda bu indirim yapılamaz.</p>
<h2 dir="ltr">VIII. MAL PAYLAŞIMI DAVASINDA ZAMANAŞIMI VE TEDBİR</h2>
<p dir="ltr">Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacaklar on yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 146). Boşanma hâlinde zamanaşımı boşanma kararının kesinleştiği tarihten, ölüm hâlinde ise ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar.</p>
<p dir="ltr">Dava süresince eşin malları elden çıkarmasını önlemek için davaya konu taşınmaz ve araçlara ihtiyati tedbir konulması talep edilebilir. Boşanma davası sırasında da TMK m. 199 uyarınca, bir eşin belirli malvarlığı değerleri üzerinde diğer eşin rızası olmadan tasarrufta bulunmasının kısıtlanması istenebilir. Ayrıca mal rejimi sona ermeden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirler, TMK m. 229 uyarınca hesaba eklenir. Eklenecek değerlerin borçlu eşten tahsil edilememesi hâlinde, TMK m. 241 uyarınca bu kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiye karşı da dava açılabilir.</p>
<p dir="ltr">Davanın türü bakımından da bir değişikliğe dikkat edilmelidir. Mal rejimi davaları uzun süre belirsiz alacak davası olarak açılmaktaydı. 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun ile HMK’nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi kaldırılmış, HMK m. 109&#8217;a eklenen dördüncü fıkrayla kısmi davada bir defaya mahsus talep artırımı imkânı getirilmiştir. Bu tarihten sonra açılacak mal rejimi davalarında, değer bilirkişi raporuyla belirlenene kadar kısmi dava yoluyla ilerlenmeli ve talep artırımının zamanlaması, rapora yapılacak itirazlar gözetilerek dikkatle belirlenmelidir.</p>
<h2 dir="ltr">IX. MAL PAYLAŞIMINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME</h2>
<h3 dir="ltr">A. Görevli Mahkeme</h3>
<p dir="ltr">Mal rejiminin tasfiyesi davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir (4787 sayılı Kanun m. 4). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar.</p>
<h3 dir="ltr">B. Yetkili Mahkeme</h3>
<p dir="ltr">TMK m. 214 uyarınca yetkili mahkeme şöyle belirlenir:</p>
<ol dir="ltr">
<li>Eşlerden birinin ölümü nedeniyle mal rejimi sona ermişse, ölen eşin son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.</li>
<li>Evlilik mahkeme kararıyla sona ermişse veya devam eden bir boşanma davası varsa, boşanma davasına bakmaya yetkili olan mahkeme mal rejiminin tasfiyesi için de yetkilidir.</li>
<li>Diğer hallerde davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.</li>
</ol>
<h2 dir="ltr">X. YÜKSEK MAHKEME KARARLARI</h2>
<p dir="ltr"><strong>T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2020/8-458 K. 2021/889 T. 01.07.2021</strong></p>
<blockquote>
<p dir="ltr">“Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay yönünden evlilik birliğinin kurulmasından (22.08.2003), boşanma dava tarihine (12.10.2009) kadarki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen gelir açısından davacı-karşı davalı tarafın kâr payı talep hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>
<p dir="ltr">Her ne kadar mahkemece tanık beyanları ve hesap bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda şirketin hakim ortağının davalı-karşı davacının babası olduğu ve bu nedenle davacı-karşı davalı yönünden kâr payı talep hakkı doğmayacağı kanaatine varılmış ise de, dosya kapsamındaki ticaret sicil müdürlüğü resmî kayıtları karşısında davalı-karşı davacının şirketin kurulmasından ve evlilik birliğinin devamı süresince şirkette hakim ortak olarak payı bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p dir="ltr">TMK 220. maddesine göre eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü malvarlığı değerleri edinme şekline bakılmaksızın kişisel mallardan sayılmıştır. Dolayısıyla eşlerin evlenmeden önce edinilmiş olan şirket hisseleri kişisel mal olarak kabul edilecektir. Ne var ki aksi kararlaştırılmadığından evlilik birliğinin kurulmasından boşanma dava tarihine kadar ki döneme ilişkin olarak davalı-karşı davacının şirketteki hissesine düşen geliri edinilmiş mal grubuna dahil olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir.</p>
<p dir="ltr">O hâlde mahkemece evlilik birliğinin kurulduğu 22.08.2003 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 12.10.2009 tarihine kadar anılan şirketin kâr payı hususunda Özel Daire bozma kararında belirtilen hususlar yönünden araştırma yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>
<p dir="ltr">Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”</p>
</blockquote>
<p dir="ltr"><strong>T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/6745 K. 2018/15022 T. 05.07.2018</strong></p>
<blockquote>
<p dir="ltr">“Davacı, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları sebebiyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece evlilik birliğinden sonra sırasıyla 2002, 2006 ve 2008 yılında edinilen taşınmazlar ile aracın davalının edinilmiş malı oldukları kabulünden hareketle tasfiye tarihi itibariyle değerlerinin yarısına katılma alacağı olarak hükmedilmişse de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, davalı savunmasında 197 ada 108 parsel sayılı taşınmazın evlilik tarihinden önce edindiği 106 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 26.05.2006 tarihinde satışından elde edilen gelirle, 233 ada 22 parsel sayılı taşınmazın yine evlilik tarihinden önce edindiği 1072 ada 134 parseldeki 24 numaralı bağımsız bölümün satışından elde edilen gelirle, aracın annesine ait taşınmazların satışından elde edilen gelirle alındığını belirterek kişisel mal savunmasında bulunmuştur. Mahkemece kişisel mal savunmasına konu taşınmazların bir kısmının kayıtları getirtilmiş ise de değerlendirilmemiş, bir kısmının kayıtları ise getirtilmemiştir. Dolayısıyla mahkemece davalının kişisel mal savunması üzerinde yeterince durulmamıştır. Mahkemece satıldığı iddia edilen tüm malvarlıklarının kayıtları getirtilerek, edinme ve satış tarihleri ile satış değerleri belirlendikten sonra tasfiyeye konu malvarlıklarının edinme tarihleri ve edinme değerleri tek tek karşılaştırılmak suretiyle tarafların gösterdiği tüm delillerle birlikte tartışılıp değerlendirilerek tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiş olması doğru değildir.”</p>
</blockquote>
<p dir="ltr"><strong>T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/15695 K. 2016/13500 T. 10.10.2016</strong></p>
<p dir="ltr">Daire bu kararında; mal rejiminin boşanma dava tarihinde sona erdiğini, satın alma bedelinin kredi ile ve kişisel imkânlarla karşılanan kısımlarının ve oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi, kredi taksitlerinin hangi döneme isabet ettiğinin tespit edilmesi ve mal rejimi sona erdikten sonraya sarkan kredi borcunun ayrıca dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Kararda ayrıca kişisel mal niteliğindeki şirket hissesinin kar paylarının edinilmiş mal olduğu, ödenmemiş kâr payları bakımından ailenin ekonomik ve sosyal durumuna göre aile harcamalarında kullanıldığı kabul edilecek makul miktar düşüldükten sonra kalan tutarın tasfiyede gözetileceği açıklanmıştır.</p>
<p dir="ltr"><strong>T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2024/6615 K. 2025/10316 T. 26.11.2025</strong></p>
<p dir="ltr">Daire, malların karara en yakın tarihteki güncel sürüm değerinin esas alınmasının emredici olduğunu ve bu konuda davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmayacağını belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.</p>
<p dir="ltr">Aile hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere <a href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p dir="ltr">Yargıtay kararlarının tam metinlerine <a href="https://karararama.yargitay.gov.tr">Yargıtay Karar Arama</a> sisteminden esas ve karar numaralarıyla ulaşılabilir.</p>
<p dir="ltr">NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</p>
<p dir="ltr">Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/bosanmada-mal-paylasim-davasi/">BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/bosanmada-mal-paylasim-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOŞANMA DAVASINDA KARŞI VEKALET ÜCRETİ</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/bosanma-davasinda-karsi-vekalet-ucreti/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/bosanma-davasinda-karsi-vekalet-ucreti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 18:13:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[AAÜT]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Arb. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası vekalet ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanmada karşı vekalet]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanmanın ferileri]]></category>
		<category><![CDATA[Maddi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Mal paylaşımı davası]]></category>
		<category><![CDATA[Manevi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[NAFAKA]]></category>
		<category><![CDATA[Vekalet ücreti türleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4329</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanma davasında karşı vekalet ücreti, yargılama giderlerinin en tartışmalı kalemlerinden biri olup, davanın esasına ilişkin uyuşmazlık kadar tarafların menfaat dengesini de doğrudan etkiler. Boşanma davaları bakımından mesele, davanın kendine özgü niteliğinden ve yanında ileri sürülen ferî taleplerin çokluğundan ötürü ayrı bir önem taşır. Zira boşanma davası kişi haline ilişkin, konusu para ile ölçülemeyen bir dava [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/bosanma-davasinda-karsi-vekalet-ucreti/">BOŞANMA DAVASINDA KARŞI VEKALET ÜCRETİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="5:1-5:646;129-774">Boşanma davasında karşı vekalet ücreti, yargılama giderlerinin en tartışmalı kalemlerinden biri olup, davanın esasına ilişkin uyuşmazlık kadar tarafların menfaat dengesini de doğrudan etkiler. Boşanma davaları bakımından mesele, davanın kendine özgü niteliğinden ve yanında ileri sürülen ferî taleplerin çokluğundan ötürü ayrı bir önem taşır. Zira boşanma davası kişi haline ilişkin, konusu para ile ölçülemeyen bir dava iken, bu davaya bağlı olarak istenen maddi ve manevi tazminat ile nafaka talepleri, para ile ölçülebilir ekonomik değerler doğurur.  Bu durum karşı yan (ilam) vekalet ücreti bakımından uygulamada sıkça hataya düşülen bir alan yaratmaktadır.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="7:1-7:474;776-1249">Bu çalışmada boşanma davasında karşı vekâlet ücreti, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=1136&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">1136 sayılı Avukatlık Kanunu</a> ve güncel <a href="https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/2025-2026-tbb-avukatlik-asgari-ucret-tarifesi-aaut-resmi-gazetede-yayimlanmistir-86023">Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi</a> (AAÜT) hükümleri ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin yerleşik içtihadı ışığında, özellikle maddi–manevi tazminat ve boşanmanın ferileri yönünden ele alınmaktadır. Değerlendirme, 4/11/2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete&#8217;de yayımlanan 2026 dönemi Tarifesi ile bu Tarifede 8 Ocak 2026 tarihinde yapılan kritik değişiklik esas alınarak yapılmıştır.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="9:1-9:44;1251-1294">I. Vekalet Ücretinin Niteliği ve Türleri</h2>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="11:1-11:384;1296-1679">Yargılama giderlerinden olan karşı yan vekalet ücreti, HMK m.323/1-ğ uyarınca vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretini ifade eder ve haksız çıkan tarafa yükletilir (HMK m.326). Bu ücret, tarafın kendi avukatı ile arasındaki akdi (sözleşmesel) ücretten bağımsızdır. Niteliği itibarıyla yargılama gideri olarak karşı tarafa yüklenen bir kalemdir.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="13:1-13:216;1681-1896">1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 164. maddesi gereğince, AAÜT&#8217;nin altında ücret kararlaştırılamaz; dava değeri üzerinden yüzde (nispi) olarak belirlenen ücrette bu oran dava konusu değerin yüzde yirmi beşini aşamaz.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="15:1-15:40;1898-1937">Vekâlet ücreti iki yöntemle hesaplanır:</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="17:1-17:284;1939-2222"><strong>Maktu ücret</strong>, konusu para ile ölçülemeyen işlerde uygulanan, görevli mahkemeye göre belirlenen sabit tutardır. Boşanma, velayet, tahliye gibi işler ile ceza davaları bu kategoriye girer. 2026 Tarifesine göre aile mahkemelerinde maktu vekâlet ücreti 45.000 TL olarak öngörülmüştür.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="19:1-19:241;2224-2464"><strong>Nispi ücret</strong> ise konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde, dava değerinin dilimlere ayrılıp her dilime ayrı oran uygulanmasıyla bulunur. Alacak, tazminat ve itirazın iptali davaları bu esasa tabidir.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="21:1-21:56;2466-2521">II. Boşanma Davasının Hukuki Niteliği ve Maktu Ücret</h2>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="23:1-23:324;2523-2846"><a href="https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/">Boşanma davası</a>, kişinin medeni haline ilişkin, konusu para ile ölçülemeyen bir davadır. Bu nedenle boşanma talebi yönünden hükmedilecek vekâlet ücreti maktu niteliktedir. Davanın kabulü halinde davacı lehine, reddi halinde davalı lehine, davanın görüldüğü aile mahkemesi için Tarifede öngörülen maktu ücrete hükmedilir.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="25:1-25:171;2848-3018">Bu temel durum boşanma yanında ileri sürülen ekonomik taleplerin vekalet ücreti bakımından nasıl değerlendirileceği sorusunu doğurur ve asıl tartışma da burada başlar.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="27:1-27:55;3020-3074">III. Boşanmanın Ferileri ve Vekalet Ücretine Etkisi</h2>
<h3 class="text-text-100 mt-2 -mb-1 text-base font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="29:1-29:26;3076-3101">A. Feri Talep</h3>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="31:1-31:108;3103-3210">TMK&#8217;nın ilgili hükümleri uyarınca boşanmaya bağlı olarak istenebilecek başlıca ekonomik talepler şunlardır:</p>
<ul class="[li_&amp;]:mb-0 [li_&amp;]:mt-1 [li_&amp;]:gap-1 [&amp;:not(:last-child)_ul]:pb-1 [&amp;:not(:last-child)_ol]:pb-1 list-disc flex flex-col gap-1 pl-8 mb-3 print:block print:space-y-1" dir="ltr" data-sourcepos="33:1-36:86;3212-3762">
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="33:1-33:177;3212-3388"><strong>Maddi tazminat</strong> (TMK m.174/1): Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan isteyebileceği tazminat.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="34:1-34:140;3389-3528"><strong>Manevi tazminat</strong> (TMK m.174/2): Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın isteyebileceği tazminat.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="35:1-35:148;3529-3676"><strong>Yoksulluk nafakası</strong> (TMK m.175): Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak kaydıyla isteyebileceği süresiz nafaka.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="36:1-36:86;3677-3762"><strong>İştirak nafakası</strong> (TMK m.182) ve dava süresince tedbir nafakası (TMK m.169).</li>
</ul>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="38:1-38:217;3764-3980">Bu talepler boşanma davası içinde ileri sürüldüğünde, boşanmanın ferisi (eki) niteliğindedir. Feri nitelikli olmalarının doğrudan sonucu, boşanma davası içinde istendiklerinde ayrıca harca tabi olmamalarıdır.</p>
<h3 class="text-text-100 mt-2 -mb-1 text-base font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="40:1-40:92;3982-4073">B.  Feri Taleplerin Kabul veya Reddi Durumu</h3>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="42:1-42:378;4075-4452">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin yerleşik içtihadı<em><strong> ( Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/6888 2022/7300 22.09.2022 )</strong> </em>boşanma davasının para ile ölçülemeyen ve maktu vekalet ücretine tabi bir dava olması, boşanma ile birlikte istenen maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka taleplerinin ise boşanmaya bağlı ferî nitelikte olup harca tabi olmaması sebebiyle, bu talepler yönünden ayrıca (nispi) vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği yönündedir.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="44:1-44:590;4454-5043">Bu kuralın kapsamı geniştir. Tarafların kusur durumu ne olursa olsun, boşanmanın ferisi niteliğindeki yoksulluk ve iştirak nafakaları ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen veya tamamen kabul ya da reddi hâlinde, bu kalemler için ayrıca vekalet ücreti takdir edilemez. Nitekim uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan biri tazminat talebinin bir kısmının reddi halinde, reddedilen miktar üzerinden karşı taraf (tazminat borçlusu) lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesidir. Feri talepler bakımından böyle bir uygulama, Dairenin istikrarlı içtihadına göre bozma sebebidir.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="46:1-46:249;5045-5293">Dolayısıyla tipik bir çekişmeli boşanma davasında sonuç olarak boşanmaya karar verilirse yalnızca boşanma yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilir. Kabul veya reddedilen tazminat ile nafaka miktarları vekalet ücreti hesabında dikkate alınmaz.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="50:1-50:356;5329-5684">Bu içtihadın hukuki temeli, feri taleplerin harca tabi olmamasıdır. Harç ile vekalet ücreti arasındaki paralellik dolayısıyla, harca tabi olmayan bir talebin dava değerini artırmaması, aynı şekilde vekalet ücreti hesabına da esas alınmamasını gerektirir. Boşanmanın maktu ücreti, bu ferî taleplere ilişkin hukuki yardımı da kapsar biçimde değerlendirilir.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="52:1-52:72;5686-5757">IV. İstisnai Haller</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="52:1-52:72;5686-5757"><span style="font-size: 16px;">Feri nitelik, tazminat ve nafaka taleplerinin </span>boşanma davası içinde<span style="font-size: 16px;"> ileri sürülmesine bağlıdır. Bu talepler boşanmadan bağımsız bir dava ile istendiğinde nitelik değişir:</span></p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="56:1-56:284;5935-6218">Boşanma kesinleştikten sonra (TMK m.178 uyarınca boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresi içinde) ayrı bir dava ile talep edilen maddi/manevi tazminat veya nafaka; artık ferî değil, müstakil ve para ile ölçülebilir bir dava konusudur. Bu hâlde:</p>
<ul class="[li_&amp;]:mb-0 [li_&amp;]:mt-1 [li_&amp;]:gap-1 [&amp;:not(:last-child)_ul]:pb-1 [&amp;:not(:last-child)_ol]:pb-1 list-disc flex flex-col gap-1 pl-8 mb-3 print:block print:space-y-1" dir="ltr" data-sourcepos="58:1-60:84;6220-6416">
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="58:1-58:33;6220-6252">Dava, nispi harca tabidir.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="59:1-59:80;6253-6332">Vekâlet ücreti de nispi olarak, Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="60:1-60:84;6333-6416">Dava değeri; tazminat miktarları ile nafakaların yıllık tutarının toplamıdır.</li>
</ul>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="62:1-62:492;6418-6909"><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin 4.5.2017 tarihli, 2016/5078 E. ve 2017/5338 K. sayılı kararı bu ayrımı açıkça ortaya koymaktadır. Boşanma davası içinde harca tabi olmadan istenebilecek tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri, boşanma davasından bağımsız olarak talep edildiğinde dava değeri üzerinden nispi harca tabidir. Bu durumda dava değeri, tazminat miktarları ile nafakanın yıllık tutarının toplamı olarak hesaplanır ve buna göre peşin nispi harç tamamlattırılarak işin esasına girilir.</strong></p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="64:1-64:233;6911-7143">Aynı mantık, boşanmanın kesinleşmesinden sonra açılan ve reddedilen manevi tazminat davasında da işler. Bu tür davanın tamamen reddi halinde karar tarihindeki AAÜT&#8217;nin ilgili maddesi gereğince maktu vekâlet ücreti takdir olunur.</p>
<h3 class="text-text-100 mt-2 -mb-1 text-base font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="66:1-66:36;7145-7180">Feri Nitelikte Olmayan Talepler</h3>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="68:1-68:136;7182-7317">Uygulamada dikkat edilmesi gereken bir husus, boşanma davasında birlikte görülse dahi bazı taleplerin boşanmanın ferisi sayılmamasıdır:</p>
<ul class="[li_&amp;]:mb-0 [li_&amp;]:mt-1 [li_&amp;]:gap-1 [&amp;:not(:last-child)_ul]:pb-1 [&amp;:not(:last-child)_ol]:pb-1 list-disc flex flex-col gap-1 pl-8 mb-3 print:block print:space-y-1" dir="ltr" data-sourcepos="70:1-71:474;7319-7905">
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="70:1-70:113;7319-7431"><strong>Ziynet (takı) alacağı</strong>, boşanmanın eki niteliğinde değildir. Nispi harca ve nispi vekalet ücretine tabidir.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="71:1-71:474;7432-7905"><strong>Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talepler</strong> (katkı payı, katılma alacağı, değer artış payı) da bağımsız ve para ile ölçülebilir taleplerdir. Ancak Yargıtay, boşanma davası henüz sonuçlanmadan açılan mal rejimi davasında, boşanma sonucuna bağlı olması sebebiyle bu aşamada mal rejimi yönünden nispi değil, maktu vekalet ücretine hükmedilebileceğini kabul etmektedir. Nispi ücret, tasfiye davasının esası hakkında karar verilebilir hale gelmesiyle gündeme gelir.</li>
</ul>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="73:1-73:100;7907-8006">V. AAÜT 2026 ve 8 Ocak 2026 Değişikliği</h2>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="75:1-75:379;8008-8386">2026 dönemi Tarifesi 4/11/2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete&#8217;de yayımlanmış sonrasında 8/1/2026 tarihli Resmî Gazete ile önemli bir değişiklik, 28/3/2026 tarihli ve 33207 sayılı Resmî Gazete ile de usule ilişkin dar kapsamlı bir düzeltme (m.14/5) yapılmıştır. Boşanmanın ferisi olmaktan çıkan bağımsız tazminat davaları bakımından 8 Ocak 2026 değişikliği belirleyicidir.</p>
<h3 class="text-text-100 mt-2 -mb-1 text-base font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="77:1-77:43;8388-8430">A. Manevi Tazminatta Ücret (AAÜT m.10)</h3>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="79:1-79:466;8432-8897">Tarifenin 10. maddesine göre manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre (nispi) belirlenir. Davaların tamamının reddi hâlinde ücret, ikinci kısmın ikinci bölümüne göre (maktu) hükmolunur. Manevi tazminatın, maddi tazminat veya para ile değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması halinde ise manevi tazminat açısından vekalet ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir (m.10/4).</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="81:1-81:520;8899-9418">8 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete ile 10. maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Mülga hükme göre; manevi tazminat davasının kısmen reddi durumunda, karşı taraf (davalı) vekili lehine üçüncü kısma göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemiyordu. Bu sınırlama, yüksek manevi tazminat talep eden ancak talebinin küçük bir kısmına hükmedilen davacıyı, reddedilen kısım üzerinden orantısız bir karşı vekalet ücreti yüküyle karşılaşmaktan koruyordu.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="83:1-83:534;9420-9953">Fıkranın kaldırılmasıyla birlikte bu koruma ortadan kalkmıştır. Artık manevi tazminat davasının kısmen reddi hâlinde, reddedilen kısım üzerinden davalı vekili lehine nispi vekâlet ücreti, davacı lehine belirlenen ücretle sınırlı olmaksızın işletilecektir. Bu durum, özellikle boşanma kesinleştikten sonra açılan bağımsız manevi tazminat davalarında talep miktarının belirlenmesinde daha ölçülü davranmayı zorunlu kılmaktadır. Yüksek tutarlı ve büyük ölçüde reddedilen taleplerde davacı, ağır bir karşı vekalet ücreti riski taşır.</p>
