KADININ KENDİ SOYADINI KULLANMASI
Soyadı, bir kişinin kimliğinin en kalıcı ve en görünür unsurlarından biridir. Kişinin toplumsal, mesleki ve ailevi bağlarını temsil eden; boşanma, yeniden evlenme gibi özel hayata ilişkin durumları üçüncü kişilere ister istemez açık eden bir kişilik değeridir. Türk hukukunda uzun yıllar boyunca bu değer, erkekler bakımından doğumla kazanılıp ömür boyu korunan bir hak olarak tanınırken kadınlar bakımından evlilikle birlikte kendiliğinden değişen, iradeye bağlı olmayan bir zorunluluğa dönüşmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 187. maddesinin birinci cümlesi, evlenen kadının kocasının soyadını almasını öngörmekte ve kadına ancak kocasının soyadının önünde kendi soyadını da kullanma imkanı tanımaktaydı. Bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2023 tarihli kararıyla iptal edilmiş ve karar 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ne var ki iptal kararının üzerinden geçen sürede yasama organı yeni bir düzenleme yapmadığından uygulamada belirsizlikler ve daireler arası tereddütler ortaya çıkmıştır. Bu makalede, iptal kararının hukuki temelleri, yarattığı normatif boşluk, güncel Yargıtay içtihadı ve iptal sonrası idari uygulamadaki çelişkiler ele alınmaktadır.
I. Hukuki Durum
İptal edilen düzenlemeye göre kadın, evlenmekle kocasının soyadını alıyordu. Kanun kadına yalnızca sınırlı bir seçimlik hak tanımaktaydı: Evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde kendi bekarlık soyadını da kullanabilmekteydi.
Bu düzenlemenin iki temel sonucu vardı:
- Birincisi, kadının evlilikle birlikte doğumla kazandığı soyadını tek başına kullanma imkanı bulunmuyordu. Kadın ya yalnızca kocasının soyadını ya da her iki soyadını birlikte kullanabiliyordu.
- İkincisi, evlenen erkek doğumdan gelen soyadını hiçbir işleme gerek olmaksızın koruyabilirken, kadın için bekarlık soyadını koruyabilmesi için ek idari külfetler söz konusuydu.
Bu durum, uzun yıllar boyunca hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem de Anayasa Mahkemesi önünde çok sayıda bireysel başvuruya konu olmuştur. AİHM, kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasına izin verilmemesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayata saygı hakkını düzenleyen 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılık yasağını içeren 14. maddesinin ihlali olarak değerlendirmiştir.
II. Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı
A. Kararın Künyesi ve Yürürlük Tarihi
Anayasa Mahkemesi, İstanbul 8. Aile Mahkemesi’nin somut norm denetimi başvurusu üzerine, 22.02.2023 tarihli ve E.2022/155, K.2023/38 sayılı kararıyla, TMK m. 187’nin birinci cümlesinin iptaline karar vermiştir. Karar 28.04.2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Mahkeme, yasama organının yeni bir düzenleme yapabilmesi için dokuz aylık bir süre öngörmüş ve bu süre uyarınca iptal kararı 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Belirtmek gerekir ki bu, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin ilk kararı değildir. Mahkeme, 2011 tarihli önceki bir kararında benzer bir iptal talebini reddetmişti. 2023 tarihli karar, bu içtihadın on iki yıl sonra terk edilmesi ve eşitlik ilkesi lehine dönüşmesi anlamına gelmektedir.
B. İptalin Anayasal Gerekçesi
Anayasa Mahkemesi, iptal kararında düzenlemeyi Anayasa’nın 2. (hukuk devleti), 10. (kanun önünde eşitlik), 17. (kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı), 20. (özel hayatın gizliliği), 90. (milletlerarası antlaşmaların iç hukuktaki yeri) ve 153. (Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı) maddeleri ışığında değerlendirmiştir.
Kararın özünde iki temel gerekçe yer almaktadır:
- Eşitlik ilkesinin ihlali: Mahkeme, evlenmeden önceki soyadının evlilikten sonra da tek başına kullanılması bağlamında kadın ile erkek arasında öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Erkeğin doğumla kazandığı soyadını ömür boyu koruyabilmesine karşılık, kadının evlilikle birlikte bu soyadını kaybetmesi, cinsiyete dayalı ve haklı bir gerekçesi bulunmayan bir ayrım oluşturmaktadır.
- Kamu yararı savunmasının reddi: Düzenlemenin gerekçesi olarak ileri sürülen nüfus kayıtlarındaki karışıklığın önlenmesi ve soy bağının sağlıklı tespiti şeklindeki kamu yararı iddiası Mahkeme tarafından kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre bu kamu yararının sağlanmasının yegâne yolu, kadının kendi soyadını ancak eşinin soyadının önünde kullanabilmesi değildir. Söz konusu idari kaygılar, kimlik numarası ve kayıt bütünlüğü gibi teknik araçlarla zaten yönetilebilir niteliktedir.