<h3 class="text-text-100 mt-2 -mb-1 text-base font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="85:1-85:42;9955-9996">B. Maddi Tazminatta Ücret (AAÜT m.13)</h3>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="87:1-87:407;9998-10404">Maddi tazminat istemli davalarda ücret, kural olarak Tarifenin üçüncü kısmına göre nispi belirlenir ancak hükmedilen ücret, kabul veya reddedilen miktarı geçemez (m.13/2). Maddi tazminat isteminin kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına üçüncü kısma göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez (m.13/3). Davaların tamamının reddinde ise maktu ücrete hükmolunur.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="89:1-89:383;10406-10788">Görüldüğü üzere maddi tazminatta kısmi ret için öngörülen &#8220;davacı lehine belirlenen ücreti geçememe&#8221; sınırı (m.13/3) korunmuşken; manevi tazminatta aynı işlevi gören sınır (mülga m.10/2) kaldırılmıştır. Bu, iki tazminat türü arasında karşı vekalet ücreti bakımından yapısal bir farklılık doğurmuştur ve derdest bağımsız tazminat dosyalarında talep stratejisini doğrudan etkiler.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="91:1-91:48;10790-10837">VI. Uygulamada Dikkat Edilecek Özel Durumlar</h2>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="93:1-93:384;10839-11222">Vekalet ücreti, davanın açıldığı tarihteki değil, hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarifeye göre belirlenir. Bu ilke gereği, 8 Ocak 2026&#8217;dan önce açılmış olsa dahi bu tarihten sonra karara bağlanan (veya bozulup yeniden yargılanan) manevi tazminat davalarında mahkeme, mülga m.10/2&#8217;yi değil, yürürlükteki düzenlemeyi esas alacaktır.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="95:1-95:487;11224-11710">Karşılıklı boşanma taleplerinde ücret. Hem davacının hem davalının (karşı dava ile) boşanma talep ettiği ve her ikisinin boşanmayı elde ettiği hâllerde vekâlet ücretinin nasıl paylaştırılacağı uygulamada farklılık gösterebilir. Her iki tarafın da davasında haklı çıkması hâlinde, karşılıklı hükmedilen maktu ücretlerin sonucu itibarıyla birbirini karşılayabileceği yönünde uygulamalar bulunmakla birlikte, somut olayın kabul–ret dengesine göre değerlendirme yapılması isabetli olur.</p>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="97:1-97:371;11712-12082">Boşanma davasında ferî taleplerin varlığı, akdi  (avukat–müvekkil arası) ücretin serbestçe ve daha yüksek kararlaştırılmasına elbette engel değildir ancak bu, <strong>karşı yan vekalet ücreti</strong> bakımından yukarıdaki kuralı değiştirmez. Akdi ücret ile yargılama gideri olarak karşı tarafa yüklenen ücret birbirinden titizlikle ayrılmalıdır.</p>
<h2 class="text-text-100 mt-3 -mb-1 text-[1.125rem] font-bold" dir="ltr" data-sourcepos="99:1-99:31;12084-12114">VII. Sonuç</h2>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="101:1-101:124;12116-12239">Boşanma davasında karşı vekâlet ücretinin doğru tayini, davanın kendine özgü yapısının kavranmasına bağlıdır. Özetle:</p>
<ol class="[li_&amp;]:mb-0 [li_&amp;]:mt-1 [li_&amp;]:gap-1 [&amp;:not(:last-child)_ul]:pb-1 [&amp;:not(:last-child)_ol]:pb-1 list-decimal flex flex-col gap-1 pl-8 mb-3 print:block print:space-y-1" dir="ltr" data-sourcepos="103:1-107:240;12241-13074">
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="103:1-103:87;12241-12327">Boşanma talebi para ile ölçülemez; bu yönden maktu vekâlet ücretine hükmedilir.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="104:1-104:228;12328-12555">Boşanma davası içinde istenen maddi–manevi tazminat ve nafaka talepleri boşanmanın ferisi olup harca tabi değildir; kısmen ya da tamamen kabul veya reddedilseler dahi bunlar için ayrıca vekâlet ücretine hükmedilemez.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="105:1-105:203;12556-12758">Aynı talepler boşanmadan bağımsız bir dava ile istendiğinde nitelik değişir; nispi harç ve nispi vekâlet ücreti gündeme gelir, dava değeri tazminat ile yıllık nafaka tutarının toplamıdır.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="106:1-106:76;12759-12834">Ziynet ve mal rejimi talepleri ferî sayılmaz; kendi rejimlerine tabidir.</li>
<li class="font-claude-response-body whitespace-normal break-words pl-2" data-sourcepos="107:1-107:240;12835-13074">8 Ocak 2026 değişikliği ile AAÜT m.10/2&#8217;nin kaldırılması, bağımsız manevi tazminat davalarında kısmî ret hâlinde davacı aleyhine karşı vekâlet ücreti riskini ağırlaştırmıştır; talep miktarının belirlenmesinde bu risk gözetilmelidir.</li>
</ol>
<p class="font-claude-response-body break-words whitespace-normal" dir="ltr" data-sourcepos="109:1-109:410;13076-13485">Nihayetinde, boşanma ile ferilerinin vekâlet ücreti yönünden değerlendirilmesinde belirleyici ölçüt, talebin harca tabi olup olmaması ve boşanmayla ferî bağının bulunup bulunmamasıdır. Bu ayrımın gözden kaçırılması, hem müvekkil aleyhine gereksiz bir gider yükü hem de temyiz/istinaf aşamasında bozma sebebi doğurabilecek nitelikte olduğundan, hüküm fıkrasının kurulmasında azami özen gösterilmelidir.</p>
<p>Aile hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere <a href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></em></strong><em> <a href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/bosanma-davasinda-karsi-vekalet-ucreti/">BOŞANMA DAVASINDA KARŞI VEKALET ÜCRETİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/bosanma-davasinda-karsi-vekalet-ucreti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MİRAS PAYI HESAPLAMASI NASIL YAPILIR ?</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 17:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Arb. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[denkleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir miras avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[MAL REJİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MAL REJİMİNİN TASFİYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[miras hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[miras payı hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[mirasçı zümreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sabit Tenkis Oranı]]></category>
		<category><![CDATA[sağ kalan eşin miras payı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağ Kalan Eşin Payı]]></category>
		<category><![CDATA[saklı pay]]></category>
		<category><![CDATA[Saklı Pay Oranları]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf nisabı]]></category>
		<category><![CDATA[tenkis davası]]></category>
		<category><![CDATA[TENKİS HESABI]]></category>
		<category><![CDATA[TENKİSE ESAS TEREKE]]></category>
		<category><![CDATA[TEREKE]]></category>
		<category><![CDATA[veraset ve intikal vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[veraset vergisi 2026]]></category>
		<category><![CDATA[yasal mirasçılar]]></category>
		<category><![CDATA[zümre sistemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4475</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. GİRİŞ Miras Payı Hesaplama Nasıl Yapılır ?Bu soru, murisin ölümüyle beraber geride kalanlar açısından kimin mirasçı olduğu ve terekeden kime ne kadar düşeceği açısından ilk sorulan sorulardan biridir. Miras payı hesaplaması, mirasçıların zümre sistemine göre belirlenmesi, sağ kalan eşin mal rejiminden doğan alacağının ayrılması, saklı payların ve tasarruf edilebilir kısmın bulunması, saklı payı zedelenen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/">MİRAS PAYI HESAPLAMASI NASIL YAPILIR ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>I. GİRİŞ</h2>
<p>Miras Payı Hesaplama Nasıl Yapılır ?Bu soru, murisin ölümüyle beraber geride kalanlar açısından kimin mirasçı olduğu ve terekeden kime ne kadar düşeceği açısından ilk sorulan sorulardan biridir. Miras payı hesaplaması, mirasçıların zümre sistemine göre belirlenmesi, sağ kalan eşin mal rejiminden doğan alacağının ayrılması, saklı payların ve tasarruf edilebilir kısmın bulunması, saklı payı zedelenen mirasçılar için tenkis hesabının yapılması ve son olarak veraset ve intikal vergisinin hesaplanması aşamalarından oluşur. Bu aşamalardan birinde yapılan hata, sonraki bütün hesapları etkiler.</p>
<h2 dir="ltr">II. MAL REJİMİNİN TASFİYESİ</h2>
<p dir="ltr">Evli bir kişinin ölümünde, miras paylaşımından önce eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilmesi gerekir. Uygulamada en sık yapılan hata, murisin adına kayıtlı malların tamamının tereke sayılmasıdır. Oysa sağ kalan eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacağı terekenin borcudur ve önce bu alacak ayrılır. Miras ancak geriye kalan net değer üzerinden paylaşılır.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</a>’na göre 01.01.2002 tarihinden sonra evlilik içinde edinilen mallar bakımından yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılmadır. Mal rejimi ölümle sona erer (TMK m. 225). Eşlerden her birinin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarılarak artık değer bulunur ve her eş, diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olur (TMK m. 231, 236). Tasfiyede mal rejiminin sona erdiği tarihteki mallar, tasfiye anındaki sürüm değerleriyle hesaba katılır (TMK m. 235). Eşlerin kişisel malları, örneğin evlilikten önce edinilen ya da miras yoluyla gelen mallar, tasfiyeye girmez. 01.01.2002 tarihinden önce edinilen mallar ise mal ayrılığı rejimine tabidir ve bu dönem için eşin katkı payı alacağı ayrıca değerlendirilir.</p>
<p dir="ltr">Katılma alacağı = Muris eşin artık değeri ÷ 2 (sağ kalan eşin artık değeri varsa, onun yarısı mahsup edilir)</p>
<p dir="ltr">Örnek: Evlilik içinde 2010 yılında satın alınıp murisin adına tescil edilen ve bugün 8.000.000 TL değerindeki konut dışında hiçbir mal bulunmasın; sağ kalan eşin de edinilmiş malı olmasın. Sağ kalan eşin katılma alacağı 8.000.000 ÷ 2 = 4.000.000 TL’dir. Tereke 8.000.000 TL değil, 4.000.000 TL’dir. Eş, ayrıca bu 4.000.000 TL üzerinden mirasçı sıfatıyla pay alır.</p>
<p dir="ltr">Sağ kalan eş ayrıca birlikte yaşadıkları konut ve ev eşyası üzerinde, miras payı ve katılma alacağına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir (TMK m. 240, 652). Bu nedenle tasfiye hesabı yapılmadan miras payı hesaplanmamalıdır.</p>
<h2 dir="ltr">III. YASAL MİRASÇILAR VE PAYLARI</h2>
<h3 dir="ltr">1. Zümre Sistemi</h3>
<p dir="ltr">Türk hukukunda yasal mirasçılık kan hısımlığına dayanan zümre sistemine göre belirlenir. Önceki zümrede tek bir mirasçının bulunması, sonraki zümreyi mirasçılıktan çıkarır.</p>
<p dir="ltr"><strong>Birinci zümre</strong> miras bırakanın altsoyudur, yani çocukları ve onların altsoyu (TMK m. 495). Çocuklar eşit pay alır. Miras bırakandan önce ölen çocuğun yerini, halefiyet yoluyla kendi altsoyu alır.</p>
<p dir="ltr"><strong>İkinci zümre</strong> ana ve babadır (TMK m. 496). Altsoyu olmayan miras bırakanın mirası ana ve babasına eşit olarak kalır. Ana veya babadan biri önce ölmüşse onun yerini kendi altsoyu, yani miras bırakanın kardeşleri ve yeğenleri alır; altsoyu yoksa pay diğer tarafa geçer.</p>
<p dir="ltr"><strong>Üçüncü zümre</strong> büyük ana ve büyük babalardır (TMK m. 497). Önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babanın yerini onların çocukları, yani amca, hala, dayı ve teyzeler alır. Halefiyet bu derecede durur; kuzenler yasal mirasçı değildir.</p>
<p dir="ltr">Evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olur; evlat edinen ve hısımları ise evlatlığa mirasçı olmaz (TMK m. 500). Hiçbir yasal mirasçı bulunmazsa miras Devlete geçer (TMK m. 501).</p>
<h3 dir="ltr">2. Sağ Kalan Eşin Payı</h3>
<p dir="ltr">Sağ kalan eşin payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişir (TMK m. 499). Altsoy ile birlikte mirasçı olursa mirasın dörtte biri, ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa yarısı, büyük ana ve büyük babalar ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa dörtte üçü eşe kalır; bunlar da yoksa mirasın tamamı eşindir. Eşin mirasçı olabilmesi için ölüm anında evliliğin devam ediyor olması gerekir; boşanmış eş mirasçı değildir.</p>
<h3 dir="ltr">3. Örnek Hesaplar</h3>
<p dir="ltr">Eş ve üç çocuk: Eşin payı 1/4&#8217;tür. Kalan 3/4 üç çocuk arasında eşit paylaşılır; her çocuğun payı 3/4 ÷ 3 = 1/4&#8217;tür. Tereke 4.000.000 TL ise eşe ve her çocuğa 1.000.000 TL düşer.</p>
<p dir="ltr">Eş, iki çocuk ve önce ölmüş üçüncü çocuğun iki torunu: Eşin payı 1/4, her çocuk kolu 1/4&#8217;tür. Önce ölen çocuğun 1/4&#8217;lük payı onun iki çocuğuna geçer ve her torun 1/8 alır.</p>
<p dir="ltr">Eş, anne ve baba (çocuk yok): Eşin payı 1/2&#8217;dir. Kalan 1/2 anne ve baba arasında eşit paylaşılır; her biri 1/4 alır. Baba önce ölmüşse onun 1/4&#8217;lük payı miras bırakanın kardeşlerine eşit olarak geçer.</p>
<p dir="ltr">Yalnızca eş ve dayı (büyük ana ve büyük babalar ölmüş): Eş 3/4 alır, kalan 1/4 üçüncü zümreye düşer.</p>
<h2 dir="ltr">IV. SAKLI PAY VE TASARRUF EDİLEBİLİR KISIM</h2>
<h4 dir="ltr">1. Saklı Pay Oranları</h4>
<p dir="ltr">Miras bırakan, mirasının tamamı üzerinde dilediği gibi tasarruf edemez. Kanun bazı yakınları için saklı pay öngörmüştür ve miras bırakan ancak <a href="https://dikelaw.com.tr/miras-hukukunda-sakli-pay-ve-tenkis-davasi/">saklı paylar</a> dışında kalan kısımda ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir (TMK m. 505). TMK m. 506&#8217;ya göre saklı pay, altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, sağ kalan eş için altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçüdür.</p>
<p dir="ltr">Kardeşlerin saklı payı, 04.05.2007 tarihli 5650 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Bu nedenle mirasçı olarak yalnızca kardeşleri bulunan kişi, mirasının tamamını vasiyetle başkasına bırakabilir.</p>
<h4 dir="ltr">2. Hesap Formülü</h4>
<p dir="ltr">Saklı pay = Yasal miras payı × saklı pay oranı<br />
Tasarruf edilebilir kısım (nisap) = 1 − saklı payların toplamı</p>
<h4 dir="ltr">3. Örnek Hesaplar</h4>
<p dir="ltr">Eş ve iki çocuk: Eşin yasal payı 1/4, saklı payı yasal payının tamamı, yani 1/4&#8217;tür. Her çocuğun yasal payı 3/8, saklı payı 3/8 × 1/2 = 3/16&#8217;dır. Saklı paylar toplamı 1/4 + 3/16 + 3/16 = 5/8, tasarruf edilebilir kısım 3/8&#8217;dir.</p>
<p dir="ltr">Eş, anne ve baba: Eşin saklı payı 1/2&#8217;dir. Anne ve babanın her birinin yasal payı 1/4, saklı payı 1/4 × 1/4 = 1/16&#8217;dır. Saklı paylar toplamı 5/8, tasarruf edilebilir kısım 3/8&#8217;dir.</p>
<p dir="ltr">Yalnızca iki çocuk: Her çocuğun yasal payı 1/2, saklı payı 1/4&#8217;tür. Toplam saklı pay 1/2, tasarruf edilebilir kısım 1/2&#8217;dir.</p>
<p dir="ltr">Yalnızca eş: Eşin saklı payı 3/4, tasarruf edilebilir kısım 1/4&#8217;tür.</p>
<p dir="ltr">Eş ve büyük ana ve büyük babalar: Eşin yasal payı 3/4, saklı payı 3/4 × 3/4 = 9/16&#8217;dır. Üçüncü zümrenin saklı payı yoktur; tasarruf edilebilir kısım 7/16&#8217;dır.</p>
<h2 dir="ltr">V. TENKİSE ESAS TEREKENİN HESAPLANMASI</h2>
<p dir="ltr">Saklı payın zedelenip zedelenmediği, kağıt üzerinde oluşturulan bir hesap terekesi üzerinden belirlenir. TMK m. 507 uyarınca tasarruf oranı, miras bırakanın ölüm günündeki terekesine göre hesaplanır. Hesaplamada miras bırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri ile miras bırakanla birlikte yaşayan kişilerin üç aylık bakım giderleri terekeden çıkarılır.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://legalbank.net/belge/y-7-hd-e-2023-202-k-2024-1320-t-05-03-2024/5333893/">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2024 tarihli, 2023/202 E., 2024/1320 K. sayılı</a> kararında hesap yöntemi ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Karara göre terekenin aktifine, denkleştirmeye tabi kazandırmalar (TMK m. 669), tenkise tabi sağlararası kazandırmalar (TMK m. 508, 565) ve hayat sigortasının satın alma değeri (TMK m. 509, 567) eklenir. Buna karşılık tenkise tabi ölüme bağlı tasarruflar, miras açıldığı anda henüz terekeden çıkmamış olduklarından terekeye ayrıca eklenmez. Bu eklemeler ve çıkarmalar varsayımsaldır. Terekeye bir değer girmez veya çıkmaz.</p>
<p dir="ltr">Tenkise esas tereke = Ölüm tarihindeki aktif değerler − borçlar ve TMK m. 507/2 giderleri + tenkise tabi sağlararası kazandırmalar + denkleştirmeye tabi kazandırmalar + hayat sigortası satın alma değeri</p>
<p dir="ltr">Sağlararası kazandırmaların hangilerinin hesaba ekleneceği TMK m. 565&#8217;te sayılmıştır. Mirasçıya mirasına mahsuben yapılan çeyiz, kuruluş sermayesi, mal devri veya borçtan kurtarma gibi kazandırmalar mahsup yükümlülüğü kaldırılmışsa, mirasçılık payına mahsuben yapılan ödemeler, miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tuttuğu bağışlamalar ile ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı olağan hediyeler dışındaki bağışlamalar ve saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı açık olan kazandırmalar bu kapsamdadır. Yargıtay, son bentteki kazandırmalar bakımından saklı payı zedeleme kastının nesnel ve öznel unsurlarla ortaya konulmasını aramaktadır. Değerleme tarihi konusunda Yargıtay’ın ayrımı nettir: Terekenin ve tasarrufların değeri miras bırakanın ölüm tarihine göre belirlenir.</p>
<h2 dir="ltr">VI. TENKİS HESABI</h2>
<h3 dir="ltr">1. Tenkis Davasının Koşulları ve Sırası</h3>
<p dir="ltr">Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilir (TMK m. 560). <a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2022-1177-k-2023-1237-t-13-12-2023/5197466/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.12.2023 tarihli, 2022/1177 E., 2023/1237 K. sayılı</a> kararında belirtildiği üzere, tasarruf nisabını aşan bütün ölüme bağlı tasarruflar tenkise tabidir. Sağlararası kazandırmalar ise ancak TMK m. 565&#8217;te sayılan hallerden birine girerse tenkis edilir.</p>
<p dir="ltr">Tenkiste kanuni bir sıra vardır (TMK m. 570). Önce ölüme bağlı tasarruflar, bunlar yetmezse sağlararası kazandırmalar tenkis edilir; sağlararası kazandırmalarda en yeni tarihli olandan başlanarak eskiye doğru gidilir. Davalı da saklı paylı bir mirasçı ise, yalnızca kendi saklı payını aşan kısımla sorumlu tutulur (TMK m. 561). Birden fazla kişiye yapılan kazandırmalarda ise her biri aldığıyla orantılı olarak sorumludur (TMK m. 563).</p>
<h3 dir="ltr">2. Sabit Tenkis Oranı</h3>
<p dir="ltr">Tenkise konu mal çoğu zaman bölünemeyen bir taşınmazdır ve dava yıllar sürdüğü için malın değeri ölüm tarihinden karar tarihine kadar büyük ölçüde değişir. Yargıtay bu sorunu, 11.11.1994 tarihli ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile benimsenen sabit tenkis oranı yöntemiyle çözmektedir.</p>
<p dir="ltr">Sabit tenkis oranı = İhlal edilen saklı pay (ölüm tarihi değerleriyle) ÷ Tasarrufun ölüm tarihindeki değeri<br />
Ödenecek tenkis bedeli = Tasarruf konusu malın karar tarihine en yakın değeri × sabit tenkis oranı</p>
<p dir="ltr"><a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2017-1827-k-2021-625-t-27-05-2021/4157324/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1-1827 E., 2021/625 K. sayılı kararı</a>nda da teyit edildiği üzere, önce malın sabit tenkis oranında bölünüp bölünemeyeceği araştırılır. Bölünebiliyorsa bu oranda bağımsız bölümler hâlinde taraflar adına tescile karar verilir. Bölünemiyorsa davalıya TMK m. 564&#8217;teki seçimlik hakkı sorulur. Davalı ya tenkis gereken kısmın değerini ödeyerek malı kendisinde tutar ya da malı verip tasarruf edilebilir kısmın değerini ister. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2023/202 E., 2024/1320 K. sayılı kararında, Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/2-528 E., 2010/77 K. sayılı kararına atıfla, seçimlik hakkın taşınmazın paylı mülkiyete dönüştürülmesi yönünde kullanılamayacağını, her iki ihtimalde de malın tamamının bir taraf adına tesciline karar verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<h3 dir="ltr">3. Örnek Hesap</h3>
<p dir="ltr">Miras bırakan, geride eşini ve iki çocuğunu (A ve B) bırakmış olsun. Ölüm tarihinde terekede 2.000.000 TL değerinde mal bulunsun ve borcu olmasın. Miras bırakan, ölümünden altı ay önce mirasçı olmayan üçüncü bir kişiye ölüm tarihi itibarıyla 6.000.000 TL değerindeki bir taşınmazı bağışlamış olsun. Bu bağış, ölümden önceki bir yıl içinde yapıldığından TMK m. 565 kapsamında hesaba eklenir.</p>
<p dir="ltr">Tenkise esas tereke: 2.000.000 + 6.000.000 = 8.000.000 TL</p>
<p dir="ltr">Yasal paylar: Eş 1/4 = 2.000.000 TL, A ve B her biri 3/8 = 3.000.000 TL<br />
Saklı paylar: Eş 2.000.000 TL, A ve B her biri 3/8 × 1/2 = 1.500.000 TL<br />
Saklı paylar toplamı: 5.000.000 TL<br />
Tasarruf edilebilir kısım: 3.000.000 TL</p>
<p dir="ltr">Fiilen kalan 2.000.000 TL’lik tereke yasal paylara göre paylaşılınca eşe 500.000 TL, A ve B’nin her birine 750.000 TL düşer. Buna göre ihlal edilen saklı paylar eş için 1.500.000 TL, A ve B için 750.000&#8217;er TL’dir. Toplam ihlal 3.000.000 TL olup bu tutar, bağışın tasarruf edilebilir kısmı aşan bölümüne (6.000.000 − 3.000.000) eşittir.</p>
<p dir="ltr">Yalnızca B dava açmışsa, B için sabit tenkis oranı 750.000 ÷ 6.000.000 = 0,125&#8217;tir. Taşınmazın karar tarihine en yakın değeri 9.000.000 TL olarak belirlenirse, B lehine hükmedilecek tenkis bedeli 9.000.000 × 0,125 = 1.125.000 TL’dir. Tenkis yalnızca dava açan mirasçı lehine sonuç doğurur; eş ve A dava açmadıkça onların saklı payları için hüküm kurulamaz.</p>
<h3 dir="ltr">4. Süreler</h3>
<p dir="ltr">Tenkis davası, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından başlayarak on yıl içinde açılmalıdır (TMK m. 571). Tenkis talebi def’i yoluyla ise her zaman ileri sürülebilir. Uygulamada bu süreler hak düşürücü nitelikte kabul edildiğinden, zedelenmenin öğrenildiği anın belgelerle saptanması önem taşır. Saklı payın zedelenip zedelenmediğini ve miktarını bilmek uzmanlık gerektirdiğinden, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yukarıda anılan 2021/625 K. sayılı kararında tarafların bu hesabı kendiliğinden bilmesini beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>
<h2 dir="ltr">VII. DENKLEŞTİRME</h2>
<p dir="ltr">Saklı pay ve tenkisten farklı olarak <a href="https://dikelaw.com.tr/mirasta-denklestirme/">denkleştirme</a>, yasal mirasçılar arasında eşitliği sağlamaya yönelik bir kurumdur. Yasal mirasçılar, miras bırakandan sağlığında mirasa mahsuben aldıkları kazandırmaları, aralarındaki eşitliği sağlamak amacıyla geri vermekle yükümlüdür (TMK m. 669). Altsoya çeyiz, kuruluş sermayesi, mal devri veya borçtan kurtarma gibi yollarla yapılan kazandırmalar, miras bırakan aksini açıkça belirtmedikçe denkleştirmeye tabidir. Denkleştirme ya kazandırmanın aynen terekeye iadesi ya da değerinin mirasçının payından mahsubu yoluyla yapılır.</p>
<p dir="ltr">Örnek: Babanın ölümünde terekede 3.000.000 TL bulunsun, baba sağlığında oğluna iş yeri kurması için 1.000.000 TL vermiş olsun ve denkleştirmeden muaf tutmamış olsun. Denkleştirme hesabında tereke 4.000.000 TL kabul edilir. İki çocuğun payı 2.000.000&#8217;er TL’dir. Oğul daha önce 1.000.000 TL aldığından terekeden 1.000.000 TL, kız ise 2.000.000 TL alır.</p>
<h2 dir="ltr">VIII. VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ HESABI</h2>
<p dir="ltr">Mirasçılar, kendilerine düşen pay üzerinden veraset ve intikal vergisi öder. Vergi, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’na göre hesaplanır. Taşınmazlar emlak vergisi değeri üzerinden değerlendirilir; murisin borçları ve cenaze giderleri matrahtan düşülür.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251231M5-22.pdf">31.12.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 57 Seri No’lu Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu</a> Genel Tebliği uyarınca 2026 yılında, evlatlıklar dahil altsoy ve eşten her birine isabet eden miras payında 2.907.136 TL, altsoy bulunmaması hâlinde eşe isabet eden payda 5.817.845 TL istisna uygulanır. İstisnayı aşan tutar, veraset yoluyla intikallerde ilk 3.000.000 TL için %1, sonra gelen 7.000.000 TL için %3, sonra gelen 15.000.000 TL için %5, sonra gelen 30.000.000 TL için %7, 55.000.000 TL’yi aşan bölüm için %10 oranında vergilendirilir.</p>
<p dir="ltr">Vergi = (Mirasçının payı − istisna tutarı) × dilim oranı</p>
<p dir="ltr">Örnek: Net terekesi 12.000.000 TL olan miras bırakanın mirasçıları eşi ve iki çocuğu olsun. Her çocuğun payı 3/8 × 12.000.000 = 4.500.000 TL’dir. İstisna düşüldükten sonra matrah 4.500.000 − 2.907.136 = 1.592.864 TL, vergi %1 oranıyla 15.928,64 TL’dir. Eşin payı 3.000.000 TL’dir; matrah 92.864 TL, vergi 928,64 TL’dir.</p>
<p dir="ltr">Ölüm Türkiye’de gerçekleşmiş ve mirasçılar Türkiye’de ise beyanname ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde verilir. Tahakkuk eden vergi, üç yılda ve her yıl Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere altı eşit taksitte ödenebilir. Beyan süresinin kaçırılması vergi ziyaı cezasına yol açabileceğinden, bu süre miras sürecinin başında takvime alınmalıdır.</p>
<h2 dir="ltr">IX. UYGULAMADA SIK YAPILAN HATALAR</h2>
<p dir="ltr">Miras hesabında uygulamada sıkça karşılaşılan birtakım hatalar bulunmaktadır. Mal rejimi tasfiyesi yapılmadan murisin adına kayıtlı bütün malların tereke sayılması; kardeşlere saklı pay tanınması; saklı pay oranının terekeye değil yasal miras payına uygulanması gerektiğinin gözden kaçırılması; tenkise esas terekeye ölüme bağlı tasarrufların da eklenerek terekenin şişirilmesi; ölüm tarihi değerleri ile karar tarihi değerlerinin karıştırılması; davalının saklı paylı mirasçı olduğu durumda TMK m. 561&#8217;in gözetilmemesi; seçimlik hakkın paylı tescil şeklinde uygulanması ve önce ölen mirasçının payının halefiyet kurallarına göre dağıtılmaması gibi sebepler sayılabilmektedir.</p>
<h2 dir="ltr">X. SONUÇ</h2>
<p dir="ltr">Miras payı hesaplama, birbirine bağlı aşamalardan oluşan teknik bir süreçtir. Mal rejiminin tasfiyesiyle başlayıp yasal payların, saklı payların ve tasarruf edilebilir kısmın belirlenmesiyle devam eden hesap, tenkis ve denkleştirme talepleriyle şekillenir ve veraset ve intikal vergisinin hesaplanmasıyla tamamlanır. Özellikle tenkis davalarında hesabın Yargıtay’ın benimsediği yönteme uygun yapılmaması bozma nedenidir ve davaların yıllarca uzamasına yol açar. Bu nedenle mirasla ilgili her uyuşmazlıkta, dava açılmadan önce bütün aşamaları kapsayan bir ön hesap yapılması ve sürelerin baştan belirlenmesi gerekir.</p>
<p dir="ltr">Aile hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere <a href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p dir="ltr">Yargıtay kararlarının tam metinlerine <a href="https://karararama.yargitay.gov.tr">Yargıtay Karar Arama</a> sisteminden esas ve karar numaralarıyla ulaşılabilir.</p>
<p dir="ltr">NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayınıza ilişkin işlem yapmadan önce mutlaka hukuki destek alınız. İzinsiz paylaşılması halinde hukuki süreç başlatılacaktır.</p>
<p dir="ltr">Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/">MİRAS PAYI HESAPLAMASI NASIL YAPILIR ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KADININ KENDİ SOYADINI KULLANMASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/kadinin-kendi-soyadini-kullanmasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/kadinin-kendi-soyadini-kullanmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 13:26:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[AYM & AİHM Bireysel Başvuruları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa 153. Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi soyadı kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Arb. LL.M. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[bekarlık soyadı kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[bekarlık soyadının kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[çift soyadı kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte kadının soyadı]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte soyadı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadının kendi soyadını kullanması]]></category>
		<category><![CDATA[kadının soyadını kullanmasıü]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı AYM kararı]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[soyadı kararı]]></category>
		<category><![CDATA[TMK 187]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay soyadı kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soyadı, bir kişinin kimliğinin en kalıcı ve en görünür unsurlarından biridir. Kişinin toplumsal, mesleki ve ailevi bağlarını temsil eden; boşanma, yeniden evlenme gibi özel hayata ilişkin durumları üçüncü kişilere ister istemez açık eden bir kişilik değeridir. Türk hukukunda uzun yıllar boyunca bu değer, erkekler bakımından doğumla kazanılıp ömür boyu korunan bir hak olarak tanınırken kadınlar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kadinin-kendi-soyadini-kullanmasi/">KADININ KENDİ SOYADINI KULLANMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soyadı, bir kişinin kimliğinin en kalıcı ve en görünür unsurlarından biridir. Kişinin toplumsal, mesleki ve ailevi bağlarını temsil eden; boşanma, yeniden evlenme gibi özel hayata ilişkin durumları üçüncü kişilere ister istemez açık eden bir kişilik değeridir. Türk hukukunda uzun yıllar boyunca bu değer, erkekler bakımından doğumla kazanılıp ömür boyu korunan bir hak olarak tanınırken kadınlar bakımından evlilikle birlikte kendiliğinden değişen, iradeye bağlı olmayan bir zorunluluğa dönüşmüştür.</p>
<p><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4721&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</a>&#8216;nun 187. maddesinin birinci cümlesi, evlenen kadının kocasının soyadını almasını öngörmekte ve kadına ancak kocasının soyadının önünde kendi soyadını da kullanma imkanı tanımaktaydı. Bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 22.02.2023 tarihli kararıyla iptal edilmiş ve karar 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ne var ki iptal kararının üzerinden geçen sürede yasama organı yeni bir düzenleme yapmadığından uygulamada belirsizlikler ve daireler arası tereddütler ortaya çıkmıştır. Bu makalede, iptal kararının hukuki temelleri, yarattığı normatif boşluk, güncel Yargıtay içtihadı ve iptal sonrası idari uygulamadaki çelişkiler ele alınmaktadır.</p>
<h2>I. Hukuki Durum</h2>
<p>İptal edilen düzenlemeye göre kadın, evlenmekle kocasının soyadını alıyordu. Kanun kadına yalnızca sınırlı bir seçimlik hak tanımaktaydı: Evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde kendi bekarlık soyadını da kullanabilmekteydi.</p>
<p>Bu düzenlemenin iki temel sonucu vardı:</p>
<ul>
<li><strong>Birincisi</strong>, kadının evlilikle birlikte doğumla kazandığı soyadını tek başına kullanma imkanı bulunmuyordu. Kadın ya yalnızca kocasının soyadını ya da her iki soyadını birlikte kullanabiliyordu.</li>
<li><strong>İkincisi</strong>, evlenen erkek doğumdan gelen soyadını hiçbir işleme gerek olmaksızın koruyabilirken, kadın için bekarlık soyadını koruyabilmesi için ek idari külfetler söz konusuydu.</li>
</ul>
<p>Bu durum, uzun yıllar boyunca hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem de Anayasa Mahkemesi önünde çok sayıda bireysel başvuruya konu olmuştur. AİHM, kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasına izin verilmemesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin özel hayata saygı hakkını düzenleyen 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılık yasağını içeren 14. maddesinin ihlali olarak değerlendirmiştir.</p>
<h2>II. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin İptal Kararı</h2>
<h3>A. Kararın Künyesi ve Yürürlük Tarihi</h3>
<p>Anayasa Mahkemesi, İstanbul 8. Aile Mahkemesi&#8217;nin somut norm denetimi başvurusu üzerine, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/04/20230428-9.pdf">22.02.2023 tarihli ve E.2022/155, K.2023/38 sayılı</a> kararıyla, TMK m. 187&#8217;nin birinci cümlesinin iptaline karar vermiştir. Karar 28.04.2023 tarihli Resmî Gazete&#8217;de yayımlanmıştır. Mahkeme, yasama organının yeni bir düzenleme yapabilmesi için dokuz aylık bir süre öngörmüş ve bu süre uyarınca iptal kararı 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Belirtmek gerekir ki bu, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin konuya ilişkin ilk kararı değildir. Mahkeme, 2011 tarihli önceki bir kararında benzer bir iptal talebini reddetmişti. 2023 tarihli karar, bu içtihadın on iki yıl sonra terk edilmesi ve eşitlik ilkesi lehine dönüşmesi anlamına gelmektedir.</p>
<h3>B. İptalin Anayasal Gerekçesi</h3>
<p>Anayasa Mahkemesi, iptal kararında düzenlemeyi Anayasa&#8217;nın 2. (hukuk devleti), 10. (kanun önünde eşitlik), 17. (kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı), 20. (özel hayatın gizliliği), 90. (milletlerarası antlaşmaların iç hukuktaki yeri) ve 153. (Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı) maddeleri ışığında değerlendirmiştir.</p>
<p>Kararın özünde iki temel gerekçe yer almaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Eşitlik ilkesinin ihlali:</strong> Mahkeme, evlenmeden önceki soyadının evlilikten sonra da tek başına kullanılması bağlamında kadın ile erkek arasında öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Erkeğin doğumla kazandığı soyadını ömür boyu koruyabilmesine karşılık, kadının evlilikle birlikte bu soyadını kaybetmesi, cinsiyete dayalı ve haklı bir gerekçesi bulunmayan bir ayrım oluşturmaktadır.</li>
<li><strong>Kamu yararı savunmasının reddi:</strong> Düzenlemenin gerekçesi olarak ileri sürülen nüfus kayıtlarındaki karışıklığın önlenmesi ve soy bağının sağlıklı tespiti şeklindeki kamu yararı iddiası Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne göre bu kamu yararının sağlanmasının yegâne yolu, kadının kendi soyadını ancak eşinin soyadının önünde kullanabilmesi değildir. Söz konusu idari kaygılar, kimlik numarası ve kayıt bütünlüğü gibi teknik araçlarla zaten yönetilebilir niteliktedir.</li>
</ul>
<p>Mahkeme ayrıca, Anayasa&#8217;nın 90. maddesinin beşinci fıkrasına dayanarak, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hüküm içermesi hâlinde antlaşma hükümlerinin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu itibarla, kadın ve erkeğin evlilik sonrası soyadları bakımından eşit haklara sahip olmasını öngören uluslararası düzenlemeler, iç hukukun aksi yöndeki hükmüne üstün tutulmuştur.</p>
<h2>III. İptal Sonrası Uygulamadaki Belirsizlik</h2>
<p>İptal kararının en tartışmalı yönü, yarattığı yasal boşluktur. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin yasama organına tanıdığı dokuz aylık süre 28.01.2024 tarihinde dolmuş ancak bu tarihe kadar TBMM, evlenmenin kadının soyadına etkisini düzenleyen yeni bir hüküm ihdas etmemiştir. Bunun sonucunda TMK m. 187, güncel bir normatif metinden yoksun kalmıştır: Maddenin iptal edilen birinci cümlesi yürürlükten kalkmış, yerine yeni bir kural konulmamıştır.</p>
<p>Bu durum iki sorun doğurmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>Birincisi</strong>, iptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte TMK m. 187&#8217;nin iptal edilen hükmü artık uygulanamaz hale gelmiştir.</li>
<li><strong>İkincisi</strong> ise  Nüfus Hizmetleri Kanunu&#8217;nun uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuatta (yönetmelik hükümlerinde), iptal edilen kanun hükmüyle aynı içerikte düzenlemelerin varlığını sürdürmesidir. İptal kararının yalnızca kanun hükmüne yönelik olması, buna paralel yönetmelik düzenlemelerinin akıbetini tartışmalı kılmakta ve idarenin bu yönetmelik hükümlerine dayanarak işlem tesis edip edemeyeceği sorusunu gündeme getirmektedir.</li>
</ul>
<p>Nitekim iptal kararının üzerinden geçen sürede kamuoyuyla paylaşılan yargı paketi taslaklarında, iptal edilen hükmün özü itibarıyla korunmaya çalışıldığı yönünde eleştiriler dile getirilmiştir. Bu tartışmalar, meselenin  teknik bir kanun boşluğu olmaktan öte, yasama organı ile Anayasa Mahkemesi arasındaki içtihadın bağlayıcılığına ilişkin daha temel bir gerilimi barındırdığını göstermektedir. Anayasa&#8217;nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağladığından, iptal edilen bir hükmün aynı içerikle yeniden yasalaştırılması ciddi bir anayasaya uygunluk sorunu yaratacaktır.</p>
<p>Uygulamada en çok tereddüt yaratan konulardan diğerleri, iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra kadının hangi usulle kendi soyadını tek başına kullanabileceğidir. Bu noktada, yeni evlenecek kadınlar ile hâlihazırda evli olan kadınlar arasında ayrım yapmak gerekmektedir. Öte yandan idari uygulamada henüz tam bir birlik sağlanamadığını dürüstçe belirtmek gerekir.</p>
<h3><strong>A. Yeni evlenecek kadınlar bakımından</strong></h3>
<p>İptal kararının mantığı gereği, 28.01.2024&#8217;ten sonra evlenecek bir kadının, nikah sırasında evlendirme memuruna beyanda bulunarak yalnızca kendi soyadını taşımayı seçebilmesi beklenir. Anayasal bir hak niteliği taşıması nedeniyle, bu tercih için kural olarak nikâh memurluğuna veya nüfus müdürlüğüne verilecek bir dilekçenin yeterli olması gerektiği savunulmaktadır. Ne var ki uygulamada bazı nüfus müdürlüklerinin, yerine geçecek bir kanun hükmünün bulunmadığı (yasal boşluk) gerekçesiyle bu idari başvuruları reddedebildiği görülmektedir. Dolayısıyla idari yolun sonuç vereceği her somut olayda garanti değildir.</p>
<h3><strong>B. Halihazırda evli kadınlar bakımından</strong></h3>
<p>İptal kararı yürürlüğe girmeden önce evlenmiş ve eşinin soyadını almış kadınların durumu daha nettir: Bu kişilerin yalnızca kendi soyadlarını kullanabilmeleri için, mevcut uygulamada büyük ölçüde aile mahkemesinde dava açmaları gerekmektedir. İdari başvurusu reddedilen kadınlar için de yargı yolu güncel pratikte fiilen zorunlu hâle gelebilmektedir.</p>
<h3><strong>C. Çift soyadı kullanımı bakımından</strong></h3>
<p>Kadının kendi soyadını eşinin soyadının önünde birlikte kullanmak istemesi hâlinde ise, nüfus müdürlüğüne ya da e-Devlet üzerinden yapılacak başvuru yeterli olup, dava açılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu, mevcut uygulamada en sorunsuz işleyen seçenektir.</p>
<p>Bu durum ortada temel bir hak niteliğinde tanınmış bir yetki bulunmasına rağmen, bu hakkın kullanımının usul bakımından hâlâ belirsizlik taşıdığını ve pek çok durumda yargı yoluna başvurmayı gerektirebildiğini göstermektedir. Bu belirsizlik, esasen yasama organının Anayasa Mahkemesi kararının gereğini yerine getirmemesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<h2>IV. Güncel Yargıtay Yaklaşımı</h2>
<p>Yargıtay&#8217;ın konuya ilişkin yerleşik içtihadı, esasen Anayasa Mahkemesi&#8217;nin iptal kararından da önce şekillenmeye başlamıştı ve iptal sonrası dönemde bu içtihat pekişmiştir.</p>
<p><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 30.09.2015 tarihli, 2014/889 E. ve 2015/2011 K. sayılı kararı</strong>, bu alandaki dönüm noktalarından biridir. Kararda, evlilik birliği içinde kızlık soyadının kullanılması istemi bakımından haklı bir gerekçenin bulunmasının aranmayacağı ve bu hakkın AİHS&#8217;nin 8. ve Anayasa&#8217;nın 17. maddeleri kapsamında korunan bir kişilik hakkı niteliği taşıdığı benimsenmiştir. Böylece kadının kendi soyadını tek başına kullanma talebi, herhangi bir &#8220;haklı sebep&#8221; ispatı külfetinden kurtarılmıştır.</p>
<p><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin 09.11.2023 tarihli, 2023/5977 E. ve 2023/5345 K. sayılı kararında</strong> da, kadının kızlık soyadını tek başına kullanması için haklı bir gerekçeye ihtiyaç duyulmadığı teyit edilmiş ve yerel mahkemenin kabul hükmü onanmıştır. Bu karar, iptal kararının yürürlüğe girmesinden hemen önceki dönemde dahi yargısal eğilimin, kadının soyadı üzerindeki iradesini esas alan yönde sağlamlaştığını göstermektedir.</p>
<p>Yargıtay&#8217;ın yaklaşımında, talebin değerlendirilmesinde başvurulan sınırlı ölçütlerin de altını çizmek gerekir. Yargısal denetimde öne çıkan hususlar talebin kişilik hakkı boyutu, talebin kötü niyetli olup olmadığı ve talebin üçüncü kişiler bakımından açık bir karışıklık yaratıp yaratmadığıdır. Ancak karışıklığın  tek başına temel bir hakkı ortadan kaldıracak güçte görülmemesi gerektiği ve bu tür idari kaygıların kayıt sistemi araçlarıyla giderilebileceği vurgulanmaktadır.</p>
<h2>V. Dava Yolu Ve Kararın İcrası</h2>
<p>Yalnızca kendi soyadını kullanmak isteyen ve idari yoldan sonuç alamayan kadınlar bakımından açılacak davada dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Görevli mahkeme:</strong> Uyuşmazlık, evliliğin genel hükümleri çerçevesinde kadının soyadının düzenlenmesine ilişkin olduğundan, görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.</li>
<li><strong>Husumet (davalı sıfatı): </strong>Kadının evlilik birliği içinde yalnızca kendi soyadını kullanmak amacıyla açacağı dava, uygulamada Nüfus Müdürlüğü&#8217;ne (ve duruma göre eşine) karşı yöneltilmektedir. Bu noktada husumetin doğru yöneltilmesi, davanın usulden reddini önlemek bakımından kritik önem taşır; iptal öncesi dönemde en sık rastlanan hatalardan biri, talebin yanlış tarafa yöneltilmesiydi.</li>
<li><strong>Kararın icrası:</strong> Mahkeme kararı verilip kesinleştikten sonra, ilgili nüfus müdürlüğüne başvurularak soyadı değişikliğinin kütüğe işlenmesi ve akabinde yeni kimlik belgesinin düzenlenmesi talep edilmelidir.</li>
<li><strong>Yabancı eş hali:</strong> Eşi yabancı olan ve evlenmekle yabancı eşinin soyadını almış kadının önceki soyadına dönmesi taleplerinde de yargı yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu tür nüfus kaydı düzeltme davalarında usulî kazanılmış hak ilkesinin kamu düzenine ilişkin niteliği bakımından ayrıca dikkatli olunmalıdır.</li>
</ul>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 22.02.2023 tarihli iptal kararı, Türk hukukunda kadının soyadı meselesinde eşitlik ilkesi lehine köklü bir dönüşümü ifade etmektedir. Karar, soyadının cinsiyete dayalı olarak farklı bir hukuki rejime tabi tutulmasının anayasal eşitlik ve özel hayata saygı ilkeleriyle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay içtihatları da, kadının kendi soyadını tek başına kullanma talebini haklı sebep aramaksızın korunan bir kişilik hakkı olarak istikrarlı biçimde tanımaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, yasama organının iptal kararının gereğini yerine getirerek yeni ve hem uluslararası mahkeme kararlarına hem de Anayasa&#8217;ya uygun bir düzenleme yapmamış olması, uygulamada ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır. Temel bir hak olarak tanınan yetkinin kullanımı, günümüzde hâlâ idari uygulamanın tutarsızlığına ve çoğu durumda dava açma külfetine bağlı kalmaktadır. Bu tablo karşısında, kadının soyadına ilişkin uyuşmazlıklarda somut olayın koşullarına göre idari başvuru ile yargı yolu arasındaki tercihin dikkatle değerlendirilmesi ve husumetin doğru yöneltilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından belirleyici önem taşımaktadır. Nihai ve kalıcı çözüm ise, ancak yasama organının Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine uygun, eşler arasında soyadı seçiminde tam eşitliği sağlayan bir düzenleme yapmasıyla mümkün olacaktır.</p>
<p>Aile hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere <a href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></em></strong><em> <a href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/kadinin-kendi-soyadini-kullanmasi/">KADININ KENDİ SOYADINI KULLANMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/kadinin-kendi-soyadini-kullanmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12. YARGI PAKETİ İLE MİRASÇILAR BAKIMINDAN ORTAKLIK</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ortakligin-giderilmesi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ortakligin-giderilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 16:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul & Kira Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[12. yargı paketi]]></category>
		<category><![CDATA[7589 sayılı Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Miras Ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[mirasçılar arası satış]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaklığın Giderilmesi Davası]]></category>
		<category><![CDATA[ortaklığın giderilmesi davasında satış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Miras yoluyla birden fazla kişiye kalan ev, arsa veya tarla, mirasçılar arasında anlaşma sağlanamadığında önemli sorunlara yol açmaktadır. Taşınmazın kim tarafından kullanılacağı, kiraya verilip verilemeyeceği, bakım ve vergi giderlerinin nasıl karşılanacağı ya da satılıp satılmayacağı konularındaki uyuşmazlıklar, çoğu zaman ortaklar arasında hukuki yollara başvurulmasına yol açmaktadır. Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Kanunda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ortakligin-giderilmesi/">12. YARGI PAKETİ İLE MİRASÇILAR BAKIMINDAN ORTAKLIK</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Miras yoluyla birden fazla kişiye kalan ev, arsa veya tarla, <a href="https://dikelaw.com.tr/miras-payi-hesaplamasi-nasil-yapilir/">mirasçılar</a> arasında anlaşma sağlanamadığında önemli sorunlara yol açmaktadır. Taşınmazın kim tarafından kullanılacağı, kiraya verilip verilemeyeceği, bakım ve vergi giderlerinin nasıl karşılanacağı ya da satılıp satılmayacağı konularındaki uyuşmazlıklar, çoğu zaman ortaklar arasında hukuki yollara başvurulmasına yol açmaktadır.</p>
<p>Kamuoyunda “<a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260731-1.htm">12. Yargı Paketi</a>” olarak bilinen 7589 sayılı Kanunda getirilen <a href="https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ile-faizde-yapilan-degisiklik/">yeni düzenlemeler</a> ile, belirli şartların mevcut olması hâlinde ilk açık artırmanın yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılması kabul edilmiştir.</p>
<h2><b>Mirasçılar Bakımından Ortaklık</b></h2>
<p class="isselectedend" style="text-align: justify;">Miras ortaklığında yönetim ve tasarruf işlemlerinin kural olarak mirasçıların birlikte hareket etmesini gerektirmesi; taşınmazın kullanılması, kiraya verilmesi, gelirlerinin paylaşılması, bakım ve vergi giderlerinin karşılanması gibi hususlarda uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Taşınmazın mirasçılardan biri tarafından münhasıran kullanılması da kendisine bağımsız bir mülkiyet hakkı kazandırmaz; diğer mirasçıların kullanımının engellenmesi hâlinde müdahalenin önlenmesi ve şartları varsa ecrimisil talepleri gündeme gelebilir.<b></b></p>