Mahkeme ayrıca, Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasına dayanarak, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hüküm içermesi hâlinde antlaşma hükümlerinin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu itibarla, kadın ve erkeğin evlilik sonrası soyadları bakımından eşit haklara sahip olmasını öngören uluslararası düzenlemeler, iç hukukun aksi yöndeki hükmüne üstün tutulmuştur.
III. İptal Sonrası Uygulamadaki Belirsizlik
İptal kararının en tartışmalı yönü, yarattığı yasal boşluktur. Anayasa Mahkemesi’nin yasama organına tanıdığı dokuz aylık süre 28.01.2024 tarihinde dolmuş ancak bu tarihe kadar TBMM, evlenmenin kadının soyadına etkisini düzenleyen yeni bir hüküm ihdas etmemiştir. Bunun sonucunda TMK m. 187, güncel bir normatif metinden yoksun kalmıştır: Maddenin iptal edilen birinci cümlesi yürürlükten kalkmış, yerine yeni bir kural konulmamıştır.
Bu durum iki sorun doğurmaktadır.
- Birincisi, iptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte TMK m. 187’nin iptal edilen hükmü artık uygulanamaz hale gelmiştir.
- İkincisi ise Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuatta (yönetmelik hükümlerinde), iptal edilen kanun hükmüyle aynı içerikte düzenlemelerin varlığını sürdürmesidir. İptal kararının yalnızca kanun hükmüne yönelik olması, buna paralel yönetmelik düzenlemelerinin akıbetini tartışmalı kılmakta ve idarenin bu yönetmelik hükümlerine dayanarak işlem tesis edip edemeyeceği sorusunu gündeme getirmektedir.
Nitekim iptal kararının üzerinden geçen sürede kamuoyuyla paylaşılan yargı paketi taslaklarında, iptal edilen hükmün özü itibarıyla korunmaya çalışıldığı yönünde eleştiriler dile getirilmiştir. Bu tartışmalar, meselenin teknik bir kanun boşluğu olmaktan öte, yasama organı ile Anayasa Mahkemesi arasındaki içtihadın bağlayıcılığına ilişkin daha temel bir gerilimi barındırdığını göstermektedir. Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağladığından, iptal edilen bir hükmün aynı içerikle yeniden yasalaştırılması ciddi bir anayasaya uygunluk sorunu yaratacaktır.
Uygulamada en çok tereddüt yaratan konulardan diğerleri, iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra kadının hangi usulle kendi soyadını tek başına kullanabileceğidir. Bu noktada, yeni evlenecek kadınlar ile hâlihazırda evli olan kadınlar arasında ayrım yapmak gerekmektedir. Öte yandan idari uygulamada henüz tam bir birlik sağlanamadığını dürüstçe belirtmek gerekir.
A. Yeni evlenecek kadınlar bakımından
İptal kararının mantığı gereği, 28.01.2024’ten sonra evlenecek bir kadının, nikah sırasında evlendirme memuruna beyanda bulunarak yalnızca kendi soyadını taşımayı seçebilmesi beklenir. Anayasal bir hak niteliği taşıması nedeniyle, bu tercih için kural olarak nikâh memurluğuna veya nüfus müdürlüğüne verilecek bir dilekçenin yeterli olması gerektiği savunulmaktadır. Ne var ki uygulamada bazı nüfus müdürlüklerinin, yerine geçecek bir kanun hükmünün bulunmadığı (yasal boşluk) gerekçesiyle bu idari başvuruları reddedebildiği görülmektedir. Dolayısıyla idari yolun sonuç vereceği her somut olayda garanti değildir.
B. Halihazırda evli kadınlar bakımından
İptal kararı yürürlüğe girmeden önce evlenmiş ve eşinin soyadını almış kadınların durumu daha nettir: Bu kişilerin yalnızca kendi soyadlarını kullanabilmeleri için, mevcut uygulamada büyük ölçüde aile mahkemesinde dava açmaları gerekmektedir. İdari başvurusu reddedilen kadınlar için de yargı yolu güncel pratikte fiilen zorunlu hâle gelebilmektedir.
C. Çift soyadı kullanımı bakımından
Kadının kendi soyadını eşinin soyadının önünde birlikte kullanmak istemesi hâlinde ise, nüfus müdürlüğüne ya da e-Devlet üzerinden yapılacak başvuru yeterli olup, dava açılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu, mevcut uygulamada en sorunsuz işleyen seçenektir.
Bu durum ortada temel bir hak niteliğinde tanınmış bir yetki bulunmasına rağmen, bu hakkın kullanımının usul bakımından hâlâ belirsizlik taşıdığını ve pek çok durumda yargı yoluna başvurmayı gerektirebildiğini göstermektedir. Bu belirsizlik, esasen yasama organının Anayasa Mahkemesi kararının gereğini yerine getirmemesinden kaynaklanmaktadır.