<p class="isselectedend" style="text-align: justify;">Mirasçılar, ortaklık konusu malın paylaşılması ya da satılması konusunda anlaşamadıkları takdirde <a href="https://dikelaw.com.tr/ortakligin-giderilmesi-davalari-elbirligi-mulkiyeti-ve-payli-mulkiyet/">ortaklığın giderilmesi davasına</a> başvurabilirler. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde taşınmaz açık artırma yoluyla satılarak elde edilen bedel hak sahipleri arasında payları oranında dağıtılır. 12. Yargı Paketi ile miras yoluyla edinilen ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlarda, malik mirasçıların üçüncü kişi alıcılara karşı korunması amacıyla ilk açık artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılması öngörülmüştür.</p>
<h2><strong>Yeni Düzenlemeye Göre Satış ve İhaleye Katılma Usulü</strong></h2>
<h3><strong>Teminat</strong></h3>
<p>Satış talep eden alacaklı, artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai sonuna kadar icra dairesine başvurursa alacağının karşıladığı miktar ölçüsünde teminattan muaf tutulur. Hazine ise bütün açık artırmalarda teminat göstermekten muaftır. Ortaklığın giderilmesi satışlarında pay sahiplerine daha önce tanınan teminat muafiyeti kaldırılmıştır. Dolayısıyla paylı veya elbirliği mülkiyetindeki hak sahipleri de artırmaya katılabilmek için teminat göstermek zorundadır.</p>
<h3><strong>Teklif alt sınırı</strong></h3>
<p>İlk artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapıldığı hâllerde teklifin;</p>
<ul>
<li>Taşınmazın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile varsa rüçhanlı alacakların toplamından yüksek olan miktarı ve</li>
<li>Bu miktara eklenecek paraya çevirme ve paylaştırma giderlerini</li>
</ul>
<p>aşması gerekir. İlk artırmada alıcı çıkmazsa ikinci artırma herkese açık yapılır. İkinci artırmada muhammen kıymetin yüzde ellisi ile rüçhanlı alacakların toplamından yüksek olan miktar ve satış giderleri esas alınır. Kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde taşınmaz en yüksek teklifi verene ihale edilir.</p>
<h3><strong>İhale bedelinin ödenmemesi</strong></h3>
<p>En yüksek teklifi veren kişi ihale bedelini süresinde yatırmazsa teminatı iade edilmez. Ortaklığın giderilmesi satışlarında teminattan satış masrafları düşüldükten sonra kalan tutar paydaşlara payları oranında dağıtılır. Bedeli yatırmayan kişi paydaş ise teminatın tamamı diğer pay sahiplerine payları oranında ödenir. Ayrıca ihale bedelini yatırmayan kişiye teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanır.</p>
<p>İcra satışlarında bedeli yatırmayan kişi satış talep eden alacaklı ise ayrıca muhammen bedelin yüzde onu kendi alacağından mahsup edilir ve ilgili satışın masrafları borçluya yüklenmeyerek alacaklı üzerinde bırakılır.</p>
<p><strong>Bu alanda kaleme aldığımız diğer makalelere <a href="https://dikelaw.com.tr/makaleler/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</strong></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino;"><strong><em><a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk</a> ile iletişime geçmek için:</em></strong><em> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></span></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ortakligin-giderilmesi/">12. YARGI PAKETİ İLE MİRASÇILAR BAKIMINDAN ORTAKLIK</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/12-yargi-paketi-ortakligin-giderilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:51:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞANMA]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk istememek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sahibi Olmaya Engel Sağlık Probleminin Bulunması]]></category>
		<category><![CDATA[keyfi red]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sebep Olmaksızın Çocuk Sahibi Olmaktan Kaçınmak]]></category>
		<category><![CDATA[tüp bebek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=4215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma, boşanmanın özel gerekçelerinden birisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Evlilik birliği, tarafların ortak bir hayat kurma ve geleceği paylaşma iradesiyle kurulur. Ancak bazen tercihler çatışabilir. Evli çiftlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi durumu da Türk aile hukukunda hassas ve üzerinde çokça durulan ve bazı hallerde boşanma sebebi kabul edilen konulardan biridir. Bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/">ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Çocuk sahibi olmama sebebiyle boşanma, boşanmanın özel gerekçelerinden birisi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Evlilik birliği, tarafların ortak bir hayat kurma ve geleceği paylaşma iradesiyle kurulur. Ancak bazen tercihler çatışabilir. Evli çiftlerden birinin çocuk sahibi olmak istememesi durumu da Türk aile hukukunda hassas ve üzerinde çokça durulan ve bazı hallerde boşanma sebebi kabul edilen konulardan biridir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu makalede, kısaca boşanma sebeplerini ve çocuk meselesinin bu süreçteki hukuki yerini Yargıtay kararları ışığında inceleyeceğiz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) Türk Hukukunda Temel Boşanma Sebepleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu (TMK)</a>, boşanma sebeplerini iki ana başlıkta toplar: Özel boşanma sebepleri (zina, hayata kast, suç işleme vb.) ve genel boşanma sebebi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Pratikte en sık karşılaşılan durum, TMK m. 166’da düzenlenen &#8220;Evlilik birliğinin temelinden sarsılması&#8221; yani halk arasındaki adıyla &#8220;şiddetli geçimsizliktir&#8221;. Bir evliliğin devam etmesi taraflardan beklenemeyecek derecede çekilmez hale gelmişse, boşanma davası açılabilir. Çocuk sahibi olma konusundaki uyuşmazlıklar da genellikle bu madde kapsamında değerlendirilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-) Çocuk Sahibi Olunmasının Boşanmaya Etkisi</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Hukuk sistemimizde çocuk sahibi olmak bir zorunluluk değilse de evlilik birliğinin doğal amaçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ancak farklı durumların ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-) Çocuk İstememek (Keyfi Red)</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerden birinin, haklı bir sebep (sağlık riski, ağır maddi imkansızlık vb.) olmaksızın çocuk sahibi olmaktan kaçınması, Yargıtay tarafından &#8220;evlilik yükümlülüklerini ihlal&#8221; ve bir kusur olarak görülmektedir. Eğer taraflardan biri evlenirken çocuk istemediğini açıkça belirtmemişse ve sonradan bu konuda direnç gösteriyorsa, Yargıtay bu durumum evlilik birliğini temelinden sarstığını kabul etmektedir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-) Biyolojik Olarak Çocuk Sahibi Olamama (Kısırlık)</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Burada çok önemli bir ayrım vardır: Çocuk sahibi olamama tek başına bir boşanma sebebi değildir. Bir eşin biyolojik olarak çocuk sahibi olamaması, onun kusurlu olduğu anlamına gelmez. Ancak çocuk sahibi olabilmek için tıbbi tedavinin gerekmesi halinde eşin bundan kaçınması, diğer eşin ise tedaviye destek vermemesi gibi haller boşanma davasında kusur olarak kabul edilir. Ayrıca bu durumun yarattığı psikolojik baskı, eşlerin birbirine karşı kırıcı tutumları veya tedavi sürecindeki ilgisizlik boşanma davasına konu olabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>III-) İlgili Mahkeme Kararları</strong></h2>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>A-) Sağlık Sorunu Nedeniyle Çocuk Sahibi Olmayan Eşe Destek Verilmemesi</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 04.07.2012, 2012/35 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Mahkemece taraflar “eşit kusurlu” kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş, bunun dayanağı olarak da, davalının eşini eve almadığı, davacının da davalının çocuk sahibi olabilmesi için gerekli tedaviyi kabul etmediği gösterilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalının geçirdiği bir ameliyat sonrası doğal yolla çocuk sahibi olma ihtimalinin azaldığı, bunun üzerine üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin (tüm bebek) önerildiği, davacının bunu kabul etmeyerek evden ayrıldığı ve “yeniden evleneceğini” söyleyerek, eşinin evden gitmesini istediği, davalının da, kapıyı açmayarak kocasını eve almadığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davacının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Baskın kusuru ile boşanmaya yol açan taraf da, koşulları varsa kusuru az olan diğer tarafa tazminat ödemekle sorumlu tutulmalıdır. Hal böyleyken, tarafların “eşit kusurlu” kabul edilmeleri ve buna bağlı olarak davalının tazminat taleplerinin reddedilmesi doğru görülmemiştir.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-) Çocuk Sahibi Olmaya Engel Sağlık Probleminin Bulunması</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 18.02.1991, 1990/10764 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Diğer taraftan, boşanma nedeni olarak kabul edilen söz konusu göz hastalığının koşullarının gerçekleşmesi halinde ileride doğacak çocuklar açısından kalıtsal özellik taşıması, daha açık bir ifade ile böyle bir ihtimalin varlığı dahi evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı biçiminde nitelendirilemez. Böyle bir ihtimal, olsa olsa eşleri çocuk sahibi olup olmama konusunda bazı karar ve önlemlere götürebilir. Yargıtayımızın birçok kararında da açıkça dile getirildiği üzere &#8220;kısırlık&#8221; olgusu dahi tek başına bir boşanma nedeni değildir. Eşlerden birinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı bir rahatsızlık sebebiyle ya hiç ya da sağlıklı çocuklara sahip olmaması bir çeşit &#8220;semavi afet&#8221;tir. Eşlerin birlikte göğüslemeleri gereken böyle bir durumda sağlıklı eşin boşanmayı istemesi meşru, haklı, adil ve iyiniyetli bir düşünce olarak kabul edilemez.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>C-) Sebep Olmaksızın Çocuk Sahibi Olmaktan Kaçınmak</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2.HD., 2020/6540 E. 2021/1661 K.</h4>
<p style="font-weight: 400;">“Erkeğin kesinleşen kusurlu davranışları yanında “Kadından ortak çocuk istemediği” anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davacı erkeğin davalı kadına oranla “Daha ağır” kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/6540 Esas 2021/1661 Karar)</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2.HD 2019/4035 E.  2019/11741 K.  02.12.2019 T.</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir. O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur.&#8221; şeklinde hüküm kurmuştur.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD., 09.12.2013, 2013/16247 E.</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere; boşanmaya sebep olan olaylarda çocuk sahibi olmak istemeyen, eşi hakkında kadınlığını kullanmadığını söyleyen ve birlikte yaşamaktan kaçınan davacı koca tam kusurludur. Davacının bu kusurlu eylemleri aynı zamanda davalı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Durum böyleyken, mahkemece davalı kadının manevi tazminat talebinin yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>
<h4 style="font-weight: 400;">Y.2. HD. 25.11.2013 T. E:14267, K:27556</h4>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;&#8230;Toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kocanın bağımsız ev açmadığı, kız kardeşlerinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı, çocuk sahibi olmayı istemediği, buna karşılık davacı-karşı davalı kadının da çıkan tartışmalarda küfürlü konuştuğu, geçimsizliğe neden olan olaylarda her iki tarafın da kusurlu bulunduğu ancak mahkemenin de kabulünde olduğu üzere kusurun ağırlığının davalı-karşı davacı kocada olduğu anlaşılmaktadır.&#8221;</p>
<p><strong>Bu alanda kaleme aldığımız diğer makalelere<a href="https://dikelaw.com.tr/kategori/aile-miras-hukuku/"> buradan </a>ulaşabilirsiniz.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong style="font-style: inherit;"><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a style="font-style: inherit; font-weight: inherit;" href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></em></strong><em style="font-weight: inherit;"> <a style="font-style: inherit; font-weight: inherit;" href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/">ÇOCUK SAHİBİ OLMAMA SEBEBİYLE BOŞANMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/cocuk-sahibi-olmama-sebebiyle-bosanma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 12:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[BOŞANMA]]></category>
		<category><![CDATA[terk]]></category>
		<category><![CDATA[terk edilen eş]]></category>
		<category><![CDATA[terk ihtarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukukumuzda boşanma nedenleri birkaç ayrımda incelenmektedir. Bu ayrımlardan biri genel ve özel boşanma sebepleri şeklindeki ayrımdır. Özel boşanma sebepleri içerisinde yer alan terk sebebiyle boşanma kendine özel şartları bulunan kusura dayalı bir boşanma sebebidir. TMK Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/">TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Hukukumuzda boşanma nedenleri birkaç ayrımda incelenmektedir. Bu ayrımlardan biri genel ve özel boşanma sebepleri şeklindeki ayrımdır. Özel boşanma sebepleri içerisinde yer alan terk sebebiyle boşanma kendine özel şartları bulunan kusura dayalı bir boşanma sebebidir.</p>
<table style="font-weight: 400;">
<tbody>
<tr>
<td width="604">TMK Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 style="font-weight: 400;">II-DAVAYI KİMLER AÇABİLİR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Terk nedeniyle boşanma davasını hukuki anlamda “terk edilen” eş açabilir. Hukuken bazen müşterek konutta yaşamaya devam eden kişi de &#8220;terk eden eş&#8221; olabileceği için hangi eşin hangi koşullarda terk eden eş olarak kabul edildiğine dair yazımızın üst bölümündeki bilgilere dikkat edilmesi gerekmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">III- DAVADA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</h2>
<p style="font-weight: 400;">A-Terk nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">B-Yetkili mahkeme ise tek değildir. Terk edilen eş davayı, aşağıda belirtilen iki yer mahkemesinden birinde açılabilir:</p>
<p style="font-weight: 400;">1-Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi.</p>
<p style="font-weight: 400;">2-Boşanma davası açılmadan önce eşlerin son kez altı aydan uzun süreyle birlikte yaşadıkları yer mahkemesi.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">I-TERK SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASININ ŞARTLARI</h2>
<h3>A. Eşlerden birisinin müşterek konutu terk etmesi.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Hukuki anlamda terk günlük konuşma dilindeki anlamıyla aynı değildir. Bir eşin müşterek konutta kalmadığı her durum hukuken terk olarak kabul edilmediği gibi bazı hallerde ise müşterek konutta yaşamaya devam eden eş terk eden taraf olarak kabul edilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin;</p>
<ul>
<li>Evlilik birliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek için haklı bir sebebi olmaksızın müşterek konuttan sürekli olarak ayrılması,</li>
<li>Haklı bir sebeple evden ayrılan eşin haklı sebep ortadan kalktıktan sonra müşterek konuta dönmemesi,</li>
<li>Haklı bir sebep olmaksızın diğer eşin müşterek konuta dönmesine engel olunması, (Bu halde müşterek konutta yaşamaya devam ederken diğer eşin müşterek konutta yaşamasını engelleyen eş “terk eden eş” olarak kabul edilmektedir)</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Halleri hukuken terk olarak nitelendirilmektedir.</p>
<h3>B. Terk eden kişinin kusurlu olması yani haklı bir sebebinin olmaması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk eden eşin tedavi için geçici olarak bir sağlık kurumunda kalınması, eşin şiddet görmesi sebebiyle ortak konuttan ayrılması, hastalık sebebiyle geçici olarak kök ailenin yanında kalınması, memuriyet ya da kamu görevi için farklı yerde kalınması gibi haklı bir sebebi varsa bu kişi kendi kusuruyla evi terk etmediğinden kusurlu kabul edilmez.</p>
<h3>C. Terkin en az altı ay sürmüş olması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk süresinin kesintisiz olarak en az altı ay sürmüş olması gerekmektedir. Sadece bu sürenin kesilmesi ve davanın önlenmesi amacıyla samimi olmayan eve dönüşler bu süreyi kesmez. Ancak eşlerden biri evi terk edip bir ay sonra eve dönmüş, bir süre sonra evi tekrar terk etmişse bu süreler toplanmaz.</p>
<h3>D. Terk eden eşe eve geri dönmesi için ihtar çekilmiş olması.</h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk edilen eşin terk eden eşe eve dönmesi için bir ihtarname göndermesi gerekmektedir. Eş samimi bir şekilde eve geri dönmeye çağrılmadır. Örneğin terk edilen eş ihtar göndermiş ancak evin kilitlerini değiştirmişse bu geçerli bir çağrı olarak kabul edilmez. Ayrıca eve dönemesi için eşe en az iki ay süre verilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;"> İhtarın mahkemeden veya noterden gönderilmesi ve eşe tebliğ edilmiş olması şarttır.</p>
<h3>E. Terk eden eşin ihtara rağmen eve dönmemesi.</h3>
<p>Terk eden eşin ihtarname üzerine eve geri dönmesi halinde terk edilen eşin dava hakkı düşer. Eğer terk eden eş eve samimi şekilde dönmüş ancak tarafların evliliklerinde anlaşmazlıkları devam diyor ise terk sebebiyle değil şartları varsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açılabilir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>IV-DAVADA İSPAT YÜKÜ</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Terk nedeniyle boşanma davası açan eş, yukarıda belirtilen şartların gerçekleştiğini ispatlamalıdır. Eşin başka bir yerde yaşadığına ilişkin tanık anlatımları, kurum veya başka yerlerde eşinin adresini müşterek konuttan farklı bir ev olarak bildirmiş olması, yazışmalar gibi delillerle; ihtarname için ise mahkeme veya noter kayıtları ile ispat yükü yerine getirilmelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Müşterek haneyi terk eden eş ise aleyhine karar çıkmaması için ihtarnameye rağmen eve dönememekte haklı bir sebebinin olduğunu ispat etmelidir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>V-İLGİLİ YARGI KARARLARI</strong></h3>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Terk eden eşin hangi eş olduğunda ilişkin Yargıtay HGK., E. 2013/1688 K. 2015/1032 T. 13.3.2015</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Bu açıklamalar karşısında terke dayalı boşanma davasında dava açma hakkı, kanunun açık deyimiyle sadece terk edilen eşe ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş “terk eden eş” konumunda olmakla, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu olgu ile yukarıda açıklanan diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır şeklindeki yasal düzenleme birlikte ele alındığında davacı eşin gerçekte iddia ettiği gibi terk edilen değil, terk eden eş olduğunun kabulü gerekir.”</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>İhtarda bulunması gereken koşullara ilişkin Yargıtay HGK., E. 2012/686 K. 2013/67 T. 16.1.2013</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Ne var ki, boşanma davasına bakan hâkim, salt ihtarın varlığını yeterli görmemeli; bu ihtarın, boşanma davası açabilmenin ön koşulu olmasını da gözeterek, kanunda yer alan unsurları taşıyıp taşımadığını, resen (kendiliğinden) incelemelidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Önemle vurgulamakta yarar vardır ki, ihtar kararının sonuç doğurabilmesi, dolayısıyla da ihtar kararının tebliğine rağmen yasal süresinde ortak konuta dönmeyen eş aleyhine açılacak boşanma davasının kabul edilebilmesi için iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunlardan ilki, ihtar kararında ve ekinde bulunması gereken biçimsel koşulların varlığı; diğeri ise işin esasına ilişkin unsurların tamlığıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İhtar isteğinde bulunabilmenin koşulu; boşanma davası açmak için belirli sürenin (dördüncü ayının) bitmesi yani, eşin terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olmasıdır. Bu halde mahkemece verilecek ihtar kararında; davet edilen evin açık -ayrıntılı- adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa evin anahtarının bulunduğu yer belirtilmeli; davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve özellikle davete iki ay içinde uyulması gerektiği, aksi halde bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu, açıklanmalıdır.”</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Terke dayalı boşanma davasında ispat yüküne dair Yargıtay HGK., E. 2012/636 K. 2012/1073 T. 5.12.2012</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">“Öte yandan terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasında, müşterek haneyi terk eden eşin, terkte haklılığını değil, davete uymamada haklılığını kanıtlaması gerekmektedir (Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 14.02.2001 gün 2011/2-122 E 2001/116 K. ile 03.02.1999 gün 1999/2-54 E 1999/56 K. sayılı kararları).”</p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453, </a></strong></em><em> <a href="https://dikelaw.com.tr/">https://dikelaw.com.tr/</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/">TERK NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/terk-nedeniyle-bosanma-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EVLAT EDİNME</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 17:01:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aile hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte evlat edinme]]></category>
		<category><![CDATA[evlat edinme]]></category>
		<category><![CDATA[küçük evlat edinme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlat edinilebilmesi için hukukumuzda evlat edinilenin ve evlat edinen/edinenlerin durumlarına göre farklı şartlar aranmaktadır. Bu yazımızda farklı durumlarda aranan şartlar ayrı ayrı açıklanacaktır. Evlat edinme süreci hakkında https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/ sitesinden de bilgi alabilirsiniz. I-EVLAT EDİNİLENDE ARANAN ŞARTLAR A-EVLAT EDİNİLENİN KÜÇÜK OLMASI Başvuru tarihi itibariyle 18 yaşından küçük ve başka bir yolla ergin kılınmamış olanların evlat edinilmesi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/">EVLAT EDİNME</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Evlat edinilebilmesi için hukukumuzda evlat edinilenin ve evlat edinen/edinenlerin durumlarına göre farklı şartlar aranmaktadır. Bu yazımızda farklı durumlarda aranan şartlar ayrı ayrı açıklanacaktır. Evlat edinme süreci hakkında <a href="https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/">https://www.aile.gov.tr/sss/cocuk-hizmetleri-genel-mudurlugu/evlat-edinme-hizmeti/</a> sitesinden de bilgi alabilirsiniz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">I-EVLAT EDİNİLENDE ARANAN ŞARTLAR</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">A-EVLAT EDİNİLENİN KÜÇÜK OLMASI</h3>
<p style="font-weight: 400;">Başvuru tarihi itibariyle 18 yaşından küçük ve başka bir yolla ergin kılınmamış olanların evlat edinilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:</p>
<ol>
<li>Evlat edinmek isteyenlerin evlat edinilmek istenene bir sene boyunca bakmış, onu eğitmiş olması,</li>
<li>Evlat edinmede evlat edinilen küçüğün yararının bulunması,</li>
<li>Evlat edinen/edinenlerin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı şekilde zedelenmemesi,</li>
<li>Küçük ayırt etme gücünü haiz ise küçüğün rızası,</li>
<li>Küçük vesayet altında ise vesayet ve denetim makamlarının izin vermesi,</li>
<li>Küçüğün anne ve babasının rıza vermesi,</li>
<li>Evlat edinin ile evlat edinilen arasında en az 18 yaş farkı olması (Aşağıdaki yargı kararında görüleceği üzere bu farkın daha az olduğu bazı hallerde de evlat edinilmesi kabul edilmiştir),</li>
<li>Küçüğün anne ve babasının rızası. Bu izin velayete bağlı değildir. Yani velayet hakkı olmasa dahi anne ve babanın izin vermesi aranmaktadır. Ancak küçüğün anne ve babasının; kim olduğu, uzun süredir nerede oturdukları bilinmiyorsa ya da bu kişilerin ayırt etme güçleri yoksa yahut küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa izin şartı aranmaz.</li>
</ol>
<h3 style="font-weight: 400;">B-EVLAT EDİNİLENİN ERGİN/KISITLI OLMASI</h3>
<p style="font-weight: 400;">Ergin/kısıtlı birinin evlat edinilmesi aşağıdaki şartların sağlanmasıyla mümkündür:</p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">a.Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç biri evlat edinmek isteyen tarafından sürekli 5 yıldan beri bakılıp gözetilmiş,<br />
b.Evlat edinmek isteyen, evlat edinilmek istenen küçükken ona 5 sene bakmış, eğitmiş,<br />
c.Diğer haklı sebepler mevcut ve evlat edinmek isteyen ile evlat edinilmek istenen 5 yıldan beri aile halinde birlikte yaşamaktaysalar,</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinmek isteyenin alt soyu varsa onların da açık muvafakati,</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen evli ise eşinin açık rızası,</li>
</ol>
<h2 style="font-weight: 400;">II-EVLAT EDİNENLERDE ARANAN ŞARTLAR</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">A-EŞLERİN EVLAT EDİNMESİ</h3>
<h4 style="font-weight: 400;">1-EŞLERİN BİRLİKTE EVLAT EDİNMEDE ARANAN ŞARTLAR</h4>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerin evlat edinmesinde kural birlikte evlat edinmedir. En geç evlat edinme başvurusu yapıldığında beş yıldan beri evli olunması veya eşlerin 30 yaşından büyük olması gerekmektedir. Eşler beş yıldır evli değil ise ikisinin de 30 yaşından büyük olması şarttır.</p>
<h4 style="font-weight: 400;">2-EŞLERDEN BİRİNİN TEK BAŞINA EVLAT EDİNMESİ</h4>
<p style="font-weight: 400;">Yukarıda açıklandığı üzere evli kişiler için kural birlikte evlat edinmedir. Ancak eşler bazı hallerde tek başlarına evlat edinmeleri mümkündür. Diğer eş ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunsa veya en az iki yıldır nerede olduğu bilinmiyorsa ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süredir ayrı yaşıyorlarsa evlat edinmek isteyen kişi 30 yaşını doldurmuş olmak şartıyla tek başına evlat edinebilir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;">B-EVLİ OLMAYAN KİŞİNİN TEK BAŞINA EVLAT EDİNMEDE ARANAN ŞARTLAR</h3>
<p style="font-weight: 400;">Evli olmayan bir kimsenin evlat edinebilmesi için ayırt eme gücüne sahip olması ve 30 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ayrıca kişi vesayet altında ise vesayet ve denetim makamından yani sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemelerinden izin alınmış olması da şarttır.</p>
<h3 style="font-weight: 400;">C-EŞLERDEN BİRİNİN DİĞER EŞİN ÇOCUĞUNU EVLAT EDİNMESİ</h3>
<p style="font-weight: 400;">Eşlerden biri diğer eşin çocuğunu evlat edinmek isterse farklı şartlar aranmaktadır. Bu durumda eşlerin sadece iki yıl evli olması ve evlat edinecek kişinin 30 yaşından büyük olması yeterlidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">II-EVLAT EDİNMENİN SONUÇLARI</h2>
<ol>
<li style="font-weight: 400;">Ana ve babaya ait yükümlülükler evlat edinen/edinenlere geçer.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlatlığın ana ve babası ile soy bağı varlığını korur ve mirasçılık devam eder.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinen ve evlat edinilen veya bunlardan birinin diğerinin eşi ya da altsoyu arasında kesin evlenme engeli olur.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen, evlat edinene mirasçı olur. Ancak evlat edinen, evlat edinilene mirasçı olmaz.</li>
<li style="font-weight: 400;">Evlat edinilen küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen, isterse küçüğe yeni bir ad verebilir. Evlat edinilen ergin ise evlat edinenin soyadını isterse alabilir.</li>
</ol>
<h2 style="font-weight: 400;">III-GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</h2>
<p style="font-weight: 400;">Evlat edinenin veya birlikte evlat ediniliyorsa evlat edinen eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir. Görevli mahkeme ise aile mahkemeleridir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">IV-İLGİLİ YARGI KARARLARI</h2>
<p style="font-weight: 400;">Evlat edinilen ile evlat edinen arasında mutlaka en az 18 yaş farkının olması şartına dair <strong>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 25/7/2023 Tarihli, B. No: 2020/10490 Yıldız Ceylan Var kararı:</strong></p>
<p class="yoast-text-mark"><span style="font-weight: 400;">“<em>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 308. maddesi gereğince evlat edinilenin evlat edinenden en az on sekiz yaş küçük olması gerektiğini ancak başvurucu ile B.V. arasındaki yaş farkının on altı olduğunu, bu durumda evlatlık ilişkisi kurulamayacağını belirterek başvurucu ile B.V. arasındaki evlatlık ilişkisi k</em></span>aldırılmasını 10/9/2015 tarihli davaname ile talep etmiştir..</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Somut olayda başvurucunun dört yaşından itibaren B.V.yi babası olarak bildiği, B.V.nin başvurucunun bakım ve gözetimini baba sıfatıyla uzun yıllar boyunca sürdürdüğü, hatta başvurucunun sonradan soyadı değişikliği yaparak B.V.nin soyadını edindiği hususları dikkate alındığında başvurucu ile B.V. arasında doğal ve gerçek düzeyde çocuk-ebeveyn ilişkisinin fiilen oluştuğu açıktır. Öte yandan B.V. geçirdiği trafik kazası nedeniyle biyolojik olarak baba olamayacağını da süreçte ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, devam eden ve süregelen hukuki süreç içerisinde B.V. ile evlatlık ilişkisi kurulmasının yararına olacağını birçok kez ileri sürmüş, kamusal makamlarca da evlat edinmenin başvurucunun yararına olacağı ve aile ilişkilerinin korunmasına katkı sağlayacağı tespit edilmiştir.</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Mevcut kuralın kesin ve genel olması, hiçbir istisnaya yer vermemesi somut olayda olduğu gibi çocuğun üstün yararının korunması ilkesine ve aile hayatı ilişkilerine zarar vermektedir.”</em></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>YHGK, T: 15.11.2006; E: 2006/2-704, K: 2006/724:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“…<em>Mahkemenin “TMK.nun 306. maddesine göre eşler ancak birlikte evlat edinebilirler. Davacı evli olup eşi davacı olmamış, TMK 308. maddesine göre de davacının eşi İ. S. da davacı olarak davaya katılsa bile evlat edinilmek istenen E. ile davacının eşi arasında 18 yıldan az zaman bulunduğundan davacının eşi ile birlikte davalıyı evlat edinmesi de mümkün olmadığından, davanın reddine karar vermek gerekmiştir&#8230;” gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece “&#8230;Davacı İ. S. ile evlat edinilmek istenen ve dava tarihinde reşit olan E. arasında 18 yaştan az fark olduğundan TMK.nun 308/1.maddesi hükmündeki şart gerçekleşmediğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir&#8230;” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. … onanması gerekir. …</em>”</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong><em> https://wa.me/905337608453</em></p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/">EVLAT EDİNME</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/evlat-edinme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/isim-degistirme-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/isim-degistirme-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansu ERÇİN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 13:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ad değiştirme davası]]></category>
		<category><![CDATA[ad düzeltme davası]]></category>
		<category><![CDATA[Asliye Hukuk Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansu ERÇİN]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimin takdiri]]></category>
		<category><![CDATA[İsim değiştirme davası]]></category>
		<category><![CDATA[İsim düzeltme davası]]></category>
		<category><![CDATA[Nüfus Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[özel vekaletname]]></category>
		<category><![CDATA[TMK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3527</guid>

					<description><![CDATA[<p>İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI İsim değiştirme davası ile var olan bir ismin tümüyle veyahut kısmi olarak değiştirilmesi ele alınmaktadır. Ancak isim düzeltme davası ile karıştırılmamalıdır. İsim değiştirme davası ile isim düzeltme davası arasında birçok farklılık mevcuttur. İsim düzeltme davası ile imla veyahut yazım yanlışı gibi durumlar var olan isim değiştirilmeden üzerinde düzeltme yapılmaktadır. İsim değiştirme davası [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/isim-degistirme-davasi/">İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI</h1>
<p>İsim değiştirme davası ile var olan bir ismin tümüyle veyahut kısmi olarak değiştirilmesi ele alınmaktadır. Ancak isim düzeltme davası ile karıştırılmamalıdır. İsim değiştirme davası ile isim düzeltme davası arasında birçok farklılık mevcuttur. İsim düzeltme davası ile imla veyahut yazım yanlışı gibi durumlar var olan isim değiştirilmeden üzerinde düzeltme yapılmaktadır. İsim değiştirme davası ile ismin tamamının değiştirilmesi, birleşik yazılan iki ismin ayrılması veyahut birleştirilmesi gibi durumlar söz konusu olmaktadır. İki dava türü arasındaki en büyük fark ise isim değiştirme davasında tanık önemli iken isim düzeltme davalarında tanık aranmadan da sonuca bağlanabilmektedir.</p>
<h2><strong>I-) İSİM DEĞİŞTİRMEK İÇİN BAŞVURULABİLECEK YOLLAR </strong></h2>
<ol>
<li>
<h3><strong>Nüfus Müdürlüğüne Bizzat Başvurarak İsim Değiştirme </strong></h3>
<p>Nüfus Müdürlüğüne başvuru yaparak isim değiştirme durumu ancak nüfus bilgilerinde yazım yanlışı yapılan veyahut sehven yazılan isimler için geçerli olmaktadır. Örneğin, harf eksikliği ya da fazlalığı bulunması, imla hatalarının olması gibi durumlarda dava açılmasına gerek olmaksızın Nüfus Müdürlüğü üzerinden isim değişikliğine karar verilebilmektedir.</li>
<li>
<h3><strong>Dava Yolu ile İsim Değiştirme</strong></h3>
<p>Dava yoluna başvuru ile isim değişikliği durumunda ise kişi adını olduğundan farklı bir ad seçimi ile değiştirebilir. Bunun yanı sıra iki isme sahipse birinin çıkartılmasını veyahut iki ismin birleştirilmesini talep edebilmektedir.</li>
<li>
<h4>Dava Tarafı ve Yetkili Mahkeme</h4>
</li>
</ol>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 16px;">           İsmini değiştirmek isteyen kişi bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine başvuru yapmalıdır. Davalı taraf olarak ise ikametinizin bulunduğu Nüfus                   Müdürlüğü eklenmelidir.</span></p>
<h2><strong>II-) İSİM DEĞİŞTİRME DAVASINDA ŞARTLAR </strong></h2>
<p>İsim değiştirmek isteyen kişi bizzat başvuru yapmak zorundadır. Ancak bir avukata özel yetkili vekaletname verilmesi ile bu davayı açabilmektedir. 18 yaşından küçük çocuklarda ise bu durum velayet hakkına sahip olan kişilerce gerçekleştirilebilmektedir. Yine ek olarak özel yetkili avukat ile ilgili süreç yönetilebilmektedir.</p>
<p>İsim değişikliği davalarının temel dayanağı<a href="https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf"> Türk Medeni Kanunu m.26</a>’dır. Maddeye göre:</p>
<blockquote><p>Ad, ancak haklı sebeplerin varlığı halinde hakim kararıyla değiştirilebilir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Verilecek karar, ilgili nüfus kütüğüne tescil edilmek üzere nüfus müdürlüğüne gönderilir.</p></blockquote>
<p>Kanun, haklı sebebi somut olarak tanımlamamakta; böylece hakime geniş takdir yetkisi bırakmaktadır. Bu durum, toplumsal değişimin ad üzerindeki etkilerini dikkate alma imkanı sağlamakta; kültürel, psikolojik veya sosyal sebeplere dayalı taleplerin değerlendirilmesine olanak tanımaktadır. İsim değişikliği yapılabilmesi için haklı sebepler sayılabilecek durumlar :</p>
<ul>
<li>Kişinin adı komik, gülünç veyahut hakaret içerikli ise,</li>
<li>İsmin tanınan ve bilinen kötü bir şöhrete (suçlu, ünlü) sahip olması durumunda,</li>
<li>Adın kişinin geçmişine ait bir travmayı, üzüntüyü, kaybını hatırlatıyor olması,</li>
<li>İsmin telaffuzunun zor olması,</li>
<li>Kişinin dinini veyahut vatandaşlığını değiştirmesi sebebiyle,</li>
<li>İsmin toplumsal ahlaka, kişinin dinine veyahut vatandaşlığına ters düşmesi durumunda,</li>
<li>Kişinin çevresinde farklı bir isimle tanınıyor olması.</li>
</ul>
<p>Yukarıda sayılan sebeplerin varlığı halinde davacı başvuru dilekçesinde haklı neden veya nedenlerini detaylı ve açık şekilde izah etmelidir. İsim değiştirme davaları genellikle 1 ya da 2 celsede sonlanan görece basit davalardandır.</p>
<p>Başvurucunun dilekçesindeki haklı sebeplerin haklılığı hakim tarafından takdir edilecektir. Genelde ön inceleme duruşmasında isim değiştirme davaları sonlanabilmektedir. Hakim, kişinin dilekçesinde sunduğu hatta tanıkla da ispatlayabildiği haklı sebeplerin haklılıklarını tayin edebilecek bir takdir yetkisine sahiptir. Hakimin takdir yetkisi <a href="https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu</a> madde 4’e dayanmaktadır.</p>
<h2><strong>III-) İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI SONUCUNDA YAPILAN İŞLEMLER</strong></h2>
<p>Mahkeme, isim değişikliğini kabul ettiği takdirde, bu karar Nüfus Müdürlüğü’ne bildirilir. Değişiklik, <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/">resmi gazete</a>de ilan edilir. Bu ilan sonrası, değişiklikten zarar gören kişiler 1 yıl içinde dava açma hakkına sahiptir. Ancak dava açabilmek için, zararın ispatlanabilir nitelikte olması gerekir.</p>
<p>İsim değişikliği sürecinde ortaya çıkan hukuki işlemlerin doğru şekilde takip edilmesi büyük önem taşır. Süreç boyunca uzman bir avukat desteği almak, hatalı veya ihmali işlemler nedeniyle hak, menfaat, maddi kayıp veya zaman kaybı yaşamamak adına en güvenli yaklaşımdır.</p>
<p>İlk derece mahkemesi tarafından verilen karar için istinaf yoluna başvurulmamışsa, karar nihai karar olarak kabul edilir. Ancak, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulursa, nihai karar istinaf mahkemesince verilir. Nihai karar daha sonra Basın İlan Kurumu’na gönderilir ve gazetede ilan edilir. Gazetede ilandan sonra karar Nüfus Müdürlüğü’ne iletilir.</p>
<p>İsim değişikliği tamamlandıktan sonra yapılacak işlemler, kişinin resmi belgelerinin ve kayıtlarının güncellenmesini kapsar. Bunlar arasında kimlik kartı, ehliyet, pasaport gibi belgeler yer alır. Ayrıca adli sicil kaydı ve varsa askerlik kayıtları da güncellenir. İsim değişikliğinin etkisi, eş ve çocukların nüfus kayıtlarına da yansıtılır, bu kayıtlar mahkeme kararıyla yetkili makamlarca değiştirilir.</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tanima-ve-tenfiz/">Tıpkı yabancı ülkeden alınan boşanma kararların Türkiye&#8217;de tanınması ve tenfizi</a> durumunda olduğu gibi isim değişikliği sonrasında da tanıma ve tenfizi yapılmaktadır.</p>
<h2><strong>IV-) İSİM DEĞİŞTİRME DAVASINDA RET NEDENLERİ</strong></h2>
<p><strong>A-) Haklı Sebep Bulunmaması : </strong>Mahkeme, başvuru sahibinin sunduğu gerekçeleri haklı sebep olarak değerlendirmezse davayı reddedebilir.</p>
<p><strong>B-) Usule Aykırılık : </strong>Dilekçenin eksik veya hatalı hazırlanması, gerekli belgelerin sunulmaması, usule uygun olmayan başvurular ret sebebidir.</p>
<p><strong>C-) Delil Yetersizliği: </strong>Haklı sebeplerin desteklenmediği veya delillerle kanıtlanmadığı durumlarda, hakim isim değişikliğine onay vermeyebilir.</p>
<p><strong>D-) Yanlış Mahkemeye Başvuru: </strong>İkametgahın bulunduğu yer mahkemesi yerine başka mahkemeye yapılan başvurular, davanın usulen reddine yol açabilir.</p>
<p><strong>E-) Toplumsal veya Hukuki Düzenle İle Çelişme: </strong>İsim değişikliğinin kamu düzenine, başkalarının haklarına veya sosyal normlara aykırı olması halinde de ret kararı verilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için:</em></strong><em> <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/isim-degistirme-davasi/">İSİM DEĞİŞTİRME DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/isim-degistirme-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 09:27:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[artmirasçı]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[miras hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[yedek mirasçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3358</guid>

					<description><![CDATA[<p>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA Miras bırakan, yedek mirasçı ve/veya art mirasçı atayarak mirasçısının mirası kazanamaması halinde terekesinin akıbetini belirleyebilir. Miras bırakan bu tasarruflarla örneğin mirasçısının mirastan yoksunluk sebebiyle mirasa hak kazanamaması halinde terekesine ne olacağını belirlemiş olur. Bu yazımızda miras bırakanın ölümünden sonra hüküm ifade edecek tasarruflarından yedek mirasçı atama ve art mirasçı atamayı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/">YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-weight: 400;"><strong>YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</strong></h1>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan, yedek mirasçı ve/veya art mirasçı atayarak mirasçısının mirası kazanamaması halinde terekesinin akıbetini belirleyebilir. Miras bırakan bu tasarruflarla örneğin mirasçısının mirastan yoksunluk sebebiyle mirasa hak kazanamaması halinde terekesine ne olacağını belirlemiş olur. Bu yazımızda miras bırakanın ölümünden sonra hüküm ifade edecek tasarruflarından yedek mirasçı atama ve art mirasçı atamayı inceleyeceğiz.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) YEDEK MİRASÇI</strong></h2>
<h3>A-) YEDEK MİRSASÇI ATAMA NEDİR?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Yedek mirasçı atama, belirlediği asıl mirasçının mirası reddetmesi, mirasçılıktan çıkarılması ya da kendisinden önce ölmesi gibi durumlarda onun yerine geçecek başka bir kişiyi önceden belirlemesidir. Bu şekilde yedek mirasçı atandığında asıl mirasçıya geçemeyen miras yasal mirasçı veya mirasçılara değil yedek mirasçıya geçer.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>B-)YEDEK MİRASÇININ MİRASA HAK KAZANMASININ ŞARTLARI NELERDİR?</strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin yedek mirasçılığının hüküm doğurması için bu kişinin miras bırakanın vefat anında sağ veya anne karnına düşmüş olması gerekmektedir. Ayrıca yedek mirasçı olacak kişi mirasa ehil olmalı ve mirastan yoksun olmamalıdır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>II-) ART MİRASÇI</strong></h2>
<h3>A-)ART MİRASÇI ATAMA NEDİR?</h3>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan, ölüme bağlı tasarrufuyla bir kişiyi ön mirasçı, bir başka kişiyi ise art mirasçı olarak atayabilir. Bu şekilde ölüme bağlı tasarrufta bulunarak ön mirasçı atadığı kişiyi mirası art mirasçıya devretmekle yükümlü kılabilir. Art mirasçı atama, miras bırakanın, bir kişiyi ön mirasçı olarak atayıp, bu kişinin ölümünden veya belirlediği bir koşulun gerçekleşmesi yahut vadenin gelmesi üzerine mirasın devredilmesi için bir başka kişiyi art mirasçı olarak belirlemesidir.</p>
<p><strong>B-)ART MİRASÇININ MİRASA HAK KAZANMASININ ŞARTLARI NELERDİR?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişinin art mirasçı olabilmesi için mirasın öngörülen geçiş zamanında sağ olması gerekir. Ancak TMK m.583 uyarınca mirasın açıldığı anda henüz var olmayan bir kimse de art mirasçı olarak atanabilir. İleride doğacak çocuğun art mirasçı olabilmesi için, miras bırakanın ölümü anında cenin durumunda bulunması şart değildir. Miras bırakanın ölümünden sonra da ana rahmine düşecek kişiler bu yolla miras hakları elde edebilirler. Ayrıca bir kişinin art mirasçı olabilmesi için mirasa ehil olması ve mirastan yoksun olmaması gerekmektedir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">C-) YEDEK VE ART MİRASÇI NASIL ATANIR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Bir kişi vasiyetnameyle veya miras sözleşmesiyle yedek veya art mirasçı atayabilir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;">D-) YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR?</h2>
<p style="font-weight: 400;">Miras bırakan yedek veya art mirasçı atayarak terekesi üzerindeki etkisini genişletmektedir. Ayrıca art mirasçı atama henüz ergin olmamış çocuğunun mirasını kötü müdahalelerden de korumaktadır.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>E-) YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?</strong></h2>
<p>Art mirasçı atamak suretiyle ön mirasçı olan saklı paylı mirasçının saklı payında tasarruf edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Art mirasçı atamada yedek mirasçı atamadan farklı olarak birden fazla art mirasçı öngörülmesi yasaklanmıştır. Bunun amacı terekeye dahil olan bir malvarlığının tedavülden kalkmasının önlenmesidir. Yani miras bırakan bir ön mirasçı, bir art mirasçı belirleyerek ön mirasçıdan sonra terekesinin art mirasçıya kalmasını düzenleyebilir ancak bu art mirasçıdan sonra gelecek bir mirasçı daha belirleyemez.</p>
<p>Miras bırakanın vefatından sonra miras açıldığında henüz var olmayan biri art mirasçı olarak atanmış ve miras bırakan ön mirasçı atamamışsa yasal mirasçı, ön mirasçı sayılır.</p>
<p>Mirasın art mirasçıya geçmesi için gereken koşul gerçekleşmeden veya vade gelmeden ön mirasçı vefat ederse miras doğrudan art mirasçıya geçmez. Art mirasçılığın hüküm ifade etmesi için gereken koşulun gerçekleşmesine veya vadenin gelmesine kadar miras, ön mirasçının kendi mirasçılarına geçer.</p>
<p>Art mirasçı mirasın kendisine geçmesi için aranan koşullar gerçekleşmeden vefat ederse aksi belirtilmedikçe miras, ön mirasçıya kalır ve ön mirasçıdan sonra onun mirasçılarına geçer.</p>
<p>Mirasın art mirasçıya geçmeden ön mirasçıda olduğu dönemde art mirasçının hakkının korunması önemli bir husustur. Bu nedenle Türk Medeni Kanun’unda art mirasçının korunması için hüküm bulunmaktadır. Kanun’a göre sulh hukuk mahkemesi ön mirasçıya geçen mirasın defterini tutar. Miras bırakan açıkça aksini belirtmedikçe mirasın ön mirasçıya teslimi onun güvence göstermesine bağlıdır. Taşınmazlarda bu güvence, yeterli görüldüğü takdirde mirası geçirme yükümlülüğünün tapu kütüğüne şerh verilmesiyle de sağlanabilir. Ön mirasçı güvence göstermez veya art mirasçının beklenen haklarını tehlikeye düşürürse, mirasın resmen yönetimine karar verilir. Ayrıca mirasın art mirasçıya geçmesinden önce ön mirasçının yaptığı tasarruflar art mirasçı atama koşulunu ihlal ettiği ölçüde art mirasçıya karşı hüküm ifade etmez. Ancak iyi niyetli üçüncü kişilerin hak kazanımları saklıdır.</p>
<h2>F-) İLGİLİ YARGI KARARLARI</h2>
<h3 style="font-weight: 400;">Yargıtay 7. HD., E. 2022/1062 K. 2023/3536 T. 22.6.2023</h3>