IV. Güncel Yargıtay Yaklaşımı
Yargıtay’ın konuya ilişkin yerleşik içtihadı, esasen Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından da önce şekillenmeye başlamıştı ve iptal sonrası dönemde bu içtihat pekişmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli, 2014/889 E. ve 2015/2011 K. sayılı kararı, bu alandaki dönüm noktalarından biridir. Kararda, evlilik birliği içinde kızlık soyadının kullanılması istemi bakımından haklı bir gerekçenin bulunmasının aranmayacağı ve bu hakkın AİHS’nin 8. ve Anayasa’nın 17. maddeleri kapsamında korunan bir kişilik hakkı niteliği taşıdığı benimsenmiştir. Böylece kadının kendi soyadını tek başına kullanma talebi, herhangi bir “haklı sebep” ispatı külfetinden kurtarılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2023 tarihli, 2023/5977 E. ve 2023/5345 K. sayılı kararında da, kadının kızlık soyadını tek başına kullanması için haklı bir gerekçeye ihtiyaç duyulmadığı teyit edilmiş ve yerel mahkemenin kabul hükmü onanmıştır. Bu karar, iptal kararının yürürlüğe girmesinden hemen önceki dönemde dahi yargısal eğilimin, kadının soyadı üzerindeki iradesini esas alan yönde sağlamlaştığını göstermektedir.
Yargıtay’ın yaklaşımında, talebin değerlendirilmesinde başvurulan sınırlı ölçütlerin de altını çizmek gerekir. Yargısal denetimde öne çıkan hususlar talebin kişilik hakkı boyutu, talebin kötü niyetli olup olmadığı ve talebin üçüncü kişiler bakımından açık bir karışıklık yaratıp yaratmadığıdır. Ancak karışıklığın tek başına temel bir hakkı ortadan kaldıracak güçte görülmemesi gerektiği ve bu tür idari kaygıların kayıt sistemi araçlarıyla giderilebileceği vurgulanmaktadır.
V. Dava Yolu Ve Kararın İcrası
Yalnızca kendi soyadını kullanmak isteyen ve idari yoldan sonuç alamayan kadınlar bakımından açılacak davada dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Görevli mahkeme: Uyuşmazlık, evliliğin genel hükümleri çerçevesinde kadının soyadının düzenlenmesine ilişkin olduğundan, görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.
- Husumet (davalı sıfatı): Kadının evlilik birliği içinde yalnızca kendi soyadını kullanmak amacıyla açacağı dava, uygulamada Nüfus Müdürlüğü’ne (ve duruma göre eşine) karşı yöneltilmektedir. Bu noktada husumetin doğru yöneltilmesi, davanın usulden reddini önlemek bakımından kritik önem taşır; iptal öncesi dönemde en sık rastlanan hatalardan biri, talebin yanlış tarafa yöneltilmesiydi.
- Kararın icrası: Mahkeme kararı verilip kesinleştikten sonra, ilgili nüfus müdürlüğüne başvurularak soyadı değişikliğinin kütüğe işlenmesi ve akabinde yeni kimlik belgesinin düzenlenmesi talep edilmelidir.
- Yabancı eş hali: Eşi yabancı olan ve evlenmekle yabancı eşinin soyadını almış kadının önceki soyadına dönmesi taleplerinde de yargı yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu tür nüfus kaydı düzeltme davalarında usulî kazanılmış hak ilkesinin kamu düzenine ilişkin niteliği bakımından ayrıca dikkatli olunmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2023 tarihli iptal kararı, Türk hukukunda kadının soyadı meselesinde eşitlik ilkesi lehine köklü bir dönüşümü ifade etmektedir. Karar, soyadının cinsiyete dayalı olarak farklı bir hukuki rejime tabi tutulmasının anayasal eşitlik ve özel hayata saygı ilkeleriyle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay içtihatları da, kadının kendi soyadını tek başına kullanma talebini haklı sebep aramaksızın korunan bir kişilik hakkı olarak istikrarlı biçimde tanımaktadır.
Bununla birlikte, yasama organının iptal kararının gereğini yerine getirerek yeni ve hem uluslararası mahkeme kararlarına hem de Anayasa’ya uygun bir düzenleme yapmamış olması, uygulamada ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır. Temel bir hak olarak tanınan yetkinin kullanımı, günümüzde hâlâ idari uygulamanın tutarsızlığına ve çoğu durumda dava açma külfetine bağlı kalmaktadır. Bu tablo karşısında, kadının soyadına ilişkin uyuşmazlıklarda somut olayın koşullarına göre idari başvuru ile yargı yolu arasındaki tercihin dikkatle değerlendirilmesi ve husumetin doğru yöneltilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından belirleyici önem taşımaktadır. Nihai ve kalıcı çözüm ise, ancak yasama organının Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine uygun, eşler arasında soyadı seçiminde tam eşitliği sağlayan bir düzenleme yapmasıyla mümkün olacaktır.
Aile hukuku alanında kaleme aldığımız diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.
NOT: Bu yazımız, bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İzinsiz paylaşılması halinde, hukuki süreç başlatılacaktır.
Dike Hukuk ile iletişime geçmek için: https://wa.me/905337608453, https://dikelaw.com.tr/





Cevap Yaz
Tartışmaya katılmak mı istiyorsun?Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!