<p style="font-weight: 400;">“Davalı vekilinin temyiz itirazları bakımından; vasiyetnamenin; &#8220;Torunum &#8230; oğlu &#8230;&#8217;un çocuksuz ölümü halinde, mirasımın eşit paylar halinde yeğenlerim &#8230; oğlu &#8230; ile &#8230; oğlu &#8230;&#8217;a kalmasını istemekteyim. Bu paylaşım eşim &#8230;&#8217;unda ölümü halinde söz konusu olacaktır. Gelinim &#8230;&#8217;un menkul ve gayrimenkul malların ile bankalardaki hesaplarımdan mirascı olmasını (torum &#8230;&#8217;unda çocuksuz olarak ölümü halinde) istememekteyim&#8221; şeklindeki 7 nci maddesinde yer alan düzenlemede &#8230; ön mirasçı, &#8230; ve &#8230; ise art mirasçıdır. Belirtilen mirasçılık ve şartlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 521 inci vd. maddelerine uygun olup iptale ilişkin bir husus bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken tasarrufun içeriğinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde değildir.”</p>
<h3 style="font-weight: 400;">Sakarya BAM, 1. HD., E. 2022/1984 K. 2023/1554 T. 8.11.2023</h3>
<p style="font-weight: 400;">“Zonguldak 2. Noterliği&#8217;nin 10/12/2015 tarihli 21583 yevmiye numaralı vasiyetnamesi incelendiğinde; vasiyet eden muris K5 tarafından Zonguldak Merkez, A4 Mahallesi, 389 ada, 542 parsel 1. bodrum kat, 6 nolu bağımsız bölüm ile; Akyazı İlçesi, A5 Mahallesi, 174 ada, 3 nolu parseldeki 15.Blok, zemin kat, C giriş, 5 bağımsız bölüm nolu taşınmazın eşi olan davacı K1L&#8217;a vasiyet edildiği, K1&#8217;ın vefatı halinde ise; 389 ada, 542 parselde bulunan 6 nolu bağımsız bölümün davalı oğlu K4&#8217;a 174 ada, 3 nolu parseldeki hissenin ise; oğlu olan davalı K3&#8217;a vasiyet edildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu şekilde ön mirasçı olarak vasiyet eden muris tarafından eşi K1&#8217;ın atandığı, art mirasçı olarak ise; 542 nolu parseldeki bağımsız bölüm yönünden K4&#8217;ın, 174 ada, 3 nolu parsel yönünden ise; K3&#8217;ın atandığı görülmektedir… sonra somut olaya gelince; yukarıda belirtildiği gibi anılan vasiyetnamede TMK&#8217;nın 521.maddesi uyarınca davacının ön mirasçı, davalı K4&#8217;ın ise; 6 nolu bağımsız bölüm yönünden art mirasçı olarak atanması dikkate alındığında ve art mirasçı atanmasına ilişkin şerhin TMK&#8217;nun 1010. maddesi uyarınca konulmasına engel bir hal bulunmadığından, mahkemece bu taşınmaz yönünden şerh konulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı tarafın bu konuya hasren yapmış olduğu istinaf talebi haksız görülmüştür.”</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır. </em></strong></p>
<p><strong><em>Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></strong></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/">YEDEK VE ART MİRASÇI ATAMA</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/yedek-ve-art-mirasci-atama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 12:50:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Cansın KAYA]]></category>
		<category><![CDATA[ölüme bağlı tasarruf]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyetname]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=3421</guid>

					<description><![CDATA[<p>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR Kişiler genellikle vefatlarından sonra malvarlıkları üzerinde söz sahibi olmak için vasiyetname düzenler. Bu yazımızda vasiyetname türleri ve vasiyetname düzenlerken dikkat edilmesi gereken hususlar incelenecektir.  Her tür vasiyetnamenin sıkı şekil ve geçerlilik şartları bulunduğundan bulunmaktadır. Bu nedenle bireylerin bu işlemleri dikkatle ve mümkünse hukuki danışmanlık alarak yapmaları önemlidir. I-) Vasiyetnamenin Tanımı ve Hukuki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/">VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="font-weight: 400;"><strong>VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</strong></h1>
<p style="font-weight: 400;">Kişiler genellikle vefatlarından sonra malvarlıkları üzerinde söz sahibi olmak için vasiyetname düzenler. Bu yazımızda vasiyetname türleri ve vasiyetname düzenlerken dikkat edilmesi gereken hususlar incelenecektir.  Her tür vasiyetnamenin sıkı şekil ve geçerlilik şartları bulunduğundan bulunmaktadır. Bu nedenle bireylerin bu işlemleri dikkatle ve mümkünse hukuki danışmanlık alarak yapmaları önemlidir.</p>
<h2 style="font-weight: 400;"><strong>I-) Vasiyetnamenin Tanımı ve Hukuki Niteliği</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname, kişinin vefatından sonra etkisini göstermek üzere arzularını açıklamasıdır. Kişi vasiyetname ile belirli mal bırakabilir, vakıf kurabilir, mirasçı ya da yedek veya art mirasçı atayabilir, vasiyeti yerine getirme görevlisi atayabilir, mirastan ıskat (çıkarma) yapabilir ya da çeşitli yüklemelerde bulunabilir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir. Bunun en önemli sonucu vasiyetçinin vasiyetnamesini tek taraflı olarak geri alabilmesidir.</p>
<h2><strong>II-) Vasiyetname Türleri</strong></h2>
<p style="font-weight: 400;">Türk Medeni Kanunu&#8217;nda üç tür vasiyetname düzenlenmiştir. Vasiyetnamenin kanunda düzenlenen şekillerden birine uygun olarak yapılması şarttır.</p>
<h3><strong>A-)Resmî Vasiyetname </strong></h3>
<p style="font-weight: 400;">Resmî vasiyetname; noter, sulh hâkimi veya yetkili resmi memur huzurunda düzenlenir. Bu vasiyetnamenin düzenlenmesine iki tanık da katılır. Bu tür vasiyetnamenin iki farklı biçimi vardır. Bu iki biçim vasiyetnamenin genellikle noterlerde yapılması nedeniyle noterde düzenlenişlerine göre açıklanacaktır:</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>1-)Okunarak ve imzalanarak düzenlenen resmi vasiyetname</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi son arzularını notere açıklar. Noter, kendisine açıklanan bu son arzuları yazar ya da yazdırır. Yazdırılan metni vasiyetname düzenlemek isteyen kişiye verir. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi bu metni okur ve arzusuna uygun ise imzalar. Ardından noter metne tarih yazıp imza atar. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi iki tanığa vasiyetnameyi okuduğunu ve metnin arzusuna uygun olarak yazıldığını beyan eder. Tanıklar da vasiyetname metninin devamına vasiyetçinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil göründüğünü ve kendi önlerinde vasiyetname metninin arzusuna uygun olduğunu açıkladığını yazarak imza atarlar.</p>
<h4><strong>2-)Okumadan ve imzalamadan düzenlenen resmi vasiyetname</strong></h4>
<p>Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi son arzularını notere açıklar. Noter, kendisine açıklanan bu son arzuları yazar ya da yazdırır. Noter vasiyetname düzenlemek isteyen kişi ve tanıklar önünde vasiyetname metnini sesli olarak okur. Vasiyetname düzenlemek isteyen kişi okunan metnin arzusuna uygun olduğunu tanıklar önünde açıklar. Noter metne tarih yazıp imza atar. Tanıklar bu vasiyetname türünde ise vasiyetnamenin noter tarafından sesli olarak okunduğunu, vasiyetçinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil göründüğünü ve kendi önlerinde vasiyetname metninin arzusuna uygun olduğunu açıkladığını yazarak imza atarlar.</p>
<p>Bu iki türün karma şekilde yapılması yani okunmadan imzalanarak veya okuyarak fakat imzalamayarak da vasiyetname düzenlenmesi mümkündür.</p>
<p class="yoast-text-mark">Resmi vasiyetname yetkili bir memur önünde yapılması, bir örneğinin yetkili memur tarafından saklanması nedeniyle daha çok tercih edilmektedir.</p>
<h3>B-) El Yazılı Vasiyetname</h3>
<p style="font-weight: 400;">El yazılı vasiyetname, murisin baştan sona kendi el yazısıyla yazdığı, tarih attığı ve imzaladığı vasiyet türüdür. Bu vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için metnin tamamının murisin kendi el yazısıyla yazılması, metinde tarih olması ve vasiyetçinin metni imzalaması şarttır. Vasiyetçi tarihi 08.10.2025, 08 Ekim 2025, 2025 yılı Kurban Bayramı ilk günü gibi yazabilir. Burada önemli olan metnin yazıldığı zamanın net şekilde anlaşılabilmesidir. İmzanın ise metnin bitişinde tüm metni kapsayacak şekilde olması gerekmektedir. Vasiyetname birden fazla sayfadan oluşuyorsa sayfalar arasında iç bağlantı olması şartı ile yalnızca son sayfaya imza atılması<br />
yeterli kabul edilmektedir. Bu şartlardan herhangi birinin eksik olması vasiyetnamenin geçersizliğine yol açar.</p>
<p style="font-weight: 400;">El yazılı vasiyetname düzenlenmesi daha kolay ve masrafsız olması nedeniyle tercih edilmektedir. Ancak birinin bulamaması, kolayca yok edilebilmesi gibi riskleri vardır.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>C-) Sözlü Vasiyetname </strong></h3>
<p class="yoast-text-mark">Sözlü vasiyetname, olağanüstü durumlar (örneğin savaş, ölüm tehlikesi, doğal afetler) nedeniyle diğer vasiyet türlerinin düzenlenmesinin mümkün olmadığı hallerde başvurulan istisnai bir vasiyet şeklidir. Ayrıca diğer vasiyetname türlerini düzenlemenin mümkün olması halinde bu tarihten itibaren bir ay geçmesiyle hükümden düşer yani diğer vasiyetnameler gibi her durumda kalıcı değildir.</p>
<p class="yoast-text-mark">Kişi son arzularını iki tanığa açıklar. Tanıklar iki şekilde davranabilir:</p>
<h4>1-) Tanıkların Vasiyetname Metnini Düzenlemesi</h4>
<p>Tanıklar bu beyanları yazıya geçirip metne vasiyetnamenin yapıldığı yer ve tarihi de yazıp imzalar. İki tanık vakit kaybetmeden bu metni sulh veya asliye hukuk mahkemesine teslim eder. Tanıklar hakim önünde vasiyetçinin diğer vasiyetname türlerini yapma imkanının olmadığını, olağanüstü bir hal olduğunu, vasiyetçinin kendilerine son arzularını açıkladığını ve vasiyetçiyi ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini beyan ederler.</p>
<h4>2-) Tanıkların Vasiyetname Metnini Düzenlememesi</h4>
<p>Tanıklar vasiyetçinin son arzularını yazmaz ve doğrudan mahkemeye gidip vasiyetçinin son arzularını hakime aktarırlar. Hakim önünde bir tutanak düzenlenir ve tanıklar diğer vasiyetname türlerini yapma imkanının olmadığını, olağanüstü bir hal olduğunu, vasiyetçinin kendilerine son arzularını açıkladığını ve vasiyetçiyi ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini beyan ederek bu tutanağı imzalar.</p>
<p class="yoast-text-mark">Sözlü vasiyetname kişinin diğer tür vasiyetname düzenleme imkanı olmayan hallerde son arzularını açıklayabilmesi için bir fırsattır. Ancak bu vasiyetname türünün istisnai olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Kişinin kendi eylemleri ile vasiyetnamesini somutlaştırma, yazılı hale getirme imkanı olmadığından risklidir.</p>
<h3 style="font-weight: 400;"><strong>III-) Vasiyetname Düzenlenmesinde Tanık ve Memur Olma Şartları</strong></h3>
<p class="yoast-text-mark">Şu kişiler vasiyetname düzenlenmesi tanık olarak katılamaz:</p>
<p class="yoast-text-mark">a.Fiil ehliyeti bulunmayanlar,</p>
<p class="yoast-text-mark">b. Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar,</p>
<p class="yoast-text-mark">c. Okur yazar olmayanlar,</p>
<p class="yoast-text-mark">d. Vasiyetçinin eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri,</p>
<p class="yoast-text-mark">Ayrıca Vasiyetçinin eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur olarak da katılamazlar.</p>
<p class="yoast-text-mark">lass=&#8221;yoast-text-mark&#8221;&gt;lass=&#8221;yoast-text-mark&#8221;&gt;Sözlü vasiyetname düzenlenmesinde ise tanıkların okur yazar olması şart değildir. Çünkü bu tanıklar vasiyetçinin sözlerini metne geçirmeden doğrudan mahkemeye başvurarak vasiyetçinin beyanlarını hakime sözlü olarak açıklayabilirler.</p>
<h4>&lt;strong&gt;IV-)Vasiyetnamenin Geri Alınması ve İptali</h4>
<p>Vasiyetname düzenleyen kişi, vasiyetnamesini dilediği zaman geri alabilir. Geri alma şu şekillerde olabilir:</p>
<ul style="font-weight: 400;">
<li>Yaptığı vasiyetnamenin içeriğini tamamlayıcı olmayan yeni bir vasiyetname düzenlemek,</li>
<li>Vasiyetnamenin yok edilmesi,</li>
<li>Vasiyetnameye aykırı fiillerde bulunulması (örneğin vasiyetle bırakılan malın satılması).</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Vasiyetname vasiyetçinin vefatından sonra iptal edilebilir. Vasiyetname ehliyetsizlik, irade bozukluğu, hukuka ve ahlaka aykırılık, şekil şartlarına uyulmaması gibi nedenlerle iptal edilebilir.</p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em><a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk</a> ile iletişime geçmek için:</em></strong><em><a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/">VASİYETNAME TÜRLERİ NELERDİR</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/vasiyetname-turleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ECRİMİSİL (HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI) DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/ecrimisil-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/ecrimisil-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceren EKİCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 May 2025 15:35:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Hüsna Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[ecrimisil]]></category>
		<category><![CDATA[haksız işgal]]></category>
		<category><![CDATA[illiyet bağı]]></category>
		<category><![CDATA[kötüniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Malik]]></category>
		<category><![CDATA[tarla işgali]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2652</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. ECRİMİSİL NEDİR ? Ecrimisil, bir kimsenin mülkiyet hakkına aykırı olarak onun bilgisi veya rızası dışında malını kullanan kişiden talep edilebilen bir tazminat türüdür. Hukukumuzda &#8220;haksız işgal tazminatı&#8221; olarak da bilinen ecrimisil, zilyetliği elinde bulundurmayan malik tarafından, malı haksız yere kullanan ve bu kullanım sırasında kötüniyetli olan kişiye karşı ileri sürülür. Ecrimisil davası, mülkiyet hakkının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/ecrimisil-davasi/">ECRİMİSİL (HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI) DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. ECRİMİSİL NEDİR ?</strong></p>
<p>Ecrimisil, bir kimsenin mülkiyet hakkına aykırı olarak onun bilgisi veya rızası dışında malını kullanan kişiden talep edilebilen bir tazminat türüdür. Hukukumuzda &#8220;haksız işgal tazminatı&#8221; olarak da bilinen ecrimisil, zilyetliği elinde bulundurmayan malik tarafından, malı haksız yere kullanan ve bu kullanım sırasında kötüniyetli olan kişiye karşı ileri sürülür. Ecrimisil davası, mülkiyet hakkının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Ecrimisil, yalnızca taşınmaz mallara özgü olmayıp hukuki ve fiili niteliklerine göre taşınır mallar için de söz konusu olabilir. Ancak uygulamada genellikle taşınmazlar bakımından gündeme gelmektedir. Yasal bir düzenlemeye doğrudan konu olmamasına rağmen, ecrimisil kavramı; Türk Borçlar Kanunu, Medeni Kanun ve özellikle Yargıtay içtihatları çerçevesinde şekillenmiştir.</p>
<p>Yargıtay, ecrimisili esasen bir haksız fiil temeline dayandırmakta ve kötüniyetli zilyedin, iade yükümlülüğü kapsamında mülkiyet sahibine zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu kabul etmektedir. Bu bağlamda ecrimisil, malikin uğradığı fiili zarar ile yoksun kaldığı kazançların karşılığıdır.</p>
<p><strong>II. ECRİMİSİL DAVASININ ŞARTLARI</strong></p>
<p>Ecrimisil davasında tazminat talep edebilmek için dört şart gerekmektedir. Bunlar:</p>
<ul>
<li>Haksız bir işgalin varlığı</li>
<li>İşgal edenin kötüniyetli olması</li>
<li>İşgal nedeniyle bir zararın meydana gelmesi</li>
<li>Zarar ve haksız işgal arasında bir illiyet bağı olması</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>A. Haksız İşgal Mevcudiyeti</strong></p>
<p>Haksız işgal, bir kişinin hukuki bir dayanağı olmaksızın başkasına ait bir malı kullanmasıdır. Bu kullanım, mal üzerinde fiili hâkimiyet kurulmasıyla ortaya çıkar. Zilyetliğin varlığı, kişinin malı fiilen kullanıp kullanmadığına göre belirlenir. Mülkiyet hakkına sahip olmayan bir kişinin zilyetliği, hukuka uygun bir sebebe dayanmıyorsa haksız kabul edilir.</p>
<p>Haksız işgal, yalnızca üçüncü kişiler tarafından değil, aynı zamanda mirasçılar, paydaşlar veya elbirliği mülkiyetindeki diğer ortaklar tarafından da gerçekleştirilebilir. Önemli olan, kullanımın hakka dayanmaması ve malik tarafından açıkça onaylanmamış olmasıdır.</p>
<p><strong>B. İşgal Edenin Kötüniyetli Olması</strong></p>
<p>Ecrimisil sebebiyle tazminat talep edilebilmesi için haksız işgalde bulunan kişinin kötüniyetli olması gerekmektedir. Haksız işgalde bulunan kişinin herhangi bir hakka dayanmadan söz konusu malı işgal ettiğinin bilincinde olması gerekmektedir.</p>
<p>Haksız işgalde bulunan kişinin malın haksız olarak kullanıldığını bilmesi veya bilebilecek durumda olmaması durumda kötüniyetten bahsedilemez. Bir diğer deyişle haksız işgalde bulunan kişinin kötüniyetli kabul edilebilmesi için malı haksız bir biçimde kullandığının farkında olmalıdır ve bu ecrimisil davasının şartlarından biridir.</p>
<p>Zilyetlik süresinde kötüniyetli haksız zilyet iyiniyetli zilyet durumuna gelebileceği gibi kötüniyetli zilyet de iyi niyetli zilyet durumuna dönüşebilir. Bu durumda kötüniyetli zilyet dönemi ile ilgili ecrimisil tazminatı talep edilebilir.</p>
<p><strong>C. Haksız İşgal sebebiyle Meydana Bir Zarar Gelmiş Olması Gerekmektedir</strong></p>
<p>Ecrimisil bir diğer önemli şartı da işgal sebebiyle bir zarara uğratılmış olmasıdır. Zarar şekli çeşitlilik göstermekle beraber temel olarak üçe ayırabiliriz. Bunlar;</p>
<ul>
<li>Malın kullanımı sebebiyle oluşan olağan yıpranmalar</li>
<li>Malın salt olarak kullanımı sebebiyle meydana gelen zararlar</li>
<li>Mal sahibinin mahrum kaldığı kar nedeniyle uğramış olduğu zarar</li>
</ul>
<p>Zararın oluşup oluşmadığı da hak sahibinin yararlanma niyetine göre değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>D. Zarar ile Haksız İşgal Arasında İlliyet Bağının Bulunması</strong></p>
<p>Ecrimisil, haksız fiil niteliğinde bir tazminat türü olduğundan, zarar ile haksız işgal arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Ortaya çıkan zarar, doğrudan haksız işgalin sonucu olmalıdır. Bu bağ kurulamadığı durumda ecrimisil talebi reddedilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>III. ECRİMİSİL DAVASINI KİMLER AÇABİLİR?</strong></p>
<p>Ecrimisil davası, haksız işgale maruz kalan ve mal üzerinde hak sahibi olan kişi tarafından açılabilir. Paydaşlık durumlarına göre şu şekilde sınıflandırılabilir:</p>
<p><strong>A. Paylı Mülkiyette Ecrimisil Davası</strong></p>
<p>Paydaşlardan biri veya birkaçı taşınmazı tek taraflı olarak kullanıyorsa, diğer paydaşlar haksız işgale uğramış sayılır ve ecrimisil talebinde bulunabilir. Ayrıca paydaş olmayan üçüncü kişilere karşı da bu dava açılabilir.</p>
<p><strong>B. Elbirliği Mülkiyette Ecrimisil Davası</strong></p>
<p>Elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan biri diğer ortakların rızası olmaksızın malı kullanıyorsa, diğer ortaklar ecrimisil talep edebilir. Yine üçüncü kişilere karşı da aynı şekilde dava açılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>IV. ECRİMİSİL DAVASINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>
<p>Ecrimisil talepleri, <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6098&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na</a> göre zamanaşımına tabidir. Bu süre, zararın ve zilyedin öğrenilmesinden itibaren 5 yıldır. Süresi içinde talep edilmeyen ecrimisil hakları zamanaşımına uğrar.</p>
<p>Geriye doğru ecrimisil talep etme söz konusu olduğunda; bu talep ancak en fazla 5 yıl geriye doğru olacak şekilde istenebilir. Çünkü 5 yıldan daha geriye doğru bir süreyi kapsayan talepler zamanaşımı engeli ile karşılaşacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>V. GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>A. Görevli Mahkeme</strong></p>
<p>Ecrimisil davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.</p>
<p><strong>B. Yetkili Mahkeme</strong></p>
<p>Ecrimisil tazminatı davasına bakmaya yetkili mahkeme ise, genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ecrimisil tazminatı davası, taşınmazlar açısından malın aynına ilişkin bir dava değildir. Bu nedenle ecrimisil tazminatı davası genel yetkili mahkemede görülmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>VI. SONUÇ</strong></p>
<p>Ecrimisil davası, mülkiyet hakkının fiili ihlallerine karşı başvurulan etkili bir hukuki yoldur. Yasal dayanağı doğrudan olmasa da, Yargıtay içtihatları ile şekillenmiş olan bu tazminat türü, özellikle taşınmazlar açısından önem arz etmektedir. Haksız işgalin, kötü niyetin ve zararın ispatı hâlinde, malik uğradığı kayıpları bu dava ile telafi etme imkânına sahiptir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>VII. YÜKSEK MAHKEME KARARLARI</strong></p>
<p><strong><em>İstanbul BAM 2. HD. T.24.10.2017 E.2017/997 K. 2017/1126</em></strong></p>
<p><strong><em>“</em></strong><em>6098 sayılı Borçlar Kanunun 310/1. Maddesine göre; kira sözleşmesinin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur. Söz konusu düzenleme, kiracıyı korumak amacıyla getirilmiş olup, eski malikle kiracı arasındaki anlaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kurala göre, kiralanan iktisabıyla, kira ilişkisi kiracı ve yeni malik arasında varlığını devam ettirecektir. Bu düzenleme doktrinde “SATIM KİRAYI BOZMAZ” ilkesi olarak adlandırılmaktadır. Dolayısıyla davalının dava konusu taşınmazı geçerli bir kira sözleşmesine istinaden kullanması durumunda haksız işgalden söz edilemez. Bir başka deyişle ortada hukuken geçerli bir kira ilişkisi bulunduğu durumlarda ecrimisil isteminin reddi gerekir.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="https://www.yargitay.gov.tr/"><strong>Yargıtay</strong></a><strong> Hukuk Genel Kurulu 2020/720 E., 2021/802 K. </strong></p>
<p>&#8220;<em>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yargısal uygulamada kullanımın aslî veya fer&#8217;i ya da dolaylı ve dolaysız biçimde gerçekleşmesinin mülkiyet hakkının korunmasında engel teşkil etmediği gibi, ecrimisil getirebilecek bir taşınmazda sürekli kullanım ve uzun süreli bir işgal iradesi ile tasarruf ve yararlanma hâlinin de ecrimisil tayini için yeterli olduğu, dosya kapsamında davacı tanığı &#8230;&#8217;ın ifadesinde dolgu ve düzeltmenin davalı tarafından yapıldığının belirtildiği, davalı işletmesine gelen araçların park edebileceği davalıya ait bir alanın bulunmadığı, müşterilerinin araçlarını başkasının taşınmazındaki bir alana park ettiğinin davalı tarafından bilinmediğinin kabul edilemeyeceği, bu konuda mülkiyet hakkı sahibinden değil karşı yanın gerekli dikkat ve özeni göstermesi, hakkı olmadığını belirlediği anda da bu yerden elini çekmesinin beklendiği, yasal düzenlemeler, yargısal uygulama ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının davacının taşınmazına haksız olarak el attığı ve bu nedenle ecrimisille sorumlu tutulması gerektiğinden yerel mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, ecrimisil miktarının denetlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</em>&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>İstanbul BAM 2. HD. 24.10.2017, E.2017/997, K.2017/1126<br />
</em></strong><em>“&#8230;Kiracının malı geçerli bir kira sözleşmesine dayanarak kullanması hâlinde, haksız işgalden söz edilemez. ‘Satım kirayı bozmaz’ ilkesi uyarınca, mülkiyet el değiştirse bile kiracının hakkı devam eder&#8230;”<br />
</em><br />
<strong><em>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2020/720 E., 2021/802 K.<br />
</em></strong><em>“&#8230;Uzun süreli fiili kullanım ve tasarruf, mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir. Davalının, başka bir kişiye ait taşınmazı park alanı olarak kullandığını bilmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle ecrimisil talebi yerindedir&#8230;”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em><a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk</a> ile iletişime geçmek için:</em></strong><em><a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/ecrimisil-davasi/">ECRİMİSİL (HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI) DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/ecrimisil-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TAŞINMAZLARDA İNTİKAL VE SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/tasinmaz-intikal-pay-temliki/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/tasinmaz-intikal-pay-temliki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2025 17:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[döner sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[ilişik kesme belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[intikal]]></category>
		<category><![CDATA[MİRAS]]></category>
		<category><![CDATA[miras hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[mirasçılar arası satış]]></category>
		<category><![CDATA[muris]]></category>
		<category><![CDATA[satış suretiyle pay temliki]]></category>
		<category><![CDATA[tapu harçları]]></category>
		<category><![CDATA[Veraset ilamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taşınmazlarda intikal ve satış suretiyle pay temlikinin nasıl yapıldığı sorusu birçok mirasçının ve vatandaşın merak ettiği sorulardan biridir. İntikal, tapu sicilinde kayıtlı malikin ölümü halinde, taşınmazın noterden veya sulh hukuk mahkemesinden alınan mirasçılık belgesinde (veraset ilamında) gösterilen mirasçılar adına Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre tescil edilmesi işlemidir. Bu tescille birlikte taşınmazın tapu kaydı, mirasçıların elbirliği [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tasinmaz-intikal-pay-temliki/">TAŞINMAZLARDA İNTİKAL VE SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" dir="ltr">Taşınmazlarda intikal ve satış suretiyle pay temlikinin nasıl yapıldığı sorusu birçok mirasçının ve vatandaşın merak ettiği sorulardan biridir. İntikal, tapu sicilinde kayıtlı malikin ölümü halinde, taşınmazın noterden veya sulh hukuk mahkemesinden alınan mirasçılık belgesinde (veraset ilamında) gösterilen mirasçılar adına Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre tescil edilmesi işlemidir. Bu tescille birlikte taşınmazın tapu kaydı, mirasçıların elbirliği halinde mülkiyetine dönüşür. İntikal için tek bir mirasçının başvurusu yeterlidir ve yeni tapu kaydı bütün mirasçılar adına birlikte düzenlenir.</p>
<p dir="ltr">Tapuda mirasçılara intikal ve satış suretiyle pay temliki, miras kalan taşınmazlar bakımından birbirini izleyen iki işlemdir. Satış suretiyle pay temliki, uygulamada tapuda miras payının devri olarak da adlandırılır. Bu işlemin yapılabilmesi için taşınmazın önce mirasçılar adına elbirliği hâlinde tescil edilmiş olması gerekir. Elbirliği mülkiyetinde taşınmaz, mirasçıların tamamına birlikte ait olacak şekilde tapuya kaydedilir. Taşınmazın bu şekilde mirasçılar adına tescil edilmesiyle mirasçılar arasında pay devrinin önü açılır.</p>
<h2 dir="ltr">I. TAŞINMAZLARDA İNTİKAL NEDİR, NASIL YAPILIR?</h2>
<h3 dir="ltr">1. Mirasçılık Belgesinin Alınması</h3>
<p dir="ltr">İntikalin ilk adımı mirasçılık belgesinin alınmasıdır. <a href="https://dikelaw.com.tr/mirascilik-belgesi-veraset-ilami-nedir/">Mirasçılık belgesi</a>, mirasçılardan birinin başvurusu üzerine herhangi bir noterlikten veya sulh hukuk mahkemesinden alınabilir (TMK m. 598). Noterler, mirasçılık belgesini nüfus kayıtlarına göre düzenler. Nüfus kayıtlarında çelişki bulunan, ölüme bağlı bir tasarrufun varlığı nedeniyle mirasçıların belirlenmesinin tartışmalı olduğu veya yabancılık unsuru taşıyan durumlarda noter belge düzenlemez; bu hâllerde sulh hukuk mahkemesine başvurulması gerekir. Mirasçılık belgesinin nasıl alındığına ilişkin ayrıntılar için veraset ilamı makalemizi inceleyebilirsiniz.</p>
<p dir="ltr">Mirasçılık belgesi aksi ispat edilinceye kadar geçerlidir. Belgede eksik veya fazla mirasçı gösterildiği anlaşılırsa, her zaman mirasçılık belgesinin iptali davası açılabilir.</p>
<h3 dir="ltr">2. Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi ve İlişik Kesme</h3>
<p dir="ltr">Mirasçılık belgesi alındıktan sonra, miras bırakanın ölüm tarihinde bağlı bulunduğu vergi dairesine veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmelidir. Ölüm Türkiye’de gerçekleşmiş ve mirasçılar Türkiye’de bulunuyorsa beyanname ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde verilir. Vergi, üç yılda ve her yıl Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere altı eşit taksitte ödenebilir. 2026 yılında altsoy ve eşten her birine isabet eden miras payında 2.907.136 TL, altsoy bulunmaması hâlinde eşe isabet eden payda 5.817.845 TL istisna uygulanmaktadır.</p>
<p dir="ltr">Verginin ödenmesinden sonra vergi dairesinden ilişik kesme belgesi alınır. Miras bırakanın vergi dairesine borcu varsa, bu borç ödenmeden belge verilmez. Uygulamada tapu müdürlükleri ilişik kesme belgesini intikal işleminde aramamakta, ancak intikalden sonra taşınmaz üzerinde yapılacak ilk devir veya temlik işleminde bu belgenin ibrazını istemektedir. Bu nedenle intikalden sonra pay temliki veya satış yapılacaksa, ilişik kesme belgesinin önceden alınması gerekir. Müdürlükler arasında uygulama farklılıkları bulunabileceğinden, başvuru öncesinde ilgili tapu müdürlüğünden teyit alınması önerilir.</p>
<h3 dir="ltr">3. Belediye Borcu ve Emlak Vergisi Değeri</h3>
<p dir="ltr">Taşınmazın bulunduğu belediyeden, taşınmaza ait emlak vergisi borcu bulunmadığını gösteren belge ile emlak vergisi değerini gösteren belge (uygulamadaki adıyla rayiç bedel belgesi) alınır. Belediyeye borç bulunması halinde bu belgeler verilmez; bazı belediyeler borç bulunan taşınmazların tapu kaydına şerh koyarak işlem yapılmasını engellemektedir.</p>
<h3 dir="ltr">4. Tapu Müdürlüğüne Başvuru</h3>
<p dir="ltr">Başvuru, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Web Tapu sistemi üzerinden veya taşınmazın bağlı bulunduğu tapu müdürlüğüne doğrudan yapılabilir. İntikal işlemi için tek bir mirasçının başvurusu yeterlidir; diğer mirasçıların hazır bulunması veya onay vermesi gerekmez. Tescil, mirasçılık belgesinde gösterilen bütün mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti şeklinde yapılır. Mirasçılardan birinin intikal işlemine itiraz etmesi tescili engellemez.</p>
<h2 dir="ltr">II. TAŞINMAZLARDA İNTİKAL İÇİN GEREKLİ BELGELER NELERDİR?</h2>
<ol dir="ltr">
<li>Başvuruda bulunan mirasçının kimlik belgesi; temsil varsa vekâletname, vasi kararı veya veli olduğunu gösteren belge.</li>
<li>Noterden veya sulh hukuk mahkemesinden alınmış mirasçılık belgesi.</li>
<li>Taşınmaza ait belediye borç ve emlak vergisi değeri belgesi.</li>
<li>Bina nitelikli taşınmazlarda zorunlu deprem sigortası (DASK) poliçesi. DASK, bina nitelikli taşınmazların devir işlemlerinde zorunludur; intikal işlemlerinde aranıp aranmadığı konusunda müdürlüklerin uygulamaları farklı olabileceğinden başvuru öncesinde teyit edilmelidir.</li>
<li>İlişik kesme belgesi, intikal işleminde aranmasa bile sonraki ilk devir işleminde istenecektir.</li>
</ol>
<p dir="ltr">Tapu senetlerine fotoğraf yapıştırılması uygulaması kaldırıldığından, intikal işleminde vesikalık fotoğraf istenmemektedir.</p>
<h2 dir="ltr">III. TAŞINMAZLARDA İNTİKAL İÇİN HARÇ ÖDEMESİ YAPILIR MI?</h2>
<p dir="ltr">Tapu harcı: Mirasçılık belgesine dayalı intikal işlemi tapu harcından muaftır. Mirasçılar yalnızca veraset ve intikal vergisini ilgili vergi dairesine öder.</p>
<p dir="ltr">Döner sermaye ücreti: Tapu müdürlüğü döner sermaye işletmesince her yıl belirlenen tarifeye göre ücret alınır. 2026 yılında bu ücret, 2.227 TL’lik gösterge rakamının taşınmazın bulunduğu yere göre belirlenen yöresel katsayıyla çarpılmasıyla hesaplanmaktadır.</p>
<h2 dir="ltr">IV. ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİNİN HUKUKİ SONUÇLARI</h2>
<p dir="ltr">Elbirliği mülkiyetinde mirasçılar taşınmaz üzerinde belirli oranda bir paya sahip değildir; tapu kaydında payları gösterilmez. Bu nedenle mirasçılardan biri, taşınmazın belirli bir kısmı üzerinde tek başına tasarrufta bulunamaz. Taşınmazın satılması, ipotek edilmesi veya kiraya verilmesi gibi işlemler için kural olarak bütün mirasçıların oybirliği gerekir (TMK m. 702).</p>
<p dir="ltr"><strong>Elbirliği mülkiyetine son vermenin üç yolu vardır:</strong></p>
<ul dir="ltr">
<li>Rızai paylaşma (taksim): Mirasçılar anlaşarak taşınmazları aralarında paylaştırabilir veya elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirebilir (TMK m. 676). Paylaştırma sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması yeterlidir; ancak taşınmazların tapuda devri için tapu müdürlüğünde işlem yapılması gerekir.</li>
<li>Satış suretiyle pay temliki: Mirasçılardan biri, payını diğer mirasçılardan birine veya birkaçına devrederek ortaklıktan çıkabilir (aşağıda V. başlık).</li>
<li>Ortaklığın giderilmesi davası: Mirasçılar anlaşamazsa, her mirasçı ortaklığın giderilmesi davası açabilir. 01.09.2023 tarihinden itibaren ortaklığın giderilmesi davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Mahkeme, taşınmaz aynen bölünebiliyorsa aynen taksime, bölünemiyorsa satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verir. 7589 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklikle, bütün malikleri mirasçı olan taşınmazların satışında, ilk artırmanın bir defaya mahsus olmak üzere yalnızca malik mirasçılar arasında elektronik satış portalında yapılması öngörülmüştür. Bu ilk artırmada satış gerçekleşmezse, ikinci artırma herkese açık olarak yapılır. Bu düzenleme, miras taşınmazının aile dışına çıkmasını önleme imkânı tanıması bakımından önemlidir.</li>
</ul>
<h2 dir="ltr">V. SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ NEDİR, NASIL YAPILIR?</h2>
<h3 dir="ltr">1. Tanımı ve Hukuki Dayanağı</h3>
<p dir="ltr">Satış suretiyle pay temliki, mirasçılara elbirliği hâlinde intikal eden taşınmazda, mirasçılardan birinin miras payını, elbirliği hâli bozulmadan diğer bir mirasçıya veya mirasçılara satış yoluyla devretmesidir. Hukuki dayanağı TMK m. 677&#8217;dir. Bu maddeye göre mirasçılar arasında miras payının devrine ilişkin sözleşme yazılı şekilde yapılır. Tapu müdürlüğünde yapılan pay temliki işlemi, bu devrin taşınmaz bakımından tapu siciline yansıtılmasını sağlar.</p>
<p dir="ltr">Payını devreden mirasçı, devrettiği taşınmaz bakımından elbirliği ortaklığından çıkar; devralan mirasçının o taşınmazdaki hakkı genişler. Ancak devreden mirasçı, tereke borçlarından diğer mirasçılarla birlikte sorumlu olmaya devam eder (TMK m. 681).</p>
<h3 dir="ltr">2. Ön Alım Hakkı Doğar mı?</h3>
<p dir="ltr">Ön alım (şufa) hakkı, paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara tanınmış bir haktır (TMK m. 732). Elbirliği mülkiyetinde mirasçılar arasında yapılan pay temlikinde ön alım hakkı doğmaz ve diğer mirasçılara bildirim yapılması gerekmez.</p>
<p dir="ltr">Buna karşılık mirasçılar elbirliği mülkiyetini paylı mülkiyete çevirmişse, artık her mirasçının tapuda belirli bir payı bulunur. Bu durumda paydaşlardan biri payını üçüncü bir kişiye satarsa, diğer paydaşlar satışın kendilerine bildirilmesinden itibaren üç ay ve her hâlde satıştan itibaren iki yıl içinde ön alım hakkını dava yoluyla kullanabilir (TMK m. 733). Bu ayrım, satışın hangi aşamada ve kime yapılacağına karar verirken dikkate alınmalıdır.</p>
<h3 dir="ltr">3. Üçüncü Kişiye Devir Mümkün müdür?</h3>
<p dir="ltr">Elbirliği mülkiyetinde, mirasçı olmayan üçüncü bir kişiye tapuda doğrudan pay satışı yapılamaz. TMK m. 677/2 uyarınca mirasçı, miras payını üçüncü bir kişiye devretmeyi borçlanabilir; ancak bu sözleşmeyle üçüncü kişi mirasçı olmaz ve paylaşmaya katılamaz. Üçüncü kişi yalnızca, paylaşma sonucunda devreden mirasçıya düşecek malların kendisine devrini isteme hakkı kazanır. <a href="https://legalbank.net/belge/y-14-hd-e-2020-1506-k-2020-4337-t-02-07-2020/3864524/">Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 02.07.2020 tarihli, 2020/1506 E., 2020/4337 K</a>. sayılı kararında, mirasçılar arasındaki devir sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren ifa edilebileceği ve elbirliği mülkiyetinin bu talebe engel olmadığı; buna karşılık üçüncü kişiye yapılan devirde iştirak hâli çözülmedikçe ifa olanağı bulunmadığı belirtilmiştir.</p>
<p dir="ltr">Üçüncü kişiye satış yapılmak isteniyorsa, önce elbirliği mülkiyetinin bütün mirasçıların katılımıyla paylı mülkiyete çevrilmesi gerekir. Bu durumda yukarıda açıklanan ön alım hakkı doğar.</p>
<h3 dir="ltr">4. Tapuda Yazılı Sözleşmenin Yerini Tutar mı?</h3>
<p dir="ltr">Mirasçılar arasındaki miras payı devri tapu dışında adi yazılı bir sözleşmeyle de yapılabilir. Ancak bu sözleşme tek başına tapu sicilinde mülkiyet değişikliği sağlamaz. Devir alan mirasçı, devreden mirasçı tapuda işlem yapmaktan kaçınırsa, sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil davası açmak zorunda kalır. Yazılı şekle uyulmadan yapılan devir ise geçersizdir. <a href="https://legalbank.net/belge/y-14-hd-e-2017-2476-k-2021-1113-t-22-02-2021/4020571/">Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2021 tarihli, 2017/2476 E., 2021/1113 K.</a> sayılı kararında yazılı sözleşme bulunmadığı için devrin TMK m. 677 uyarınca geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle mirasçılar arasında anlaşma varsa, işlemin doğrudan tapu müdürlüğünde resmi senetle yapılması en güvenli yoldur.</p>
<h3 dir="ltr">5. Başvuru ve İşlem Süreci</h3>
<p dir="ltr">Pay temliki için taşınmazın elbirliği mülkiyeti olarak mirasçılar adına tescil edilmiş olması ve belediye ile vergi dairesine borç bulunmaması gerekir. Başvuru Web Tapu üzerinden randevu alınarak yapılır. İşlemin taşınmazın bulunduğu yerin tapu müdürlüğünde yapılması zorunlu değildir; seçilen başka bir tapu müdürlüğünde de işlem yapılabilir. Bu durumda başvurulan müdürlük, taşınmazın bağlı olduğu müdürlükten yetki ister ve taşınmaz üzerinde bir engel bulunmadığı sürece yetki verilir. Bu süreç, iki müdürlük arasındaki yazışma nedeniyle işlemi bir süre uzatabilir.</p>
<p dir="ltr">İşlem günü devreden ve devralan mirasçılar ya da özel yetkili vekilleri tapu müdürlüğünde hazır bulunur ve resmi senet imzalanır. Satış bedelinin banka yoluyla ödenmesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlar.</p>
<h2 dir="ltr">VI. SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ KİMLER ARASINDA YAPILABİLİR?</h2>
<p dir="ltr">Satış suretiyle pay temliki, elbirliği mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda yalnızca mirasçılar arasında yapılabilir. Mirasçılık belgesinde adı geçmeyen bir kişiye, örneğin bir mirasçının eşine veya bir yabancıya, elbirliği payı tapuda doğrudan devredilemez. Mirasçının ölümü hâlinde onun mirasçıları kendi mirasçılık belgeleriyle intikal yaptırarak elbirliği ortaklığına dahil olur ve pay temliki yapabilir.</p>
<p dir="ltr">Mirasçılardan biri küçük veya kısıtlıysa, onun adına yapılacak pay devri işlemlerinde velinin veya vasinin yanı sıra mahkeme izninin de alınması gerekir. Vesayet altındaki kişi bakımından taşınmaz satışı, vesayet makamının izni gereken işlemlerdendir (TMK m. 462).</p>
<h2 dir="ltr">VII. SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ İÇİN İSTENEN BELGELER NELERDİR?</h2>
<ul dir="ltr">
<li>Devreden ve devralan mirasçıların kimlik belgeleri; temsil varsa özel yetkili vekâletname, vasi kararı veya mahkeme izni.</li>
<li>Taşınmazın bulunduğu belediyeden alınan emlak vergisi değerini gösteren belge. Bu belge, belediyeye borç bulunması hâlinde verilmez.</li>
<li>Bina nitelikli taşınmazlarda zorunlu deprem sigortası (DASK) poliçesi.</li>
<li>Veraset ve intikal vergisi ilişik kesme belgesi. İntikalden sonraki ilk devir işlemi olduğundan pay temlikinde bu belge aranmaktadır.</li>
</ul>
<h2 dir="ltr">VIII. SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ ESNASINDA ÖDENMESİ GEREKEN HARÇLAR VE VERGİLER</h2>
<h3 dir="ltr">1. Tapu Harcı</h3>
<p dir="ltr">Pay temliki, mülkiyetin devri niteliğinde olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli 4 sayılı tarifenin 20/a bendi uyarınca tapu harcına tabidir. Harç, beyan edilen satış bedeli üzerinden, devreden ve devralan için ayrı ayrı binde 20 oranında alınır. Beyan edilen bedel, taşınmazın devredilen paya isabet eden emlak vergisi değerinden az olamaz; daha düşük bir bedel beyan edilirse harç emlak vergisi değeri üzerinden hesaplanır.</p>
<p dir="ltr">Tapu harcı = Beyan edilen satış bedeli × binde 20 (devreden ve devralan için ayrı ayrı)</p>
<p dir="ltr">Örnek: Emlak vergisi değeri 2.000.000 TL olan ve dört mirasçıya elbirliği hâlinde intikal eden bir taşınmazda, mirasçılardan biri kendisine düşecek dörtte birlik kısmı diğer bir mirasçıya 800.000 TL’ye satmış olsun. Devredilen kısmın emlak vergisi değeri 500.000 TL’dir; beyan edilen 800.000 TL bu tutarın üzerinde olduğundan harç bu bedel üzerinden hesaplanır. Devreden ve devralan, ayrı ayrı 800.000 × 0,02 = 16.000 TL tapu harcı öder. Toplam harç 32.000 TL’dir.</p>
<p dir="ltr">Gerçek satış bedelinin altında bedel beyan edilmesi, harç farkı ve vergi ziyaı cezası riskinin yanı sıra, satış bedeline ilişkin ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda ispat güçlüğüne de yol açar. Bu nedenle gerçek bedelin beyan edilmesi önerilir.</p>
<h3 dir="ltr">2. Döner Sermaye Ücreti</h3>
<p dir="ltr">Tapu müdürlüğü döner sermaye işletmesince belirlenen tarifeye göre ayrıca döner sermaye ücreti alınır.</p>
<h3 dir="ltr">3. Değer Artış Kazancı Vergisi</h3>
<p dir="ltr">Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesi uyarınca, ivazsız olarak, yani miras yoluyla edinilen taşınmazların satışından elde edilen kazanç değer artış kazancı olarak vergilendirilmez. Bu nedenle miras payını satan mirasçı, kural olarak bu satıştan dolayı değer artış kazancı vergisi ödemez. Ancak devralan mirasçı, satın aldığı payı ileride beş yıl içinde satarsa, bu pay bakımından değer artış kazancı doğabilir; çünkü bu payı karşılık ödeyerek edinmiştir.</p>
<h2 dir="ltr">IX. SONUÇ</h2>
<p dir="ltr">Miras kalan taşınmazlarda ilk adım, mirasçılık belgesine dayalı intikal işlemiyle taşınmazın mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil edilmesidir. Bu işlem harçtan muaftır ve tek bir mirasçının başvurusuyla yapılabilir. Mirasçılardan biri ortaklıktan çıkmak istiyorsa, payını diğer mirasçılara satış suretiyle pay temliki yoluyla devredebilir; bu işlemde ön alım hakkı doğmaz, ancak tapu harcı ödenir. Mirasçılar anlaşamazsa, arabuluculuk aşamasından sonra ortaklığın giderilmesi davası açılabilir. Her aşamada belediye ve vergi borçlarının önceden kapatılması, veraset ve intikal vergisi beyanname süresine uyulması ve işlemin tapuda resmi senetle yapılması, sürecin hızlı ve sorunsuz tamamlanmasını sağlar.</p>
<p dir="ltr">Dike Hukuk bünyesindeki diğer makalelerimize <a href="https://dikelaw.com.tr/makaleler/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p dir="ltr">NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</p>
<p dir="ltr">Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/tasinmaz-intikal-pay-temliki/">TAŞINMAZLARDA İNTİKAL VE SATIŞ SURETİYLE PAY TEMLİKİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/tasinmaz-intikal-pay-temliki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cansın KAYA]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 21:53:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[adli destek ve mağdur hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk teslimi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[velayet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana ve baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki hakkı, bu ilişkinin kurulmasına ilişkin karar ve usul yazımızda incelenmiştir.</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/">ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çocukla anne ve baba arasındaki kişisel ilişkiye dair ilamların ve tedbir kararlarının yerine getirilmesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile düzenlenmişti. İcra ve İflas Kanunu’ndaki düzenleme uyarınca çocukla kişisel ilişkiye dair ilam ve tedbirlerin yerine getirilmesi icra dairelerine bırakılmıştı. Bu durum oldukça eleştirilmiş ve getirilen bu eleştiriler neticesinde <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/11/20211130-1.htm">7343 Sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun</a> ile çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair usul değiştirilmiştir. Bu yazımızda yeni kanuni düzenlemeler çerçevesinde çocuk ile anne ve baba arasında kişisel ilişki kurulmasına dair kararlar ve usul incelenecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>I-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ NEDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı kendisine verilmeyen anne veya baba ile çocuk arasındaki görüşme ve iletişim kişisel ilişki kararıyla sağlanmaktadır. Kişisel ilişki kurma hakkı devredilemez ve vazgeçilemez nitelikteki haklardan olup sadece yüz yüze görüşmeyi değil her türlü iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen iletişimi kapsamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkı sınırsız bir hak değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 324 ana ve baba diğer tarafın kişisel ilişki kurma hakkını zedelemekten kaçınma yükümlülüğü altında olup kişisel ilişkiden dolayı çocuğun tehlikeye düşmesi, hakkın yükümlülüklere aykırı olarak kullanılması veya çocukla ilgilenmeme durumunun söz konusu olması halinde kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilmekte veya ilgilisinden alınabilmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>II-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINI KİMLER TALEP EDEBİLİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuğun velayeti kendisine bırakılmayan ebeveyn yani velayet hakkını haiz olmayan anne veya baba çocuk ile arasında kişisel ilişki kurulmasını talep edebilir. Üçüncü kişilerle çocuk arasındaki kişisel ilişki bu yazımızda incelenmemiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>III-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ HAKKINDAKİ YASAL DÜZENLEMELER NELERDİR?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı öncelikle Anayasa m. 41/3’te “<em>Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.</em>” şeklinde&nbsp;düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin taraf olduğu bazı uluslararası sözleşmelere baktığımızda, Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 9/3 ve m. 10/2; Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4/2 hükümlerinde kişisel ilişki kurma hakkı açıkça düzenlemiştir. 1980 Tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme ise düzenlediği konularla paralel olarak direkt kişisel ilişki kavramını kullanmamış olup orijinal metinde right of access kavramını kullanmış, bu kavram Türkçe metinde ziyaret hakkı olarak çevrilmiştir. Bu sözleşmenin 5. maddesinde ziyaret hakkının ne olduğu belirtilmiştir. Bu sözleşmeye dayanarak hazırlanan 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun m. 3/1-e düzenlemesiyle kişisel ilişki kurma lafzını kullanmıştır. Burada farklı terim kullanılmış olsa da içerik olarak kavram tamamen aynı niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TMK m. 323 “<em>Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir</em>” hükmü ile kişisel ilişkiyi düzenlemiştir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>IV-) ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDAKİ KİŞİSEL İLİŞKİ NASIL SAĞLANIR?</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>A-) BİR MAHKEME İLAM VEYA TEDBİR KARARI OLMALIDIR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 41/A-1 hükmünde çocukla kişisel ilişki için öncelikle bir ilam veya tedbir niteliğinde kararın olması gerektiği düzenlenmiştir. Ayrıca Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlam ve Tedbir Kararlarının Yerine Getirilmesine Dair Yönetmelik (Yönetmelik) m. 32 hükmünde de çocukla kişisel ilişki ilamı veya tedbir kararı için müdürlüğe başvurulabileceğini düzenlemiştir. Hak sahibi müdürlüğe başvururken ilgili kararı ibraz etmek zorundadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>B-) İLAMIN KESİNLEŞMESİ GEREKLİDİR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 350/2 ve m. 367/2 uyarınca aile hukukuna ilişkin kararların icrası için ilamın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki icra söz konusu olduğunda işbu maddelere istinaden henüz kesinleşmemiş bir kararın icrası söz konusu olamayacaktır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>C-) İLAMDA KİŞİSEL İLİŞKİYE DAİR BELİRLEMELER NET BİR ŞEKİLDE BELİRTİLMELİDİR.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme kararında kişisel ilişkiye dair düzenleme şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, herhangi bir tereddütün söz konusu olmaması veya bir imkansızlığın bulunmaması gerekmektedir. Burada hâkim tarih, saati şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlemeli, tarafların uygunluğu gözetilmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>D-)&nbsp;ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN KURULAN ADLİ DESTEK VE MAĞDUR HİZMETLERİ MÜDÜRLÜĞÜNE BAŞVURU</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İlam veya tedbir kararlarının yükümlü yani çocuk teslimi veya çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararı gereğince çocuğu teslim etmesi gereken kişi tarafından rıza ile yerine getirilmesinin beklenmektedir. Eğer yükümlü, yükümlülüğünü rızasıyla yerine getirmezse çocukla kişisel ilişki hakkına sahip olan, çocuğun yerleşim yeri adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Müdürlük, Yönetmelik m. 32 hükmüne istinaden ilam veya tedbir kararını inceler. Müdürlük geçerli bir ilam veya tedbir kararının olduğunu tespit ettikten sonra yükümlüyle irtibat kurar ve çocuk ile hak sahibinin kişisel ilişki kurabilmesi için çocuğun belirlenen yere getirilmesini bildirir. Burada bir tebligat usulünün öngörülmemiştir. Çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde müdürlük irtibata geçmeden direkt harekete geçebilir. Yönetmelik’te ise bu durum m. 30’da kaçırılma ihtimali söz konusu olursa irtibat kurulmaması durumu düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer yükümlüyle irtibat kurulamaz, yükümlü çocuğu getirmeyeceğini söyler ya da çocuk belirlenen yere getirilmezse bu durumda müdürlük&nbsp;çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair bir teslim emri düzenler ve tebligat hükümlerine uygun olarak yükümlüye gönderir.&nbsp; Bu teslim emrinde belirlenen yere ve zamanda çocuğun getirilme zorunluluğu ve bu yükümlülüğün tebligattan sonraki dönemde devam edeceği, bunun için yeniden emir çıkarılmayacağı; yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde disiplin hapsinin söz konusu olabileceği, bu iş ve işlemlere karşı bir hafta içinde aile mahkemesine şikâyet hakkının bulunduğu gibi hususlar belirtilir.&nbsp;</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>V-) İLAM VEYA TEDBİR KARARLARININ YERİNE GETİRİLMESİNE MUHALEFET</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelik m. 50 uyarınca çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket eden veya emrin yerine getirilmesini engelleyen olursa bu kişi bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu konu hakkında sıkça sorulan sorular için https://magdur.adalet.gov.tr adresinden yararlanabilir, detaylı bilgi almak için <u>iletişim formunu doldurarak</u> veya <u>telefonla</u>  <a href="https://dikelaw.com.tr/">Dike Hukuk Bürosuna</a> ulaşabilirsiniz.</em></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/">ANA VE BABA İLE ÇOCUK ARASINDA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/cocukla-kisisel-iliski/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NAFAKA ARTIRIM DAVASI</title>
		<link>https://dikelaw.com.tr/nafaka-artirim-davasi/</link>
					<comments>https://dikelaw.com.tr/nafaka-artirim-davasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aytekin AKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 15:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile & Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aile birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Av. Aytekin AKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk nafakası]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRAK]]></category>
		<category><![CDATA[NAFAKA]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka artırım]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka artırım davası]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka davası]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir nafakası]]></category>
		<category><![CDATA[TMK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://dikelaw.com.tr/?p=2276</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Nafaka artırım davası, mahkemece daha önce hükmedilmiş bir nafakanın, tarafların ekonomik koşullarında veya ihtiyaçlarında meydana gelen değişiklikler nedeniyle artırılması amacıyla açılan davadır. Yüksek enflasyon döneminde yıllar önce belirlenen nafaka tutarları kısa sürede alım gücünü yitirdiğinden, nafaka artırım davası uygulamada en sık açılan aile hukuku davalarından biridir. Bu dava özellikle nafaka alacaklısının ve velayet altındaki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/nafaka-artirim-davasi/">NAFAKA ARTIRIM DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p dir="ltr"> </p>
<p dir="ltr">Nafaka artırım davası, mahkemece daha önce hükmedilmiş bir nafakanın, tarafların ekonomik koşullarında veya ihtiyaçlarında meydana gelen değişiklikler nedeniyle artırılması amacıyla açılan davadır. Yüksek enflasyon döneminde yıllar önce belirlenen nafaka tutarları kısa sürede alım gücünü yitirdiğinden, nafaka artırım davası uygulamada en sık açılan aile hukuku davalarından biridir. Bu dava özellikle nafaka alacaklısının ve velayet altındaki çocuğun haklarının korunmasını amaçlar.</p>
<h2 class="wp-block-heading" dir="ltr">I. NAFAKA NEDİR? NAFAKA ARTIRIM DAVASI NE ANLAMA GELİR?</h2>
<p dir="ltr">Nafaka, kanunen geçim konusunda yardım etmekle yükümlü olan kişinin, bu yardıma ihtiyacı olan kişiye ödediği ve kural olarak aylık irat biçiminde belirlenen bir parasal yükümlülüktür. Boşanma ve ayrılık hukuku bakımından nafaka türleri; yoksulluk nafakası, iştirak (çocuk) nafakası ve tedbir nafakası olarak sınıflandırılır. Bunların dışında, yoksulluğa düşecek altsoy, üstsoy ve kardeşler arasında yardım nafakası da bulunmaktadır (TMK m. 364).</p>
<p dir="ltr">Nafaka kararları kesin hüküm niteliği taşımaz. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafaka yeniden belirlenebilir. Yoksulluk nafakası bakımından bu imkân TMK m. 176/4&#8217;te, iştirak nafakası bakımından ise TMK m. 182/son ve m. 331&#8217;de düzenlenmiştir. TMK m. 331 uyarınca durumun önemli ölçüde değişmesi hâlinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.</p>
<h2 dir="ltr">II. NAFAKA ARTIRIM DAVASI HANGİ DURUMLARDA AÇILIR?</h2>
<p dir="ltr">Nafaka artırım davası özellikle şu durumlarda açılır:</p>
<ul dir="ltr">
<li>Enflasyon nedeniyle nafakanın alım gücünün azalması. Nafakanın belirlendiği tarihten bu yana geçen sürede fiyatların artması, nafakanın gerçek değerinin düşmesine yol açar. Bu, artırım davalarının en yaygın sebebidir.</li>
<li>Nafaka yükümlüsünün gelirinde önemli bir artış olması. Yükümlünün terfi alması, gelir getiren yeni bir malvarlığı edinmesi veya iş yerinin büyümesi, nafakanın artırılmasını haklı kılabilir.</li>
<li>Nafaka alacaklısının ihtiyaçlarının artması. Alacaklının sağlık sorunları nedeniyle giderlerinin artması veya gelirinin azalması bu kapsamdadır.</li>
<li>Çocuğun ihtiyaçlarının değişmesi. Çocuğun yaşının büyümesiyle birlikte okul, dershane, kurs, sağlık ve sosyal giderlerinin artması, iştirak nafakasının artırılması için en güçlü gerekçelerdendir.</li>
</ul>
<h2 dir="ltr">III. TÜRLERİNE GÖRE NAFAKA ARTIRIMI</h2>
<p dir="ltr">Boşanma veya ayrılık sonucunda eşler, şartları varsa birbirlerine ve çocuklarına karşı nafaka yükümlülüğü altına girer. Artırım talebinin dayanağı ve usulü, nafakanın türüne göre farklılık gösterir.</p>
<h3 dir="ltr">A. İştirak Nafakası Artırım Davası</h3>
<p dir="ltr">TMK m. 182 uyarınca velayeti kendisine verilmeyen ana veya baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür. TMK m. 330&#8217;a göre nafakanın miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir; çocuğun kendi geliri de hesaba katılır.</p>
<p dir="ltr">İştirak nafakasının artırımında belirleyici olan, çocuğun büyüdükçe artan ihtiyaçlarıdır. Bu nedenle iştirak nafakası artırımı, yoksulluk nafakasına göre daha geniş yorumlanır ve yalnızca enflasyon oranıyla sınırlı tutulmaz. <a href="https://legalbank.net/belge/y-3-hd-e-2014-7240-k-2014-15733-t-03-12-2014/2308978/">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/7240 E., 2014/15733</a> K. sayılı kararında, velayet sahibi annenin boşanmadan sonra çalışmaya başlamış olmasına rağmen, son artırım davasının üzerinden beş yıl geçmesi ve çocuğun ihtiyaçlarının artması karşısında yıllık enflasyon oranındaki artışın yetersiz kalacağı ve hakkaniyete uygun bir artışa karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p dir="ltr">Bununla birlikte artırılan miktar, yükümlünün ödeme gücüyle orantılı olmalıdır. <a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2013-1557-k-2015-2021-t-30-09-2015-istirak-nafakasinin-artirilmasi-davasinda-taraflarin-gerc/1504787/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli, 2013/1557 E., 2015/2021 K. sayılı</a> kararında, nafakanın yükümlünün gelir ve giderleriyle orantısız biçimde belirlenmesinin doğru olmadığı vurgulanmıştır.  Velayet sahibi ebeveyn, iştirak nafakasının artırılmasını talep ederken değişen koşulları somut olarak ortaya koymalı ve delilleriyle mahkemeye sunmalıdır. Okul ve kurs kayıtları, sağlık giderleri faturaları ve çocuğun aylık giderlerini gösteren belgeler bu bakımdan önemlidir.</p>
<h3 dir="ltr">B. Yoksulluk Nafakası Artırım Davası</h3>
<p dir="ltr">Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eşin, diğer eşten mali gücü oranında talep edebileceği nafakadır (TMK m. 175). Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz.</p>
<p dir="ltr">Yoksulluk nafakasının artırılmasında Yargıtay’ın yerleşik ölçütü, tarafların ekonomik durumlarında olağanüstü bir değişiklik bulunup bulunmadığıdır. <a href="https://legalbank.net/belge/y-3-hd-e-2016-11305-k-2016-11631-t-17-10-2016/2618144/">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/11305 E., 2016/11631 K. sayılı</a> kararında, nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile yükümlünün gelir durumunda nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik bulunmadığı takdirde, yoksulluk nafakasının TÜİK tarafından yayımlanan ÜFE oranında artırılması ve böylece önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunması gerektiği belirtilmiştir. Taraflardan birinin durumunda olağanüstü bir değişiklik varsa, mahkeme ÜFE oranıyla bağlı olmaksızın hakkaniyete uygun bir artışa karar verir.</p>
<p dir="ltr">Anayasa Mahkemesi’nin 04.06.2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla TMK m. 175&#8217;teki süresiz olarak ibaresi iptal edilmiştir. İptal hükmü 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu karar mevcut yoksulluk nafakalarını kendiliğinden sona erdirmez ve artırım davası açma hakkını etkilemez. Ancak yasal düzenleme yapıldıktan sonra yoksulluk nafakasının süresine ilişkin yeni kuralların artırım davalarında da dikkate alınması gerekecektir.</p>
<h3 dir="ltr">C. Tedbir Nafakası ve Artırım</h3>
<p dir="ltr">Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası sırasında (TMK m. 169) ya da evlilik devam ederken birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde (TMK m. 197) eşler ve çocuklar için hükmedilen geçici bir nafakadır. Tedbir nafakasında kusur aranmaz; eşler birlikte yaşasın ya da yaşamasın, evlilik birliği devam ettiği sürece talep edilebilir.</p>
<p dir="ltr">Tedbir nafakasının artırılmasının usulü, nafakanın hangi kapsamda verildiğine göre değişir. Boşanma davası sırasında TMK m. 169 uyarınca verilen tedbir nafakasının artırılması, ayrı bir dava açılmadan aynı boşanma dosyası içinde talep edilir. Hakim değişen koşullara göre tedbir kararını her zaman değiştirebilir. Boşanma davası açılmadan, ayrı yaşama nedeniyle TMK m. 197 uyarınca hükmedilen tedbir nafakası için ise koşulların değişmesi hâlinde ayrı bir artırım davası açılabilir (TMK m. 200). Boşanma kararının kesinleşmesiyle tedbir nafakası sona erer; bu tarihten sonra artırım ancak hükmedilmiş yoksulluk veya iştirak nafakası için istenebilir.</p>
<h2 dir="ltr">IV. NAFAKA ARTIRIMI NASIL HESAPLANIR?</h2>
<h3 dir="ltr">1. ÜFE Esaslı Hesap</h3>
<p dir="ltr">Taraflar arasında olağanüstü bir değişiklik yoksa, uygulamada artırım miktarı nafakanın en son belirlendiği tarihten dava tarihine kadar geçen süredeki TÜİK üretici fiyat endeksi (ÜFE) değişimine göre hesaplanır. <a href="https://legalbank.net/belge/y-2-hd-e-2023-6583-k-2024-4269-t-05-06-2024/5447563/">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 05.06.2024 tarihli, 2023/6583 E., 2024/4269 K. s</a>ayılı kararında, yoksulluk nafakasının yıllık artışının ÜFE oranına göre belirlenmesi gerektiği, TÜFE oranının esas alınmasının hatalı olduğu belirtilerek hüküm bu yönden düzeltilmiştir.</p>
<p dir="ltr">Artırılmış nafaka = Mevcut nafaka × (Dava tarihindeki ÜFE endeksi ÷ Nafakanın son belirlendiği tarihteki ÜFE endeksi)</p>
<p dir="ltr">Örnek: 2021 yılında aylık 2.000 TL olarak belirlenen bir yoksulluk nafakası için 2026 yılında artırım davası açıldığını, bu dönemde ÜFE endeksinin 4,5 kat arttığını varsayalım. ÜFE esaslı hesapla nafakanın aylık 2.000 × 4,5 = 9.000 TL’ye çıkarılması gündeme gelir. Mahkeme, tarafların güncel ekonomik durumunu da gözeterek bu tutarı hakkaniyete uygun biçimde belirler.</p>
<h3 dir="ltr">2. Hakkaniyet Esaslı Hesap</h3>
<p dir="ltr">Yükümlünün gelirinde önemli bir artış olmuşsa, alacaklının ihtiyaçları belirgin biçimde artmışsa ya da iştirak nafakasında çocuğun ihtiyaçları büyümüşse, ÜFE oranı yalnızca bir başlangıç ölçütüdür. Mahkeme TMK m. 4 uyarınca hakkaniyete göre karar verir. Bu durumda tarafların gelirleri, giderleri, bakmakla yükümlü oldukları kişiler ve sosyal durumları kolluk araştırmasıyla belirlenir; SGK, tapu, araç ve banka kayıtları getirtilir.</p>
<h3 dir="ltr">3. Gelecek Yıllar İçin Otomatik Artış</h3>
<p dir="ltr">Hâkim, istem hâlinde, nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (yoksulluk nafakası için TMK m. 176/4, iştirak nafakası için TMK m. 330/3). Uygulamada bu, nafakanın her yıl ÜFE oranında artırılması şeklinde hüküm altına alınır. Bu talep, her yıl yeniden artırım davası açma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için dava dilekçesinde mutlaka yer almalıdır. Mahkeme talep olmaksızın bu yönde karar veremez.</p>
<p dir="ltr"><a href="https://legalbank.net/belge/y-2-hd-e-2025-10820-k-2026-5696-t-01-06-2026/7280347/">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2026 tarihli, 2025/10820 E., 2026/5696 K. sayılı</a> kararında, iştirak nafakasının yıllık ÜFE artışının, kararın kesinleştiği yılı takip eden yıldan itibaren başlatılması gerektiği; başlangıç tarihinin ilk derece kararının tarihine göre belirlenmesinin hatalı olduğu belirtilerek hüküm düzeltilmiştir.</p>
<h3 dir="ltr">4. Artırımın Başlangıç Tarihi</h3>
<p dir="ltr">Artırılan nafaka kural olarak dava tarihinden itibaren geçerli olur. Geçmiş dönemler için artırım istenemez. Bu nedenle nafakanın değer kaybettiği fark edildiğinde dava açılmasının geciktirilmemesi, hak kaybını önler.</p>
<h2 dir="ltr">V. DAVA AŞAMASI</h2>
<h3 dir="ltr">A. Başvuru Süreci</h3>
<h4 dir="ltr">1. Hazırlık</h4>
<p dir="ltr">Dava açmadan önce, nafakanın en son belirlendiği kararın kesinleşme şerhli örneği temin edilmeli ve artırımı gerektiren değişiklikler belgelerle desteklenmelidir. Maaş bordroları, SGK hizmet dökümü, kira sözleşmesi, okul, kurs ve sağlık giderlerine ilişkin faturalar bu bakımdan önemlidir.</p>
<p dir="ltr">Nafaka artırım davası açmak için herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi yoktur. Koşullar bulunduğu sürece dava her zaman açılabilir. Artırım davasının reddedilmesi, koşullar daha sonra değiştiğinde yeni bir artırım davası açılmasına engel değildir; çünkü nafaka kararları değişen koşullara göre yeniden değerlendirilebilen kararlardır.</p>
<h4 dir="ltr">2. Görevli ve Yetkili Mahkeme</h4>
<p dir="ltr">Nafaka artırım davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir (4787 sayılı Kanun m. 4). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi görevlidir.</p>
<p dir="ltr">Yetki bakımından nafaka artırım davaları için kanunda özel bir kesin yetki kuralı öngörülmemiştir. HMK m. 6&#8217;daki genel yetki kuralı uyarınca davalının, yani nafaka yükümlüsünün yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Uygulamada nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinde açılan davalara da sıkça rastlanmaktadır. Yetki kesin olmadığından, davalı süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa dava açıldığı yerde görülmeye devam eder.</p>
<h4 dir="ltr">3. Dava Açma</h4>
<p dir="ltr">Dava, yetkili aile mahkemesine verilecek bir dilekçeyle açılır. Dilekçede mevcut nafaka miktarı, nafakanın hangi kararla ve ne zaman belirlendiği, artırımı gerektiren değişiklikler, talep edilen yeni nafaka miktarı ve gelecek yıllar için ÜFE oranında artış talebi açıkça gösterilmelidir. Dava değeri ve harç, talep edilen artış miktarının bir yıllık tutarı üzerinden hesaplanır.</p>
<h4 dir="ltr">4. Davanın Görülmesi</h4>
<p dir="ltr">Nafaka artırım davası basit yargılama usulüne tabidir. Mahkeme, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını kolluk aracılığıyla araştırır, ilgili kurumlardan kayıtları getirtir ve tarafların gösterdiği delilleri değerlendirir. Taraflar tanık deliline dayanmışsa mahkeme duruşma açmadan dosya üzerinden karar veremez. <a href="https://legalbank.net/belge/y-hgk-e-2020-728-k-2022-237-t-01-03-2022/7166404/">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.03.2022 tarihli, 2020/2-728 E., 2022/237 K. sayılı</a> kararında, tanık deliline dayanılan iştirak nafakası artırım davasında duruşma yapılmadan karar verilmesinin hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği kabul edilerek direnme kararı bozulmuştur.</p>
<h4 dir="ltr">5. Karar ve Kanun Yolu</h4>
<p dir="ltr">Mahkeme, deliller ışığında nafakanın artırılmasına, talebin kısmen kabulüne veya reddine karar verir. Hükmedilecek miktar, mahkemenin takdirine göre şekillenir ve talep edilenden fazlasına karar verilemez.</p>
<p dir="ltr">Kanun yolu bakımından kesinlik sınırına dikkat edilmelidir. Nafaka davalarında kesinlik sınırı, uyuşmazlık konusu nafakanın bir yıllık tutarına göre belirlenir. <a href="https://legalbank.net/belge/y-2-hd-e-2025-10820-k-2026-5696-t-01-06-2026/7280347/">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yukarıda anılan 2025/10820 E., 2026/5696 K. sayılı</a> kararında, bir yıllık nafaka tutarı dava tarihindeki temyiz kesinlik sınırının altında kalan nafaka hükmüne yönelik temyiz isteminin reddine karar vermiştir. Bu nedenle düşük tutarlı artırım taleplerinde istinaf aşamasının son kanun yolu olabileceği gözetilmelidir.</p>
<h3>B. Önemli Hususlar</h3>
<p dir="ltr">Artırımı haklı kılan ekonomik değişikliklerin belgelendirilmesi, davanın sonucunu doğrudan belirler. Mahkeme yükümlünün ödeme gücünü de gözetir; bu nedenle yükümlünün gelirine ilişkin bilgi ve belgelerin de dosyaya sunulması önemlidir.</p>
<p dir="ltr">Nafaka yükümlüsü artırım talebine karşı savunmada bulunabilir ve gelirinin azaldığını, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin arttığını veya alacaklının durumunun düzeldiğini ileri sürebilir. Yükümlü bu durumda karşı dava açarak nafakanın azaltılmasını veya şartları varsa kaldırılmasını da talep edebilir. Karşı davada da hukuki sebepler ve deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>
<h3 dir="ltr">C. Anlaşmalı Boşanmalarda Nafaka Artırım Davası</h3>
<p dir="ltr">Anlaşmalı boşanmada eşler, nafakanın verilip verilmeyeceğini ve miktarını protokolle belirler. Protokolle belirlenen nafaka da hâkimin onayıyla boşanma kararının parçası hâline geldiğinden, mahkeme kararıyla belirlenmiş diğer nafakalar gibi değişen koşullara göre artırılabilir. Protokolde nafakanın her yıl belirli bir oranda veya ÜFE oranında artacağı kararlaştırılmışsa, bu hüküm uygulanır; ancak olağanüstü bir değişiklik hâlinde ayrıca artırım davası açılması mümkündür.</p>
<h2 dir="ltr">VI. YÜKSEK MAHKEME KARARLARI</h2>
<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/11305, K. 2016/11631</strong></p>
<blockquote>
<p dir="ltr">“…TMK’nın 176/4. maddesine göre; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeye göre iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir. Bu doğrultuda yerleşen dairemiz uygulamasına göre; nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır…” </p>
</blockquote>
<p dir="ltr"><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/7240, K. 2014/15733</strong></p>
<blockquote>
<p dir="ltr">“…Her ne kadar davacı anne boşanma davasından sonra çalışmaya başlamış ise de en son nafaka artırım davasının üzerinden 5 yıl geçmesi, çocuğun ihtiyaçlarının artması nazara alındığında, yıllık enflasyon oranındaki artışın müşterek çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz olduğu açıktır. O halde davacı annenin katkısı ve müşterek çocuğun artan ihtiyaçları nazara alınarak TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre uygun bir nafaka artışına karar verilmesi gerekirken, nafaka artış talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…” </p>
</blockquote>
<p dir="ltr"><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.03.2022 tarihli, 2020/2-728 E., 2022/237 K. sayılı</strong> kararında; iştirak nafakasının artırılması davasının basit yargılama usulüne tabi olduğunu, taraflar tanık deliline dayanmışsa duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinin hukuki dinlenilme hakkını ihlal edeceğini belirtmiştir.</p>
<p dir="ltr"><strong>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 05.06.2024 tarihli, 2023/6583 E., 2024/4269 K. sayıl</strong>ı kararında; talep halinde yoksulluk nafakasına yıllık artış oranının ÜFE üzerinden belirlenmesi gerektiğini, TÜFE oranının esas alınmasının hatalı olduğunu belirtmiştir.</p>
<p dir="ltr"> </p>
<p dir="ltr">Yargıtay kararlarının tam metinlerine <a href="https://karararama.yargitay.gov.tr">Yargıtay Karar Arama</a> sisteminden esas ve karar numaralarıyla ulaşılabilir.</p>
<p dir="ltr">NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.</p>
<p dir="ltr">Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: <a href="https://wa.me/905337608453">https://wa.me/905337608453</a></p>
<p><a href="https://dikelaw.com.tr/nafaka-artirim-davasi/">NAFAKA ARTIRIM DAVASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://dikelaw.com.tr">Dike Hukuk</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://dikelaw.com.tr/nafaka-artirim-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
